Sisi Rejiminin Dış Politika Çıkmazları

09 Şubat 2016

Yrd. Doç. Dr. İsmail Numan Telci – Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te gerçekleşen askeri darbe ile birlikte başlayan karşı-devrim süreci üç yıla yakın bir süredir ülkede huzursuzluk ortamının arttığı, istikrarsızlığın kronikleştiği ve ekonomik sıkıntıların derinleştiği bir ortam doğurdu.

Mısır’da üç yıldır kapalı tutulan parlamentonun faaliyetlerine başlaması kimilerince 3 Temmuz 2013’te gerçekleşen askeri darbe sonrası belirlenen siyasi geçiş sürecinin tamamlanışı olarak yorumlandı. Ancak insan hakları ihlallerinin sürdüğü, ekonomik sıkıntıların devam ettiği ve çatışma ortamı nedeniyle siyasi istikrarın belirsizliğini koruduğu bir ortamda Mısır’da geçiş sürecinin tamamlandığını ileri sürmek gerçekçi olmayacaktır. Bununla birlikte kurulan parlamentonun büyük oranda Sisi yanlısı siyasilerden oluşması, hükümetin Sisi tarafından atanmış olması ve yargı kurumlarının rejimin talimatıyla faaliyetlerini sürdürmesi de ülkede yasama, yürütme ve yargının kesin bir biçimde tek elde toplandığı bir ortama işaret etmektedir. Bu nedenle ülkede demokratik anlamda bir düzene doğru geçiş olduğunu söylemek doğru değildir.

Bunun farkında olan Sisi yönetimi halihazırdaki durumun sürdürülebilir olmadığı gerçeğini de kabul etmektedir. Bu nedenle son aylarda ülkede siyasi ve ekonomik anlamda istikrarı sağlama konusunda çabalarını yoğunlaştırmıştır. Bu anlamda en son taviz vermek isteyeceği konu olan Müslüman Kardeşler hareketine yönelik baskısını dahi azaltma ihtimalini değerlendiren Sisi yönetimi, dış politikasında da bazı değişikliklere gitmesi gerektiğini göz ardı etmemektedir.

Müslüman Kardeşler hareketine yönelik baskının azaltılması, Suudi Arabistan’la iyi ilişkilerin korunması ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ile yaşanan siyasi krizin sonlandırılması gibi politika tercihleri önümüzdeki dönemde Sisi yönetiminin ajandasını daha fazla meşgul edecektir. Dolayısıyla iç politikadaki istikrarı sağlama anlamında hayati öneme sahip bu üç konunun 2016 yılı boyunca Mısır siyasetini şekillendireceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Suudi Arabistan’la İlişkilerde“ Türkiye” Faktörü

Bu anlamda Kahire’nin en önemli seçeneği Türkiye ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmektir. Nitekim Mısır’ın Türkiye ile olan ilişkilerinin kriz halini sürdürmesi Suudi Arabistan’ı ciddi anlamda endişelendirmektedir. Siyasi istikrarı sağlayamamış, toplumsal barışı tesis edememiş ve ekonomik anlamda tarihinin en zayıf döneminde olan Mısır’ı bir yük olarak görmeye başlayan Riyad yönetimi, bölgesel politikalarda kendisine daha fazla katkı sağlayabilecek olan Türkiye’yi gerçek bir müttefik olarak görmektedir. Bu nedenle son dönemde Riyad’ın Sisi yönetimine Ankara ile ilişkilerini “normalleştirmesi” yönünde baskı yaptığı belirtilmektedir.

Bu çerçevede Mısır’ın sadece Türkiye’ye değil, Ankara tarafından desteklenen Müslüman Kardeşler hareketine yönelik baskısını da azaltması gerekecektir. Bunun bir göstergesi olarak Mısır’da Temyiz Mahkemesi’nin aralarında Muhammed Bedii ve Hayrat Şatır’ın da bulunduğu bazı İhvan liderlerine yönelik verilen idam kararlarını bozması ve yeniden yargılamaya hükmetmesi söylenebilir.

Bu kararın Müslüman Kardeşler hareketince de bir mesaj olarak algılanabileceği söylenebilir. Bu süreçte İhvan liderliği, darbe sonrasında sürdürdüğü politikayı yeniden gözden geçirerek değişen şartlara göre yeni bir strateji belirleme konusunda çaba göstermelidir. Özellikle Türkiye’nin yönlendirmesi ve arabuluculuğuyla geliştirilebilecek yeni stratejiyle Müslüman Kardeşler hareketi hem kendi içerisindeki krizden hem de Sisi yönetimi ve Suudi Arabistan rejimleri ile yaşadığı anlaşmazlıklardan bir çıkış noktası bulabilecektir.

Bu gelişmeler ve varsayımlar göz önünde bulundurulduğunda Suudi yönetiminin (ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin) ekonomik desteğine bel bağlayan Mısır’ın yakın dönemde Türkiye ile ilişkiler bağlamında ve Müslüman Kardeşler hareketine yönelik siyasetinde yeni açılımlar yapması beklenebilir. Aksi takdirde Kahire’nin Suudi yardımlarını riske etmesinin maliyeti çok daha büyük olabilecektir.

Sisi’nin Müttefikleri Çeşitlendirme Politikası

Ortadoğu’daki istikrarsızlıklar ve Suudi Arabistan’ın özellikle Kral Selman dönemindeki şüpheci yaklaşımı, Kahire’yi dış politikada yeni ittifaklar kurmaya zorlamıştır. Sisi yönetimi son dönemde pragmatist bir siyaset izleyerek dış politikadaki angajmanlarını farklılaştırmış ve ABD, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerle ekonomik işbirliklerine girmiştir. Sisi yönetimi bu ülkelerle geliştireceği işbirliklerinin ülke ekonomisine olumlu anlamda katkı sunmasını ümit etmektedir. Ancak söz konusu küresel aktörlerin Mısır’a desteğinin uzun vadeli olacağının garantisinin olmayacağı hatırlanmalıdır. Nitekim ülkede ekonomik gidişatın düzelmemesi ve siyasi istikrarsızlığın devam etmesiyle birlikte herhangi bir çatışma ortamı doğması ve Sisi rejiminin geleceğinin sorgulanması durumunda bu ülkeler kolayca politika değişikliğine gidebileceklerdir.

Bu durumu da dikkate alması gerektiğinin farkında olan Sisi yönetimi bu nedenle özellikle bölgedeki Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi müttefikleriyle ilişkilerini iyi tutmak isteyecektir. Bununla birlikte hem bölge politikalarında hem de enerji pazarında önemli bir aktör olan Türkiye ile de ilişkileri normalleştirmek Sisi yönetimi için en mantıklı politika tercihi olarak görülebilir.

Karşı-Devrimin Geleceği

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te gerçekleşen askeri darbe ile birlikte başlayan karşı-devrim süreci üç yıla yakın bir süredir ülkede huzursuzluk ortamının arttığı, istikrarsızlığın kronikleştiği ve ekonomik sıkıntıların derinleştiği bir ortam doğurmuştur. Ülkedeki tüm muhalif hareketlerin ciddi anlamda baskı gördüğü bu dönemde özellikle Müslüman Kardeşler teşkilatına, 6 Nisan Hareketine ve Sosyalist Devrimcilere yönelik hukuk dışı uygulamalar rejime karşı geniş kesimlerde oluşan öfkenin artmasına neden olmuştur. Ülkedeki bu gergin ortam ve buna paralel olarak ekonomik sorunların da devam etmesi, Mısır’ın halihazırdaki siyasi durumunun sürdürülemez olduğunun göstergesi. Askeri darbeden bu yana siyasi istikrarı sağlayamayan ve ekonomik sıkıntıları aşamayan Sisi yönetimi de gelinen noktada ülkede süregelen huzursuzluk ortamının sona ermesi adına yeni hamleler yapmak zorunda olduğunun farkında.

Atılması gereken bu adımların bazıları iç siyaseti ilgilendirirken daha önemli bir kısmı da dış politikayla ilgilidir. İçeride muhaliflere baskının azaltılması, insan hakları ihlallerinin sona ermesi, özgürlüklerin genişletilmesi ve ekonominin düzeltilmesi gibi darbe sonrası dönemde iç huzursuzluğa neden olan durumlarla ilgili iyileştirmeler yapılması Sisi rejiminin varlığını koruyabilmesinin başlıca koşuludur. Bununla birlikte dış politikada değişen bölgesel gelişmeler ışığında özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi ülkelerle ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi Sisi rejimi açısından gelecek dönemin ana gündem maddesini oluşturacaktır. Bununla birlikte Kahire, İran’ın bölgesel politikalarda artan etkisini daha dikkatli biçimde izlemeli ve kendi müttefiklerinin de önceliklerini göz önünde bulundurarak yeni politikalar geliştirmelidir. Riyad ile Tahran arasındaki bölgesel nüfuz mücadelesinin hızlanarak derinleşmesi, Türkiye’nin bölgesel politikalarda Suudi Arabistan’la işbirliğini ilerletmesi, Rusya ile Türkiye arasında yaşanan krizin Ankara’yı Ortadoğu’ya dair politikalarında değişime zorlaması ve son gelişmelerin ardından Türkiye’nin enerji kaynaklarını farklılaştırmayı istemesi gibi yeni durumlar da önümüzdeki dönemde Mısır siyasetini etkileyecek gelişmeler arasında sayılmalıdır.

Mısır yönetimi, darbe sonrası dönemde yürüttüğü baskıcı politikaları sürdürmesinin ülkeyi istikrarsızlaştırmaya devam edeceğinin farkına varmalıdır. Bununla birlikte Sisi rejimi gerçekleştirmeyi hedeflediği ekonomik kalkınma planlarının başarılı olması için önce iç barışı sağlamalı, ayrıca bölge siyasetinde kendi müttefiklerinin yürüttüğü mücadelelere destek olmalıdır. Bu iki hedefe ulaşmada ilk olarak Müslüman Kardeşler teşkilatıyla uzlaşarak hareketi en azından toplumsal düzlemde dışlamayı sonlandırmalı, hatta siyaset sahnesinde söz söyleme hakkı sağlamalıdır. Dışarıda da özellikle Suudi Arabistan’la ilişkilerin sağlıklı biçimde devam edebilmesi ve İran’ın yayılmacılığına karşı mücadelenin başarılı bir şekilde sürdürülebilmesi için Türkiye ile ilişkileri normalleştirmenin yollarını aramalıdır.

Yeni Şafak Gazetesi – 10.02.2016

10.02.2016 – YC

2 kez görüntülendi.
09 Şubat 2016 - 10:50