Prof. Dr. Kemal İnat TRT Haber’e Konuk Oldu

31 Temmuz 2015

Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Orta Doğu Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kemal İnat, TRT Haber’de yayınlanan Ayrıntı programına konuk oldu.

Prof. Dr. Kemal İnat, programda sunucu Fahrettin Altun’un Türkiye’nin ulusal ve uluslararası alanda teröre karşı yürüttüğü faaliyetler konusunda sorularını yanıtladı. Türkiye’de terörle mücadelede yeni bir dönem açıldığı söyleminin iddialı bir cümle olacağını belirten Prof. Dr. Kemal İnat, son dönemde PKK ile yürütülen barış sürecinde önemli ilerlemeler kaydedildiğini, ancak daha sonra sarsıntıya uğrayan bu sürecin devam etmesi noktasında tarafların aktif rolünün önemli olduğunu söyledi. Benzer süreçleri yaşayan diğer ülkelerde de benzer geri dönüşlerin yaşandığına işaret eden Prof. Dr. İnat, “Buna rağmen bu ülkelerde çabalar devam ettirilmiştir. Türkiye’nin de yürütülen bu diplomatik çabaları devam ettirebileceğini düşünüyorum. Bu konuda yeni bir aşamadan da bahsedebiliriz” ifadelerini kullandı.

Türkiye kendi güvenliği açısından bu operasyonları yapması gerekiyordu

Türkiye’nin IŞİD’e yönelik operasyonlarının yeni bir süreci başlattığına dikkat çeken İnat, şöyle devam etti: “Türkiye PKK konusunda geçmişte çok miktarda sınır ötesi operasyon gerçekleştirdi.  DAEŞ’e yönelik yapılan operasyonlar ise bu anlamda radikal bir örgüte yönelik olması dolayısıyla yeni bir olgu. Türkiye burada bir kararlılık gösterdi. DAEŞ, zihniyeti açısından bir takım tehditler oluşturmaya başlamıştı. Bu yönde de hem içeriden hem de dışarıdan Türkiye’ye yönelik eleştiriler geliyordu. Türkiye örgütün faaliyetlerini kısıtlama konusunda elinden geldiğince çaba sarfediyordu. Ancak en son Suruç’ta meydana gelen hadise örgütün doğrudan Türkiye’yi hedef alması anlamına geliyordu. O yüzden Türkiye’nin doğrudan bu olaya bir reaksiyon göstermesi gerekiyordu. Suriye konusunda daha önce açıklanan angajman kuralları vardı. Türkiye’nin bu kuralları örgütün sınırdaki faaliyetlerine yönelik neden yürütmediği sorgulanıyordu. Türkiye’nin yaptığı ise bu angajman kurallarını biraz da genişleterek uygulamasıdır. Türkiye kendi güvenliği açısından bu operasyonları yapması gerekiyordu.”

PKK ile bugün yapılan mücadele hukukun tesisi için

Türkiye’nin PKK ile uzun zamandır mücadele ettiğini ifade eden İnat, 90’lı yıllarda yapılan ve biraz da hukuk dışına taşan bu mücadelenin sorunu daha da büyüttüğünü söyledi. Şu anda yapılan mücadelenin 90’lı yıllarda yapılan mücadeleden ciddi bir şekilde farklı olduğunun altını çizen İnat, “Yapılan şey Türkiye’de birçok kesimin talep etiği bir şey. Bugünkü mücadele hukukun tesisi için yapılıyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta teröre zemin sağlayacak bir takım uygulamaların geri dönmemesi. Bölgede yaşayan vatandaşlarımız da bunlardan mutlu olacaktır. Oradaki hukuku ortadan kaldırıp kendi hukukunu inşa etmeye çalışanlar ise mutlaka bundan rahatsız olacaklardır” diye konuştu.

Türkiye’nin IŞİD ve PKK’ya yönelik eşzamanlı olarak yürüttüğü operasyonlar ile iki örgüt arasında bir ayrım yapmadan benzer bir şekilde tehdit olduğunu göstermeyi amaçladığına dikkat çeken İnat, Türkiye’nin Suriye’de IŞİD konusunda çeşitli politikalarının olduğunu, bu çerçevede haklı gördüğü unsurlarla bir takım ilişkilerinin de söz konusu olduğunu ifade etti. İnat, “Türkiye’nin bölgede yaşayan Türkmenlere yönelik de yardımları var. Türkiye’ye bu anlamda bir kara propaganda yapılmakta. Türkiye’nin o bölgede haklı olarak Esad rejimine karşı olan unsurlara yaptığı yardım ve destekler çarpıtıldı ve bunlar DAEŞ’e yapılan destekler olarak gösterilmeye çalışıldı. Uluslararası medyanın bir kısmında bu konuda çok ucuz bir politika benimsendi. Esad rejimine karşı olan tüm aktörler aynı kefeye kondu” ifadelerini kullandı.

Türkiye PKK’nın oyununu bozdu

PKK’nın çözüm süreci masasından kalkmasının sebebini bölgede şartların değiştiğini düşünmesine bağlayan İnat, şunları söyledi: “Uluslararası aktörler işin içine girdiğinde bölgesel aktörlerin yaptığı yorumlar çoğu zaman yanlış sonuçlar da verebiliyor. PKK bazı batı basın organlarında en kanlı örgüt olarak görülen DAEŞ’e karşı kahramanca mücadele eden özgürlük savaşçısı olarak tasvir ediliyordu. Bundan güç alan PKK ise masadan kalkıp cephede yeni bir pozisyon alarak, belki de masaya daha kuvvetli bir şekilde oturmayı düşünüyordu. Çünkü örgütün sürecin devam etmesinin önüne çıkardığı engelleri başka türlü açıklamak mümkün değil. Türkiye’nin operasyonu tam da bu noktada PKK’nın bu oyununu bozdu. Türkiye bu operasyonla aynı zamanda DAEŞ’in de kendisi için tehdit olduğu mesajını doğrudan vermiş oldu. Bu ABD başta olmak üzere batılı ülkeler tarafında da olumlu algılandı. Dolayısıyla onların PKK’ya bakış açıları da yavaş yavaş değişmeye başladı. Bu nedenle bu saldırıların gerçekleştirilmiş olabileceğini düşünüyorum. Sürecin devam ettirilmesi taraflar için de en doğru şey olacaktır.”

Bölge dışı aktörlerin tutumlarını bölgedeki örgütlerin konjonktürel pozisyonlarına bakarak belirlememesi gerektiğini vurgulayan İnat, bu örgütlerin bölgedeki kalıcılıklarının da bu noktada sorgulanması gerektiğini söyledi. İnat, şöyle devam etti: “Bölgedeki kalıcı aktörler bölgedeki ülkeler. PKK’nın hem kendi çıkarları açısından hem bölge halklarının çıkarları açısından Türkiye ve İran ile ilişkilerine dikkat etmesi gerekiyor. Yanlış tasavvurlar sonucu masadan kalkan PKK’nın, masaya yeniden dönmesi ve Türkiye’ye yeniden süreci yürütmeye hazırım mesajı vermesi gerekiyor. Rasyonel olan budur. Esad ile işbirliğine de gidebilir. Bu aynı anlamda İran ile işbirliği anlamına da gelir. Ama bu Türkiye’ye karşı bir işbirliği anlamına da gelmemeli.

Türkiye işbirliği eksenli senaryoları zorlamalı

İran’ın batı ile yaptığı nükleer anlaşmadan sonra daha saldırgan bir politika izleyeceği yönünde bir takım yorumlar yapılıyor. İran nükleer konuda varılan uzlaşmanın meyvelerini henüz almadı. Uluslararası atom ajansı ile görüşmeler Ekim ayına kadar devam edecek. Yaptırımların da aşama aşama kalkması söz konusu olacak. Süreç içerisinde bazı sorunlar çıkabilir. İran’ın bu sorunu tam kendi istediği şekilde çözdüğünü söylemek bana göre doğru değil. İran kendi açısından bu sorunu belki de hafifletirken, başka bir sorunun içine çok fazla gömülmüş surumda. İran, Lübnan ve Hizbullah’ın yanı sıra Irak, Suriye, Yemen gibi bir çok ülkede kendini politikalarını savunmak zorunda hissediyor. Dolayısıyla bu İran’ı bölgede çok fazla parçaladı. İran bu şartlarda bölgede daha fazla etkili olamayacaktır. Bölge sorunlarının çözümü konusunda Türkiye ile işbirliği yapması daha doğru olacaktır. Bölgenin geleceğine yönelik aktörlerin çatıştığı felaket senaryoları iki ülkenin de çıkarına olmayacaktır. Türkiye bu konudaki çabalarına yeteri kadar karşılık alamadı ama bu çabalara ısrarla devam etmelidir. Aksi durumda Türkiye kendi çıkarlarını korumak için bölgesel bir takım ittifaklara girmesi gerekecektir. Bu anlamda Barzani ile kurmuş olduğu ilişkinin devam ettirilmesi çok büyük önem arz etmekte. Türkiye’nin işbirliği eksenli senaryoları zorlaması gerekiyor.

Türkiye ABD ilişkilerinde güce dayalı bir ilişki örneği görülmektedir. ABD küresel bir aktör. Son dönemde ABD’nin dikkatini Ortadoğu’dan Uzak Doğu’ya çevireceği yönünde yorumlar yapılıyor. Ben bu yorumların eksik olduğunu düşünüyorum. ABD Uzak Doğu’ya bundan sonra daha fazla önem verecektir ancak bu durum Ortadoğu’dan çekileceği anlamına gelmiyor. Küresel bir güç olarak ABD dünyanın her bölgesinde var olmak zorunda. Dolayısıyla Ortadoğu da politikanın parçası olmaya devam edecektir. Son dönemde Türkiye ile ABD arasında varılan uzlaşı da politikaların örtüşmesi sonucunda ortaya çıktı. Türkiye’nin de ABD’nin yaptığı gibi kendi çıkarları açısından gerektiğinde Şii ve Sünni aktörlerle, gerektiğinde de İran ve ABD ile bunun gibi işbirlikleri yapabilmesi gerekiyor.”

31/07/2015 – ST

7 kez görüntülendi.
31 Temmuz 2015 - 15:22