Tehcirde Yaşanan Süreç Mukayese Edilmeli

01 Aralık 2015

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Selvi, karşılaştırmalı tarih hakkında açıklamalarda bulundu.

Karşılaştırmalı tarihin araştırma yöntemlerinden birisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Selvi, “Tarih ilminin kendine göre araştırma yöntemleri var. Bizim toplumumuzda maalesef ki kendisini konunun uzmanı zanneden tarihçilerimiz çok fazla. Bu aslında bizim tarihle imtihanımızdır ama buradaki usul, alanlara göre uzmanlaşmak ve o alanlar içerisinde derinlemesine gitmektir. Karşılaştırmalı tarih, tarihi araştırma yöntemlerinden birisidir” şeklinde konuştu.

Tarihte kıyaslama yapılacak zaman diliminin önemine vurgu yapan Selvi, “Tarihteki her olay kendi yaşandığı zamanla kaimdir. Aynı dönemdeki olaylar aynı süreç içerisindeki başka olaylarla mukayese edilebilir” dedi.

Mukayese o dönemdeki tehcirlere bakılarak yapılmalı

Tarihteki olayların günümüz mantığıyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Selvi, 1915 tehcir olaylarının da aynı mantıkla incelenemeyeceğini söyledi. Selvi, “Osmanlı Devleti kendi güvenliğini sağlamak için çeşitli kararlar, tedbirler almış ve bu doğrultuda Ermenileri savaş alanı dışındaki bölgelere yerleştirmiş. Buradaki tarih yazışımız devletin varlığını korumasıdır. Amaç, doğudaki altı şehrimizde bir Ermenistan kurmak, bunun içinde Müslümanları sürmek ve katletmek. Bunun önüne geçebilmek için onları yine kendi topraklarımız olan Şam’a, Hama’ya, Humus’a yerleştireceksiniz. Bu bir mukayese” ifadelerini kullandı.

Osmanlı’nın amacı Ermenileri yaşatmak ve kendi varlığını korumak

Devletlerin savaş sırasında kendilerini korumak için bazı kararlar alabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Selvi, bu sırada kendi toplumunun bir bölümünü başka bir bölüğe yerleştirmesinin normal olduğunu söyledi. Selvi, Osmanlı Devleti’nin de tehcirdeki amacının Ermenileri yok etmek değil, yaşatmak olduğunu, aynı zamanda da kendi varlığını korumayı amaçladığını vurgulayarak, şöyle devam etti: “Buradaki mukayese ise Ermenilerin Osmanlı Devleti’nin onları yok etmek kastı ile sürdüğünü söylüyor. Benim belgelerim, arşiv kaynaklarım ile Avrupa’nın, Amerika’nın ve İngiltere’nin arşiv kaynakları, belgeleri bunun yok etmek kastı taşımadığını ortaya koyuyor. Çok temiz bir geçmişe sahibiz. Osmanlı medeniyetinin orta doğuda, Balkanlarda yaşadığı süreci ele alırsak, bu kültürün ve medeniyetin soykırım ruhuna sahip olmadığını kendiliğinden ortaya koymuş olacağız.”

“Biz devletlerin tarihinden bahsediyoruz, bir ferdin tarihinden değil” diyen Selvi, bu devletlerin tarihinde yüz yıllık, bin yıllık sürelerin çok kısa olduğunu, bu yüzden şu an yetiştirilecek çocukların yüz yıl sonrasının politikalarını ya da 50 yıl sonrasının devletini inşa edeceklerini söyledi.

İlim ile gidilen yol aydınlık olur

Tasavvuf ve tarikatlar tarihi konusunda da kopukluklar yaşandığını vurgulayan Selvi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Altın silsileyi kaybettik. Altın silsilede Resulullah (s.a.v.)’dan bugüne kadar gelen, sahabelerle yaşanan ve hiç değişmeyen bir hayat tarzı var. Rusya, Orta Asya’daki Müslüman devletleri işgal edebilmek için oradaki tekkeleri ve Nakşibendî tarikatının var olduğu yerleri kapattı. İnsanları kendi benliğinden uzaklaştırdı. O tekke ve tarikatlardaki çalışanlar, üreten, mesleğini en iyi şekilde yapan, az uyuyan ve çok çalışan fertlerdi. Var olduğumuz yerler burasıyken, yıkıldığımız yer, miskinler tekkesi dediğimiz yerdir. Bir büyüğümüz şöyle demiş; ‘Gerçekten medreseler ve tekkeler tam manasıyla vazifelerini yerine getirmiş olsalardı oraya hiçbir el dokunamazdı.’ Güçlü bir eğitim ile ilim yuvası yapmak lazım. İlim ve eğitim olmadan tasavvuf, tarikat, medeniyetin yeniden inşası, yeni bir ufuk çizmek mümkün değil. Hareket noktası ilim olursa ayak yere sağlam basar, gidilen yol aydınlık olur.”

01.12.2015 – E.Ulutaş

2 kez görüntülendi.
01 Aralık 2015 - 9:00