Kayıt Dışı Ekonomide Azalmanın Dinamikleri

03 Mart 2015

*Sakarya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi ve SBE Müdürü Prof. Dr. Fatih Savaşan

Kayıt dışı ekonomi bir şemsiye kavram olmakla birlikte günlük kullanımda vergi ve sosyal güvenlik dışı piyasa ekonomisi anlamında kullanılmaktadır. Buna göre kayıt dışı ekonomi, vergi ve sosyal güvenlik prim yükünü tamamen veya kısmen azaltmak, iş güvenliği gibi bazı yasal standartlardan ve/veya prosedürlerden kaçınmak amacıyla devlet gözetiminden kısmen veya tamamen kaçınmayı içerir. 1970’lerden itibaren popülerleşen kayıt dışı ekonomi Türkiye’de ancak 1990’larda tartışılmaya başlanmıştır. Bütçe açıklarından vergi ve gelir dağılımında adaletsizliğe, haksız rekabetten devletin hantallığına, yolsuzluktan vasıfsız işçilerin sömürülmesine, sosyal güvenlik açıklarından resmi istatistiklerin yanıltıcılığına kadar birçok sorunun kaynağı olarak görülmüştür. Bu kadar çeşitli sorunun en önemli kaynaklarından biri olunca da bir şekilde çözülmesinin birçok derde deva olarak görülmesi normaldir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki kayıt dışı ekonomi sadece gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı bir sorun değildir. Gelişmiş ülkelerde de Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) daha düşük bir yüzdesi olarak kayıt dışılık mevcuttur. Ekonomide herhangi bir değişkenle ilgili gelişmeleri değerlendirmek için iki göstergeye bakılır. İlki değişkenin zaman içindeki seyri, ikincisi ise diğer ülkelerle kıyaslandığında karşılaşılan tablodur.

Türkiye’de kayıt dışı ekonominin büyüklüğü ile ilgili yapılan tahminler kayıt dışı ekonominin azaldığını göstermektedir. 2001’de GSYH’nın yaklaşık üçte biri (yüzde 32,8) kadar olduğu tahmin edilen kayıt dışı ekonomi 2013 itibarıyla yaklaşık dörtte bire (yüzde 26,5) gerilemiştir. Öte yandan kayıt dışı ekonominin OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ortalamasının oldukça üzerinde olduğu da görülmektedir. 2010’da Türkiye tahmini yüzde 29 iken OECD ortalaması yüzde 18,3’tür.

Aşağıdaki grafikte sergilendiği gibi 2012 yılında 31 Avrupa ülkesinin ortalaması yüzde 19,2 iken Türkiye için tahmin yüzde 27,7’dir. Kısaca Türkiye’de kayıt dışı ekonomi küçülmekle beraber OECD ve Avrupa ülkeleri ortalamalarına göre hâlâ yüksektir. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü ile ilgili bu kıyaslama bize Türkiye’nin kayıt dışı ekonomi ile mücadelede kısmi başarı sağlamasına rağmen somut ve etkin adım atmada geç kaldığını göstermektedir.

Türkiye’de kayıt dışı ekonomideki azalmada eylem planlarının rolü

Vergi ve sosyal güvenlik primi yükü kayıt dışı ekonominin en önemli faktörlerinden biridir. Devlet düzenlemelerinin özel sektöre dayattığı açık ve gizli maliyetler, vergi ahlâkı ve bilinci düzeyi, enflasyon, işsizlik ve kişi başına gelir düzeyi gibi mali, yönetsel ve ekonomik faktörler kayıt dışı ekonomiye yol açan diğer faktörlerdir.

GSYH’nın bir oranı olarak alındığında Türkiye’de vergi yükünün OECD ortalamasının yaklaşık altı puan altında olduğu görülmektedir. Örneğin, Danimarka, İsveç, Belçika gibi ülkelerde yüzde 40’ların üzerinde seyreden vergi yükü Türkiye’de yüzde 27’lerdedir. Buna rağmen bu ülkelerde kayıt dışı ekonomi Türkiye’nin 10 puan veya daha fazla altında seyretmektedir. Bu bize vergi yükünün değil vergi yükü algısının (sübjektif vergi yükü) önemli olduğunu göstermektedir.

Vergi yükünün ağır olarak algılanmasının iki önemli nedeni vardır. Birincisi, başkaları ile kıyasladığında mükellefin fazla vergi ödediğini düşünmesidir. Türkiye’de vergi tahsilatının üçte ikisinin dolaylı vergilerden elde ediliyor olması ve dolaysız vergilerde de kaynaktan kesintinin ağırlıkta olması (beyana dayalı vergi tahsilatının oldukça düşük seyretmesi) mükelleflerin vergi yükü ile ilgili algısını olumsuz etkilemektedir. Toplam vergi tahsilatının dağılımına bakıldığında ortaya çıkan tablo kaynakta kesinti yapılmadan vatandaş elde ettiği geliri cebine koyarsa devletin vergi toplayamadığıdır. Çok kazandıran mesleklerin ve sektörlerin vergi ödemediği düşüncesi ilave bozulmaya yol açmaktadır. Vergi yükü algısını olumsuz etkileyen ikinci unsur devlet hizmetlerinden duyulan memnuniyet düzeyidir. Daha düşük vergi ödemesine rağmen ağır vergi yükü altında olduğunu düşünen mükellef ile pazardan çok ucuz alışveriş yaptığını düşünürken poşeti açınca çöple karşılaşan tüketici arasında benzerlik vardır.

Sosyal güvenlik primlerine bakıldığında ise Türkiye’nin işçi sosyal güvenlik payında OECD ortalamasının altında, işveren payında OECD ortalaması civarında, gelir vergisi ile birlikte alındığında ise OECD ortalamasının iki buçuk puan üzerinde olduğu görülmektedir. İşsizliğin yüksek olması özellikle vasıfsız çalışanların kayıt dışı istihdama karşı korumasız kalmalarına yol açmaktadır.

Mükelleflerin devlete ve vergiye bakışı iş ortamındaki iyileşmeyle yakından ilgilidir. Türkiye’nin Dünya Bankası tarafından yayınlanan iş ortamı istatistiklerinde sıralamasının 70’lerden 50’li rakamlara (2015 Raporunda 55.) yükselmesine ve benzeri şekilde iyi yönetişim göstergelerinde de iyileşme olmasına rağmen hâlâ vatandaşın hantal bürokrasiden şikâyetçi olduğu da bilinmektedir.

Yeni eylem planında dikkat çekenler

Kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin retorikten kurtulup eylem planları ile somutlaşması ancak 2009/3 Sayılı Başbakanlık Genelgesi ile yayımlanan “Kayıt dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı (2008-2010)” ile mümkün olmuştur. 2011-2013 yıllarını kapsayan ikinci eylem planının ardından üçüncü plan Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) çerçevesinde 31 Ocak 2015’te açıklanmıştır. “Kayıt Dışı Ekonominin Azaltılması Programı Eylem Planı” başlığında yayımlanan belgede yapılan tespitler ve buna bağlı olarak atılacak adımlar incelendiğinde önceki eylem planlarından farklı iki özellik dikkat çekmektedir.

İki özellikten ilki, kayıt dışılığa ve kayıt dışılığa yol açan vergi uyum maliyetine yönelik bilimsel ve sektörel tahminlere ağırlık verilecek olmasıdır. Buna göre öncelikli sektörlerde kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdam tahmin edilecek ve paydaşların katılacağı çalıştaylarla mikro bazda tanı ve teşhis süreci işletilecektir. İkinci olarak denetimin güçlendirilmesi ve etkinliğinin artırılması gibi geleneksel mücadele yöntemlerine ilaveten ödül mekanizmasının işletilmesine vurgu yapılmasıdır. Planda vergisel uyumu yüksek olan mükelleflerin ödüllendirilerek teşvik esaslı bir mücadeleye geçilecek olmasının işaretleri yer almaktadır. Bu iki unsur sadece maliyenin vergi mükellefine yaklaşımındaki değişmeye işaret etmekle kalmamakta kayıt dışı ekonomiyle mücadelede daha etkili olma olasılığının ipuçlarını da vermektedir.

Fakat belirtmek gerekir ki kayıt dışı ekonomideki azalma eğiliminin ne kadarının bu eylem planlarından kaynaklandığını, ne kadarının ekonomide yaşanan göreli istikrar ve iyileşmeden kaynaklandığını ayırt etmek imkânsızdır. Son on yılda kişi başı gelirdeki artış, enflasyon oranında bu yıl görülen yükselişe rağmen tek haneli rakamların ekonomik birimlere sağladığı geleceği planlama olanağı, başta sağlık ve ulaşım olmak üzere vatandaş tarafından en fazla hissedilen hizmetlerdeki göreli iyileşmenin devlete ve vergiye bakışı (sübjektif vergi yükündeki düşüş) olumlu yönde etkilemesi, vergisel uyumu kolaylaştıran ve vergi denetimini kolaylaştıran elektronik mekanizmaların devreye sokulması gibi gelişmeler muhtemelen kayıt dışılığı azaltan ana faktörlerdir. Bir diğer ifadeyle, eylem planları sorunla ilgili gelişmeleri sistematik bir şekilde ele almayı ve vergi bilincinin artmasını temin ediyor olsa bile kayıt dışılıkta görülen azalma esas itibarıyla ekonomik istikrar ve büyüme, devlet hizmetlerinde sağlanan göreli iyileşme ve iyi yönetişim göstergelerinde alınan mesafenin sonucudur.

Etkin denetim ve teşvik dengesini kuran ve sektörel bazlı bir mücadeleyi öngören üçüncü eylem planı 2018 yılına kadar kayıt dışılıkta ve tarım dışı kayıt dışı istihdamda yüzde 5’lik bir düşüş hedeflemektedir. Bu hedef enflasyon ve büyüme gibi diğer makro ekonomik hedeflere ulaşılabildiği ölçüde hayal değildir. Kayıt dışılığın yoğun olduğu sektörlere öncelik verilebildiği ve vergi uyum maliyetini düşürücü/vergi uyumunu teşvik edici adımlar atılabildiği oranda planda ön görülen eylemler hedefe ulaşmaya destek olacaktır. Hatta çok konuşulmasına rağmen bir türlü hayata geçirilemeyen gelir vergisi reformu da gerçekleştirilebilse vergi adaletini iyileştirme ve vergi sistemini basitleştirme kanalları sayesinde hedefin aşılması bile mümkün olabilir. 2018 hedefi hâlihazırdaki OECD ortalamasının bile 2-3 puan üzerinde olduğuna göre bu hedefi aşan bir performans gerekmektedir.

12 Şubat 2014 – Aljazeera Turk

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/kayit-disi-ekonomide-azalmanin-dinamikleri

4 kez görüntülendi.
03 Mart 2015 - 10:08