Türkiye’deki Suriyelilerden Türkiyeli Suriyelilere Mülteci Ekonomisi

17 Mart 2015

*Sakarya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi ve SBE Müdürü

Prof. Dr. Fatih Savaşan

15 Mart 2011’in üzerinden dört yıl geçti. Suriye nüfusunun yaklaşık beşte biri mülteci olarak komşu ülkelerde yaşıyor. Mültecilerin yarısı da Türkiye’de. Suriye’de durumun bir şekilde “normale” döneceği kesin. “Uluslararası Camia” (!) Ortadoğu ve İslam Dünyasına yönelik zikzaklarıyla maruf ve ABD Başkan Yardımcısı Kerry’den gelen açıklamalara bakılırsa Suriye konusunda hesaplarını hala tam olarak netleştiremediler ama “Esed’siz olmaz” oyalamacasına sarılacaklar. Kısacası çözümün hem de arzu edilen çözümün yakın zamanda gerçekleşme ihtimali gittikçe zayıflıyor. Hal böyle olunca Ensar rolünü üstlenen ülkeler politikalarını iki eksen üzerine revize etmek zorunda. İlki ve acil olanı mültecilerin yoksulluğunu azaltmaya ve toplumsal entegrasyonunu temin etmeye yönelik politikalar; diğeri ise Suriyelileri Türkiye’de uzun süreli kalmaya ve savaş sonrası Suriye’ye hazırlamak.

TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER

Resmi rakamlara göre bir milyon 600 bin olsa da toplamda en az iki milyon Suriyeli Türkiye’de mülteci konumundadır. Suriyeli nüfusun 250 bini kamplarda geri kalanlar şehirlerde yaşıyor. Eğitim çağında olan Suriyelilerin sayısı bile yarım milyon. Suriyelileri ilk karşılayan illerin nüfusu yaklaşık 10 milyon ve bu bölgede yaşayan Suriyelilerin sayısı 1 milyon 200 bin. Bir diğer ifadeyle, bölgenin nüfusunun onda birinden fazlası Suriyeli ve mutlaka bazı yerleşim yerlerinde bu oran çok daha yüksek.

Mültecilerin yiyecek, barınma, sağlık ve eğitim ihtiyacını karşılamak için Türkiye hatırı sayılır bir çaba içerisindedir. TESEV ve ORSAM tarafından yayınlanan rapora göre, kamplardan beş yüz bin hasta sevk edilmiştir. Ameliyat edilen hasta sayısı 200 bini aşmıştır. 35 bin doğum gerçekleşmiştir. Türkiye beş milyar dolara yakın para harcamış; BM ve Avrupa’dan gelen yardımlar ise 250 milyon doları aşamamıştır.

İki milyon insanın yer değiştirmesinin ekonomik, kültürel ve sosyal sonuçları olur. Suriyeliler ise iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır ve kitleler halinde kısa sayılabilecek bir zaman diliminde Türkiye’ye gelmişlerdir. Böyle bir göçün büyük sorunlara yol açması beklenir. Dilencilik ve ufak asayişsizliklerle sınırlı kalan sorunlar iki halk arasındaki bağların güçlülüğüne ve “Muhacir” ve “Ensar” olma çabalarının kaviliğine işaret etmektedir. İHH gibi Türkiye ölçeğindeki yardım kuruluşlarının dışında yerel yönetimlerin ve yerel yardım kuruluşlarının da devreye girmesi ile tüm toplumun seferberlik başlattığı görülmektedir.

Görünür sorunlar büyük olmamakla beraber etnik ve mezhepsel kutuplaşma riski, çok eşlilikte yaygınlaşmanın yol açtığı ailevi sorunlar, çarpık yapılaşmada artış ve çocuk işçiler dikkat edilmesi gereken ve uzun vadede sosyal ve siyasal sonuçları olabilecek risk alanları olarak akılda tutulmalı ve sorun haline gelmemeleri için tedbirler alınmalıdır. Yoğun göç dalgasının yol açabileceği sosyal ve insani yırtılmayı başarıyla absorbe edebilen Türkiye etkisi orta vadede görülebilecek sorunları da tespit etmeyi ve çözmeyi becerebilecektir.

Ekonomik, kültürel ve sosyal entegrasyonunu sağlamada gösterilen başarı Türkiye’deki Suriyelilerin, Türkiyeli Suriyelilere dönüşmesi anlamına gelecektir. Suriye’de kriz bir şekilde çözüldükten sonra işte bu Türkiyeli Suriyeliler iki toplum arasında bir köprü olacaklardır.

TÜRKİYELİ SURİYELİLER

Türkiye’de toplum misafirlerine karşı ideal bir ev sahipliği yapmak için seferber olmuştur. Ama şimdi misafirlerin aslında kalıcı oldukları ortaya çıkmıştır. Bu yüzden misafir söylemi değişmelidir. Toplum bu değişimi kaldıracak tarihi ve ruhi derinliğe sahiptir. Başbakan medeniyet tasavvuru olan entelektüel bir kişiliktir. Konuşmalarında insan ile mekân ve mekân ile mana arasında kurduğu ilişki kendini Suriyeli mültecilerde göstermelidir. Cumhurbaşkanının hassasiyeti de zaten açıkça ortadadır ve daha fazlasını yapmaya hazır olduğu izahtan varestedir.

Toplumun Suriyeliler gerçeği konusunda aydınlatılması gerekmektedir. Elbette harcanan paralar Türkiye için çok küçük paralar değildir. Ancak Suriyelileri bir maliyet kalemi olarak görmek bardağın boş tarafını görmektir. Yukarıda bahsettiğimiz raporun bulgularını da dikkate alarak ekonomi bakımından bardağın dolu tarafına bakalım:

  • Suriyeliler arasında çocuk ve gençlerin oranı yüksektir ve Türkiye’de doğan Suriyelilerin sayısı da kriz devam ettikçe artacaktır. Nüfusa bakışında paradigmatik bir değişiklik yaparak dinamik nüfusu yük değil zenginlik olarak görmeye başlayan Türkiye bu genç Suriyelileri topluma her bakımdan entegre etmeye özen göstermelidir. Doğal olarak Türkçeyi öğrenecek bu genç nüfus ileride iki ülke arasında köprü olacaklardır.
  • Zor şartlarda ülkelerini terk eden Suriyeliler Türkiye’ye birikimlerini getirmişlerdir. Elbette bu birikim onları çok uzun süre taşımayacaktır. Ancak miktarı belli olmasa da gelen bu sermayenin de dikkate alınması gerekmektedir.
  • Suriyelilerin kaçak çalıştırılması bir insani sorundur. Öte yandan işçiliğin maliyet kalemi olarak düşmesi ve yerli nüfusun çalışmadığı alanlarda çalışmaları bazı işkollarında rahatlama oluşturmaktadır. Bazı işkollarında işgücü açığının kapatılması ekonomik bir kazanımdır.
  • Suriyelilerin tamamının dilenci veya vasıfsız işgücü sanılması yanlıştır. Elbette dilencilik bir sosyal yaradır ve vasıfsız işgücü Türkiye’de zaten zor durumda olan vasıfsız işgücünün hareket alanını daha da daraltmaktadır. Ancak vasıflı ve donanımlı Suriyelilerin orta ve uzun vadede Türkiye’ye kazandıracakları da hesap edilmelidir. Mersin, Gaziantep ve İstanbul gibi illerde faaliyet gösteren çok sayıda Suriyeli firma mevcuttur. Sadece Gaziantep Ticaret Odasına kayıtlı Suriyeli firma sayısı iki yüzün üzerindedir.
  • Ortadoğu pazarlarına ve bazı sektörlere hâkimiyet konusunda Türklerden daha iyi olan Suriyeli işadamları ticaret ve yatırım ilişkilerinde avantajları ile beraber Türkiye’dedirler.
  • Büyük toplumlar krizden strateji geliştirebilen toplumlardır. Türkiye’deki Suriyelileri, Türkiyeli Suriyelilere dönüştürebildiğimiz oranda önce Suriyeli mültecilerle birlikte ekonomik olarak Türkiye kazanacak ardından orta ve uzun vadede Suriye ve Türkiye bir tür ortak pazar haline gelecektir.

Savaş sonrası Suriye’yi birçok sorun beklemektedir. Silahlı grupların dağıtılması ve informal güvenlik yapılanmalarının sonlandırılması, suç networklarının etkisizleştirilmesi, iç savaşın katmerleştirdiği etnik ve mezhepsel kırılmaların tamir edilmesi, başta ekonomik alan olmak üzere güç merkezlerini ellerinde toplayan rejim kalıntıları ile mücadele edilmesi, ekonominin yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Bu sorunların tamamının çözülmesinde beşeri sermaye ana unsurdur. Türkiye’deki genç Suriyeliler, savaş sonrasında Türkiyeli Suriyeliler olarak bu sorunların çözümünde rol alacaklardır.

Bu yazı PESA Görüş olarak http://www.pesar.org adresinde yayınlanmıştır.

44 kez görüntülendi.
17 Mart 2015 - 8:48