Mezhep Dinden Ayrı Değildir

31 Ocak 2016

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Muhammed Mücahid Dündar, İslam’da mezheplerin ortaya çıkışını ve mezheplerin günümüzdeki durumunu değerlendirdi.

İslam’da mezheplerin siyasi ve pratik olmak üzere iki yönü olduğunu ve Hz. Muhammed’in vefatından sonra ortaya çıktığını belirten Yrd.Doç.Dr. Muhammed Mücahid Dündar, Hz. Muhammed’in hayatta olduğu dönemde siyasi görüş ayrılıklarının başladığını, ancak bu dönemde hem teorik hem de pratik anlamda dinde farklı görüşlerin ortaya çıkmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Bu dönemden sonra siyasi görüş ayrılıklarının gittikçe derinleşerek inanç düzlemine taşındığını ve böylelikle ilk mezhep oluşumlarının ortaya çıktığını aktaran Yrd.Doç.Dr. Dündar, “İslam tarihinde, Müslümanların ilk yıllarda yaşadıkları iç çatışmaların sonucunda ilk kutuplaşmalar ortaya çıktı. Hz. Peygamber döneminde de sorunlar vardı fakat büyümüyordu. Bugünkü Şiilik ve diğer alt kolları, Suriye’deki Nusayrilik ve Dürzîlik gibi fırkaları biz siyasi fırkalar olarak değerlendiriyoruz” dedi.

Fıkıh mezhepleri farklı coğrafyalarda ortaya çıktı

Bu dönemde ortaya çıkan siyasi sorunların itikat ve inanç sorunu haline geldiğine işaret eden Yrd.Doç.Dr. Dündar, ilk mezhepleşme faaliyetinin Hz. Peygamber’den 20 yıl sonra ortaya çıktığını, bugünkü mezheplere benzer sloganik bir yönünün olduğunu kaydetti. Dündar, “Bu ilk grup ‘Hüküm Allah’ındır’ diyor, Kuran’ı bayraklaştırıyordu. O dönemde Kuran metninin yorumunda da bir ihtilaf vardı. Hicri 30’lu yıllarda Haricilikle başlayan mezhepleşme faaliyeti, daha ileriki 100’lü yıllarda Şiilik adında birden fazla rengi ve pek çok fraksiyonu bulunan bir fırkanın daha oluşmasına yol açtı. Hz. Ali ve onun neslinden gelen kişilerin halife olması gerektiğini savunan bir zümrenin siyasi iddiası üzerine, ilk başlarda dini herhangi bir temellendirmesi bulunmayan bu iddia, sonradan dini argümanlar ile desteklenmeye başlandı ve bir mezhepleşme de burada oluştu. Şia dediğimiz bir grup yavaş yavaş İslam topluluğu dediğimiz ana kitleden ayrıldı. Ortada kalan, iki tarafa da meyil etmeyen bir zümre vardı, bunlar da 200’lü yıllarda Ehl-i Sünnet adı ile anılmaya başlandı” ifadelerini kullandı.

Fıkıh mezheplerinin her birinin farklı coğrafyalarda ortaya çıktığını belirten Dündar, hadislerin toplanması ve yazıya geçirilmesiyle birlikte eldeki malzemenin nasıl yorumlanacağına dair ortaya çıkan görüş ayrılıkları ile de fıkıh mezheplerinin oluştuğunu anlattı.

Mezhep dinden ayrı değildir

Mezhepleşmenin siyasi, sosyal ama temelde yine siyasi ayrılıklara, ihtilaflara son verecek bir makamın olmaması sebebiyle ortaya çıktığına değinen Dündar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Günümüzde mezheplere tabii ki ihtiyaç var. Özellikle fıkıh mezheplerine muhakkak gerek var. Hepimiz dinimizi mezhebimiz üzerinden öğrendik. Hz. Peygamber’den bize yeterince malzeme ulaşmamıştır. Hz. Peygamber bazen de bize güvenmiş ve boşluklar bırakmıştır. Bir dini hüküm temelde 5 amaç için gelir. Aklı, malı, canı, nesli ve inancı korumak. Mezhep dini temsil etmez diyemeyiz. Mezheplerin hepsi dini, hükümleri, dini metin ve ibareleri anlama ve anlamdırmada en iyi yöntemi kendisinin getireceği, dine en doğru yaklaşımın kendisi tarafından ortaya konulduğu iddiasında. Mezhep dindir diyemem ama mezhep dinden ayrıdır da diyemem. Bir kişi mezhepsiz olabilir mi? Ben böyle bir şeyi mümkün görmüyorum. Pratikte bunun bir karşılığı yoktur.”

Vehhabilik mezhep değil

Mezheplerin tabii ve beşeri ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmış bir yöntemler bütünü olduğunu ifade eden Dündar, pratikte mezhepten kaçınılamayacağını ve mezhep yokmuş gibi davranılamayacağını söyledi. Dündar, bu anlamda Vehhabiliğin de bir mezhep olmadığını, Hanbelîlik ve Seleflilik içerisinden çıkmış düşüncelerin siyasi olarak vücut bulmuş hali olduğunu sözlerine ekledi.

31/01/2016 – ST

32 kez görüntülendi.
31 Ocak 2016 - 19:56