Ramazan Ekonomisi

Bu yazının niyeti Ramazan ekonomisini veya Ramazan’da ekonomiyi bu çerçevede ele almaktır. Ramazan Ekonomisini talep ve arz ekseninde ele almak mümkündür.

06 Haziran 2016

Prof. Dr. Fatih Savaşan / Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü

Rahmet ve bereket ayı Ramazan başladı. Ramazan’ın İslam’dan ve geleneklerden beslenen kendine has bir iklimi vardır. Ramazan’ı slow city’den mülhem “slow month” olarak adlandırmak mümkün. Dinginlik ayı… Yavaşlama, rutini bozma, etrafını anlama, görmediğini görme ve hissetmediğini hissetme ayı. Aç kalarak ruhu besleme ayı. Bu hali daim kılma azmi ile dolma ayı.

İslam’ın vaz ettiği ibadetleri yerine getirecek olanlar birer birer kullardır. Ama ibadetlerin tamamında bireysel yükselişle toplumsal yükselişin ahengini görürüz. Yaratıcının emir ve yasaklarının muhatabı bireydir ve bunları ciddiye alıp iyi bir kul olmayı başaranlar için ise vaat ebedi kalacakları cennettir. Ancak itaat eden kula/ bireye cenneti vaat eden İslam aslında toplum için cenneti/ huzurlu yaşamı şimdi ve burada oluşturmaktadır. Birey fedakarlık yaparak huzuru hayata yayarken bu bireylerden oluşan toplum kaostan ve aşırılıktan uzak kalmaktadır. Birey ve toplum ilişkisinin ne kadar da mükemmelleşebileceğine en iyi örnek hakkıyla idrak edilen Ramazan’dır.

Bu yazının niyeti Ramazan ekonomisini veya Ramazan’da ekonomiyi bu çerçevede ele almaktır. Ramazan Ekonomisini talep ve arz ekseninde ele almak mümkündür. Talep cephesinde öz tüketim, ikram ve infak yer alırken arz cephesinde verimlilik, Ramazan’a özel üretim ve Ramazan’dan etkilenen üretim yer almaktadır. Eğer Ramazan ilahi buyruklar çerçevesinde idrak edilirse talep ve arz bireysel ve sosyal refahı artırıcı bir rotaya girer.

İnfak Ayı Ramazan

Vakıa Ramazan’da gıda tüketiminin arttığıdır. Mevsimine göre bazen sınırlı kalabilmekteyse de talep artışının bir sonucu olarak gıda fiyatlarında artış olmaktadır. Basılı ve görsel medyadaki reklamların Ramazan vurgusu da talep artışından pay kapma mücadelesinin doğal bir tezahürüdür. Ramazan’ın bir “yeme-içme” ayı olmaması gereği açıktır. Ne var ki Ramazan orucuna önem veren bireylerin tamamından bu hassasiyeti beklemek de gerçekçi değildir. Fakat Ramazan’da eş-dostla iftar yapma ve iftar sofrasının fakirle paylaşılması tavsiyesi ve bu tavsiyeyi şahsi gayretiyle veya kurumların hizmetlerinden faydalanarak uygulamaya koyan Müslümanların sayısı arttıkça Ramazan’ın bir tür “yeme-içme festivali” olarak konumlandırılması zorlaşacaktır.

Söz buraya gelmişken kişi başına reel gelirin artması ve dindar/muhafazakar kesimin hiç olmadığı kadar bu artıştan pay almasının bir sonucu olarak lüks mekanlarda, seçkin davetlilerle verilen pahalı iftarlar şükür ki gelenekselleşmeden azalmaya yüz tuttu. Gelir artışının sosyal hayatta ve bu arada dindarlığın görünen yüzünde etkilerinin olması kaçınılmazdır. Ve dinin hoş karşılamadığı eğilimlerin sıfırlanması da mümkün değildir. Hal böyleyken iftar davetlerinde bir tür toparlanmanın olması sevindiricidir ve bunun devam etmesi gerekir.

İyiliği bir zaman dilimine hapsetmek İslami değildir. Fakat iyiliğin geleneğin katkısı ile zirve yaptığı aydır Ramazan. Fıtır sadakası Ramazan’ın sonuna yetişen ve asli ihtiyaçları dışında nisab miktarı mala sahip bulunan her Müslümanın vermesi gereken (vacip) bir sadakadır. Bu yıl minimum 15 TL olarak belirlenen fıtır sadakası bu düzeyde verilse bile önemli bir nakit akımının dar gelirliye ulaşmasını sağlamaktadır. Ramazan’da verilmesi zorunlu olmamakla beraber ülkemizde zekâtın bu ayda verilmesi geleneği yerleşmiştir. Zekât yükümlülüğü nedeniyle ifa edilen ayni veya nakdi ödemeler yoksulların hayatında bir rahatlama oluşturmaktadır. Bu yükümlülüklerin yanında Müslümanların sadaka verme, fakiri gözetme hassasiyetleri Ramazan’da katlanmaktadır. Yoksulluğu azaltmada zekâtın oynayabileceği role ilişkin bilimsel çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak zekât yanında diğer sadaka ve hayır işlerinin Türkiye’de yoksulluğu azaltmada önemli bir rol oynadığı söylenebilir.

Özetle Ramazan ayı ve akabinde Ramazan Bayramı gıda ve giyimde talebin canlandığı dönemlerdir. İslam’a uygun olan ise bu canlılığın yoksullara önemli oranda yansımasıdır. Ekonomik gelişme ve kentleşme ile birlikte zekât ve sadakaların kurumlar eliyle yapılması kaçınılmazdır. “Yakından başlama” prensibi aslında sosyal yardımların etkinliğine zarar veren asimetrik bilgi sorununun minimize edilmesini sağlamaktadır. Ne var ki modern kent hayatı, bu ibadetlerin kurumlar eliyle yapılmasını gittikçe daha fazla zorunlu kılmaktadır. Bu kurumlara düşen ise Müslüman bireylerin hassasiyetlerine azami derecede önem veren ve yönetsel maliyetleri minimize eden bir hizmet anlayışını hayata geçirmeleridir.

Ramazan’da Üretim

Ramazan’ın özelliği rutinin bozulmasıdır. Başta yeme-içme ve uyku olmak üzere bireysel rutini değiştiren Ramazan Türkiye gibi Müslümanların çoğunlukta olduğu toplumlarda oruç tutmayanları bile etkilemektedir. Arz cephesinde önemli konulardan biri verimliliktir. Ramazan için özel mesai düzenlemesinin yapıl(a)madığı toplumlarda oruçluların kul hakkına riayet etmekteki dikkat ve rikkatleri daha da artmalıdır. Kamu çalışanlarının hizmetin aksamamasına özen göstermelerinden sosyal uyumu bozucu ve güveni azaltıcı davranışlardan kaçınmaya ve nihayet işyerlerinde verimliliği korumaya kadar oruçlulara düşen görevler Ramazan’da katlanmaktadır.

Ramazan ayı boyunca çalışana düşen gayret yanında işverenlere düşen görevler de vardır. Bunların başında mesai saatlerinin düzenlenmesi gelir. Şayet mümkünse işverenlerin çalışma saatlerini oruçlu çalışanlara göre değiştirmeleri bir taraftan firmanın çalışanlarına sağladıkları kolaylık iken diğer taraftan verimliliğin korunmasına katkısı nedeniyle firma da avantaj elde edecektir.

Ramazan’a özel üretim veya Ramazan’dan etkilenen üretim alanları mevcuttur. İkram sektörünün kurumların ve özel sektörün verdikleri davetler nedeniyle hareketlendiği Ramazan’da geleneksel sanatları icra eden sanat erbabı ile dini musiki olarak adlandırabileceğimiz alanın icracıları da bereketli bir dönem yaşamaktadırlar. Ramazan’a özel talebin uyardığı üretim alanları belli sektörlere can simidi görevi görmektedir.

Not: Bu yazı PESA Görüş olarak www.pesar.org adresinde yayınlanmıştır.

06/06/2016//

71 kez görüntülendi.
06 Haziran 2016 - 9:22