Kanserli Hastaların Psikolojik Durumu

03 Nisan 2012

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gülgün Durat “Kanser Hastalarının Psikolojik Durumu” isimli bir konferans verdi.

SAÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde 2 Nisan Pazartesi günü düzenlenen Konferansta kanser tanısı öncesi, tanı aşaması, tedavi aşaması, tedavi sonrası ve hastalığın seyri sırasında kanser hastalarının psikolojik durumu anlatıldı.

Tanı ve tedavi yöntemleri açısından büyük gelişmeler yaşansa da kanser kelimesinin kişilerde olumsuz çağrışımlara yol açtığını belirten Yrd. Doç. Dr. Gülgün Durat, “Kanser insan hayatına girdiği andan itibaren, kişilere ilk olarak ”ölüm” gerçeğini hatırlatıyor” dedi.

Psikiyatrik destek gerekebilir

Kanser hastaları tanı, tedavi ve terminal-palyatif dönemlerde çeşitli ve değişik duygusal, ruhsal, davranışsal tepkiler geliştirdiklerini belirten Yrd. Doç. Dr. Durat, “Bu tepkilerin bir kısmı normal ve hatta uyuma yöneliktir.  Bozuk veya uyumu bozan tepkiler ise, genellikle psikiyatrik değerlendirme ve tedavi gerektirmekte. Kanser hastalarının hepsinde psikiyatrik bozukluk ortaya çıktığı düşüncesi de, tüm tepkilerin ‘’normal” olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesi de yanlıştır” diye konuştu.

En yaygın tepkiler

Kansere karşı gelişen tepkilerin kanserin ve hastanın bir birey olarak özelliklerine göre değişiklik gösterdiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Durat, “Kanser hastalarında yaygın olarak, yas reaksiyonu, yalnızlık, uyum güçlüğü, depresyon, kaygı, inkar, öfke, regresyon ve bağımlılık, suçluluk, hostilite, yansıtma, patolojik bağımlılık, agresif direnç, reddedici olma ve karşı gelme, kaygı, stres ve güçsüzlük görülmekte” diye konuştu.

Kanser hastalarının tanı, tedavi ve terminal-palyatif dönemlerde gösterdikleri duygusal, ruhsal, davranışsal tepkiler konusuna değinen Yrd. Doç. Dr. Durat şöyle konuştu: “Kanser hastaları tanı öncesinde, normal olarak kanser olasılığı ile ilgili kaygılı bekleyiş yaşayabiliyor. Tanı aşamasında ise normal olarak  şoke olma, inanamama, başlangıçta kısmi inkar, kaygı, kızgınlık, isyan, suçlayıcı duygular, depresif mizaçlı uyum durumları yaşanabilmekte. Kesin inkar, tedaviyi reddetme ve ölümün kaçınılmaz olacağı düşüncesi ile tedaviyi reddetme durumu ise uyumu bozan hareketler olarak değerlendirilmekte. Tedavi aşamasında ise normal-uyuma yönelik olarak, cerrahi girişimin geciktirilmesi, cerrahi dışı tedaviler, beden imajı değişikliğine bağlı kayıp tepkisi, ışın tedavisinin yan etkilerinden korkma, terk edilme korkusu, kemoterapi yan etkilerinden korkma, beden imajı değişiklileri, kaygı, izolasyon, eğilimi, hafif depresif duygu durum, alturuistik duygular (organlarını bağişlama) durumları görülebilir. Ancak, cerrahi girişim sonrası reaktif depresyon, beden imajı değişiklikleri ve uzamış ciddi yas reaksiyonu ise uyumu bozan hareketler olarak değerlendirilmekte. Tedavi sonrasında ise, hastalık-tedavi sınırları içinde yaşama dönüş, nüks korkusu yaşaması normal bir durum olarak değerlendirilmektedir. Şoke olma, inanamama, kısmi inkar, kaygı, kızgınlık, depresif duygu durumlarının yaşanması ise uyumu bozan davranışlar olarak belirtiliyor.”

Kanser tanısı konulduktan sonra kişinin ve yakınlarının hayatının eskiye dönmemek üzere köklü bir değişiklik gösterdiğini belirten Durat Kişinin psikolojik, sosyal ve ekonomik tüm yaşam dengeleri altüst olmuş gibi algılanır. Kanser tanısı konan birey belli bir ekonomik gücü, işini, herhangi bir organını, işlevini ya da tümüyle yaşamını yitirmek olgusuyla karşı karşıyadır.” diye konuştu.

Psikolojik aşamalar

Kanser tanısının ardından geçirilen psikolojik aşamaları ‘yadsıma, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme evresi’ olarak sıralayan Durat sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk evre ”yadsıma”dır. Yadsıma, aniden kötü bir gerçekle yüzleştiğinde, insanın kaygılarını yenmesi ve umutsuzluktan kendisini kaybetmemesini sağlar. İkinci evre ”öfke”dir. İlk evre artık işlevini yitirdiğinde kızgınlık ve kıskançlık duyguları açığa çıkar. Bu evrenin sorusu ”neden ben?” dir. Başa çıkması çok güç bir evredir. Öfke her yöne yöneltilebilir ve çevreye zaman zaman neredeyse rastgele biçimde yansıtılır. Hasta yakınları hastalarındaki davranış değişikliğini direkt olarak kansere bağlamak yerine, çıkarılan tartışmaların içte yaşanan bir dizi duygu değişikliğinin dışa vurumu olduğunu görebilmelidir. Üçüncü evre ”pazarlık”tır. Birçok kişinin inançlarına yönelip bir mucize gerçekleşmesi ya da ömürlerinin uzaması için dua ettikleri, iyileşmek için şartlar öne sürdükleri, başlarına gelecekleri ertelemeye çalıştıkları bir dönemdir.  İbadet ve dualar umut verme konusunda faydalı olabilir, ayrıca ibadetlerin iyileştirici bir etkisi olduğu ileri sürülmüştür. Dördüncü evre ”depresyon ve keder” dir. Ameliyatlar, kanserin sınırlayıcılığı gitgide kendini daha çok hissettirmeye başlar. Hasta maddi ve manevi birçok alanda büyük bir kayıp ve yas duygusu yaşamaya başlayabilir. Umutsuzluk ve çaresizlik içine düşebilir, zaman zaman kendini suçlama zaman zaman da kendine acıma duygularıyla boğuşmak durumunda kalabilir. Hastanın önceden geçirilmiş bir depresyon öyküsü varsa, ihtiyaç duyduğu psiko-sosyal desteği alamıyorsa, hayatında hastalığı dışında maddi ve manevi başka zorluklarla da mücadele etmeye çalışıyorsa depresyona girme ihtimali daha yüksektir. Son olarak ”kabullenme” evresi gelir.”

Kabullenme evresinde hastaların umutlarını koruyabileceğinin altını çizen Durat “Kabullenme, çoğunlukla öfke ve depresyon duygularının açığa vurulabilmesi ve çözümlenmesi sonucunda gerçekleşir. Kabullenmek kesinlikle umut etmekten vazgeçmek anlamına gelmemelidir. Ne olursa olsun gerçekçi bir şekilde umut korunabilir. Kişi tedaviye daha etkin bir şekilde kendini verebilir.” dedi.

Nasıl Söylemeli?

Kanser tanısını takiben en çok tartışılan konunun, tanıyı söylemeli mi? söylememeli mi? konusu olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Durat, “Bu sorunun yanıtı söyleyip söylememek değil, bunun nasıl söyleneceği olmalıdır. Bu ‘’nasılın”da temel cevabı, umudu yok etmeden gerçeğin kabullenişini, sağlamak yönünde olmalıdır. Tanının söylenmesinde esas, empati, ilgi, anlayış ve destektir. Hasta umudunu kaybetmeyecek, tedavisini kabul etme ve sürdürmesine fırsat verecek biçim ve çerçevede bilgilendirilmelidir. Tanı kesinleştikten sonra ilgi, açıklık, gerçekçi umutlandırma ile söylenmelidir. Hastanın anlayabileceği biçimde gerçeği inkar etmeden, tedavi ve bakım seçeneklerini içerecek şekilde söylenmesi uygundur” diye konuştu.

03/04/2012 – YC

 

8 kez görüntülendi.
03 Nisan 2012 - 21:40