Ortadoğu Konuşuldu

19 Aralık 2015

Sakarya Üniversitesi’nde düzenlenen konferansta son yıllarda dünya gündemini meşgul eden Ortadoğu sorunu tüm yönleriyle konuşuldu.

Sakarya Üniversitesi Ab-ı Hayat Öğrenci Topluluğu ve SASGEM (Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi) tarafından ‘Ortodoğu’yu Düşünmek’ isimli bir konferans düzenlendi. Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nde gerçekleştirilen konferansa konuşmacı olarak Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Başkanı ve Yıldırım Bayazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Akgün, SAÜ Ortadoğu Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kemal İnat ve Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Uysal katıldı.

Batı güç kaybetmeye başladı

Moderatörlüğünü Prof. Dr. Kemal İnat’ın yaptığı konferansta ilk sözü Prof. Dr. Birol Akgün aldı. Ortadoğu sorununun, küresel, bölgesel ve devlet-toplum düzeyinde üç aşamada analiz edilebileceğini kaydeden Akgün küresel system açısından eskiden beri hakim olan Batı merkezinin güç kaybetmeye başladığını söyledi. Batıdan Doğuya doğru bir güç kayması olduğunu belirten Akgün “Difüzyona uğrayan bir gücün varlığı ve yeni bir yapılanmanın oluşumu görülüyor. Batı dışı dünya denilen âlemin yükseldiği, Uzakdoğu ülkelerinin özellikle Çin, Hindistan gibi ülkelerin baş aktör olduğu dikkat çekiyor” dedi.

Batının uydusu iktidarlar işbaşında

Küresel sistemde bir kriz yaşandığına dikkat çekin Akgün sözlerini şöyle sürdürdü: “İkinci kriz aslında bununla bağlantılı olarak bizim coğrafyamızda yaşanıyor. Küresel sistemde ki en kırılgan konumlardan birisi bizim coğrafyamızda devam eden süreçtir. II. Dünya savaşı sonrasında postkolonyal dönemde coğrafya da kurulan düzen öyle halkların rızasına, olayına , meşruiyetine dayalı bir düzen değildi. Daha çok yukardan empoze edilmiş olan batı çıkarları ile kendi çıkarlarını birleştiren müstevlilerin bölgede kurduğu seküler, otoriter rejimler aslında  bağımsızlığını büyük mücadeleler sonunda kazanmış halkların varlıklarını yok saydılar. Sadece Cezayir de bir buçuk milyonu aşkın insan bağımsızlığını kazanmak için şehid oldu. Ancak paradoksal bir biçimde bu coğrafyaların tamamında Batı’nın uydusu iktidarlar işbaşına geçtiler. Batının çıkarları ile uyumlu bir jeopolitiğin bir parçası olarak Saddamlar, Esedler Burgibalar, gibi tipik seküler otoriter sistemler ya da İslam kaynaklı monarşiler üzerinden idare edilen bir sistem inşa edildi.”

Ortadoğu birçok bakımdan kritik bir bölge

Prof. Dr. Akgün, ‘Ortadoğunun neden bu kadar bela ve sürekli çatışmaların merkezi olduğu’ sorusunun cevabının bölgenin birçok bakımdan kritik bir bölge olması olduğunu söylerek bunları şöyle sıraladı:

“Bir kere bu bölge manevi kültürel olarak kritik büyük ülkelerin doğduğu bir merkezdir. Bu anlamda taşıdığı önemli enerji jeopolitiği bakımından  önemlidir. Bir kere bölgenin dünya petrol rezervlerinin büyük bir çoğunluğuna sahip olması bölgeyi sürekli bir iktidar çekişmelerinin odağına yerleştirmiştir.  Nerede petrol kaynağı varsa oranın başı beladan kurtulmuyor. Bu önemli materyalleri koruyacak gücünüz de yoksa o zaman birilerinin çıkarlarının kurbanı haline geliyorsunuz. Bu durumun en tipik halini de Ortadoğu’da görüyoruz. Su yolları gibi kaynaklarda bu bölgede bulunuyor. Cebeli Tarık’tan başlayıp, Süveyş Kanalı’ndan, Yemen’den Malezya’ya, Malakka boğazına  kadar uzanan çizgiler dünya da en önemli geçiş yollarıdır.”

BM dünya krizlerine yeterince ilgi göstermiyor

BM Güvenlik Konseyi’ni,  dünya krizine karşı yeterince ilgi göstermediği konusunda eleştiren Akgün,  “BM Güvenlik Konseyi, şu aralar dünya gündemini yoğun şekilde meşgul eden Suriye ve Ukrayna konularını ele almaktan çekiniyor. Suriye’de 300 bin kadar insan hayatını kaybetti. Tüm dünyaya 4 milyon mülteci ihraç edildi ve bir 4 milyon insan da Suriye içinde yer değiştirdi. Ama tüm bunlara rağmen BM Güvenlik Konseyi üzerine düşeni yapmadı. BM Şartı’na göre hiçbir ülke güç kullanarak başka bir ülkenin toprağını kendi ülkesine ilhak edemez. Bu, çok temel uluslararası bir hukuk kuralıdır. Ancak Rusya, tüm dünyanın gözü önünde Kırım’ı kendi toprağı haline getirdi. Aynı şekilde Ukrayna’nın üçte biri Rusya’nın işgali altında. Şimdi Rusya aynı şeyi Suriye üzerinde yapmaya çalışıyor” dedi.

Akgün devamla,  “Dünya yönetişim krizi çözülmediği sürece şu an yaşanan krizler daha da artacak. Ya büyük devletlerin birbirleriyle sürtüşmeye girdiği coğrafyalarda ya da kendi içerisinde sorun yaşayan ülkelerin tekrar sisteme geri kazandırılması konusundaki alanlarda krizler yaşanacak. Önümüzdeki yirmi otuz yıl boyunca dünya bu krizleri çözmekle uğraşmak zorunda kalacak” ifadelerini kullandı.

Avrupa İslamı oluşturulmaya başlandı

Pakistan’dan Atlas Okyanusu’na kadar olan coğrafyada düzenli işleyen bir devlet sistemine sahip bir ülke olmadığını belirten Akgün, bu durumun terör örgütlerinin mantar gibi çoğalmasına yol açtığını kaydetti. Son yıllarda Euro islam adlı bir akım oluştuğunu dile getiren Akgün “İslam’ın modern yorumuna ilişkin düşünce ekolleri kutuplaşması diye bir sorun da var. Son zamanlardaki Paris saldırıları ve artan güvenlik tedbirleri ile Avrupalılar, Euro İslam adlı bir akım oluşturmaya başladılar. Kendi içindeki Müslüman kesimler için gerekli olan imam ve din öğretmenleri ihtiyacını Müslüman ülkelerden karşılamak yerine kendi Avrupai üniversitelerinde kendileri yetiştirme amaçlarına yöneldiler. Hollanda’da, Avusturalya’da İslam yasası geçti, İngiltere de tartışılıyor. Gelecek birkaç yıl içerisinde kendi görüş ve inançlarıyla harmanlanmış bir İslam eğitimi verecekler. Zaten İran bölgesinde de mezhepsel çatışmalar nedeniyle İslam algısı değişiyor. Bu durumlar, ileride de ciddi anlamda düşünce krizlerine işaret ediyor. O yüzden İslam’ın çeşitli şekillerde yorumlanmasına karşılık savunma mekanizması oluşturabilmek amacıyla şimdiden her birimize önemli görev ve ödevler düşüyor” dedi.

Ortadoğu parçalanmış bir coğrafya

Doç. Dr. Ahmet Uysal  ise konuşmasında geçmişten günümüze Ortadoğu ve Ortadoğu’nun önemi üzerinde durdu. Uysal, “Tarihten bu yana Ortadoğu ciddi müdahalelere ve sömürgelere uğramıştır. Her ne kadar Osmanlı toparlayıcı bir görev üstlenmiş olsa da, Ortadoğu, 1500’lü yılarda da bugünkü gibi parçalanmış bir coğrafyaydı. Türkiye;  tam olarak Ortadoğu’nun önemini, ancak Soğuk Savaş döneminde petrol krizi ile birlikte anlayabildi. Özal döneminde, bu bölgeyle daha çok ilgilenmeye başladı. Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılması ve Filistin desteği önemli bir kabul gördü. Günümüzde ise Türkiye,  büyük ölçüde enerji ihtiyacını, sermaye ve pazarlama ihtiyacını Ortadoğu’dan karşılamakta” dedi.

Arapların bizi arkamızdan vurduğu doğru değil

Osmanlı’nın Ortadoğuda ciddi bir sorun olan mezhep çatışmasına çözüm bulduğunu belirten Uysal “Osmanlının Ortadoğu’ya kattığı bazı şeyler var. Bunlardan biri Millet Sistemi, daha çok Hristiyan, Yahudi ve Müslümanların birlikte yaşaması olarak düşünülür. Ama onun için de Osmanlı mirası ciddi bir sorun olan mezhep çatışmasına da çözüm bulmuştur.  İdeolojileri gereği Şiilik yani imamet inancı halifenin Peygamber soyundan gelmesi şartı iddiasını öne sürer.  Fakat Osmanlı Türk olmasına rağmen Sünni olmasına rağmen Şiileri kabul etmiştir. Osmanlı Devleti çözülmeye başlayıp  İngilizler geldiğinde sömürgeciliğe karşı savaşılmıştır. Arapların bizi arkamızdan vurduğu söylemi doğru değildir. Arap isyanları Osmanlıya karşı sınırlı sayıdadır”

Suriyeye yapılan müdahaleler çıkar amaçlı

Konferansın moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Kemal İnat da konuşmasında genel bir değerlendirme yaptı. Ortadoğu’da yaşanan sorunlar, bunların maliyetleri ve çözümlerini anlatan İnat “Ortadoğu’da yaşanan sorunlar özellikle de Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de ve Libya’daki iç çatışmalar ve Mısır gibi potansiyel adaylar çerçevesinde toplanıyor” dedi. Suriye’de yaşanan savaşa değinen İnat, sorunun sorunun Suriye yönetiminden kaynaklandığını belirtti. İnat şunları söyledi: “Bir ülkenin sorunundan birinci derecede sorumlular iç aktörlerdir. Sorunu onların çözmesi gerekir. Suriye sorununun ilk sorumlusu aynı aileden gelen diktatörler ve otokratik yönetimdir. Halkı dikkate almayan bu iç aktörler sorunu çözememiş ve bu sorun önce bölgesel güçlerin daha sora da küresel güçlerin sorunu haline gelmiştir. Bölgesel güçler yani aynı bölgedeki diğer ülkeler sorunu çözebilselerdi bugün Rusya’nın yaptığı gibi küresel güçler müdahalesi gerekmezdi. Zaten yapılan müdahaleler de işin insani boyutundan çok çıkar amacına dayanıyor ne yazık ki” dedi.

En önemli görev bölgesel güçlere düşüyor

Bölgesel güçlerin anlaşarak Suriye sorununu bitirebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Kemal İnat       “Savaşın maliyetine bakacak olursak bana göre bu çatışmaların dört çeşit maliyeti var: İslami, insani, ekonomik ve güvenlik maliyeti. İslami maliyetten kasıt, yaşana çatışmalar ve ortaya çıkan terör örgütleri İslam’ın imajına zarar vermesidir. Terör örgütlerini güçlendiren sebebin temelinde aslında devlet düzeninin bozulması yer alıyor. Ülkesinde huzur bulamayan insanlar ya Avrupa’ya göç etmekte ya da bu tür terör örgütlerine katılmakta çare arıyorlar. Ortadoğu’nun bu çaresizliği ve krizleri dünya ekonomisini de olumsuz yönde etkiliyor ve dengesizleştiriyor. Bu dengesizliğin düzelmesi için ve yaşanan çatışmalara bir son vermek için en önemli görev,  bölgesel güçlere düşüyor. Eğer bu bölgesel ülkeler, kendi aralarında bir anlaşmaya varabilirlerse ancak bir çözüme kavuşulabileceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.

Konuşmalar ardından öğrencilerin sorularını da cevaplayan konuklara SAÜ öğretim üyeleri Doç Dr. Mustafa Kemal Şan, Doç. Dr. Mahmut Bilen ve Yrd. Doç. Dr. İsmail Gündoğdu tarafından  hediye takdim edildi.

19/12/2015 – HAY

27 kez görüntülendi.
19 Aralık 2015 - 0:24