Kaf Dağının Ardındaki Renkler

04 Aralık 2014

Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından ‘Kaf Dağının Ardındaki Renkler’ konulu bir söyleşi düzenlendi.

SAÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Gizem Frit Amfisi’nde düzenlenen söyleşide eski Sümer Holding Genel Müdürü Fahrettin Kayıpmaz öğrencilerle buluştu.

Türk Dünyası’ndaki halı ve kilim dokuma sanatından bahseden Kayıpmaz “Kaf Dağları ötesi misali Asya doğusunda Selenga Irmağı ve vadisinden miladi yılların başında başlayan yolculuk, Anadolu’da sonlandığında bütün bir Anadolu’nun muhteşem platolarını mesken tutan Oğuz Boyları, kendilerine özgü karakteristik dokuma yapıları, eşsiz renkleri, büyülü motifleri ve ilginç tasarımlarıyla öyle dokumalar yaptılar ki bugün bile dünyanın en prestijli müzelerinin göz bebeği ürünleri Türk kültür tarihinin başyapıtlarıdır” dedi.

Türk halı ve kilimlerini, Avrupalı asilzadeler ve aristokratların köşklerinde bulundurmasının moda olduğunu belirten Kayıpmaz, “Haçlı seferleri sırasında, Haçlılar Anadolu’yu yakıp yıkıyorlardı fakat kültürel hiçbir anıya dokunmuyorlardı. Batılılar için Türklere ait herhangi bir elyazması, halı veya kilim gibi kültürel mirasları götürmek başlangıçta bir ganimet olarak görüyorlardı. Sonra Avrupalı aristokratlar tarafından farkına varılıp güzel kültürel zenginlik olduğu anlaşıldı ve bizden talep edilen ürünler haline gelmeye başlandı” şeklinde konuştu. Kayıpmaz, o dönemin ticaret kayıtlarına bakıldığında Batılıların en çok talep ettiği ürünün halı olduğunu ve bu halıların bir marka olduğunu söyledi.

Bugüne bakıldığında Batının artık Türkiye’den, halı talep etmediğini dile getiren Kayıpmaz, “Türkiye, eskiden markasını yaratıp saf ve temiz olarak o markanın peşinde duruyordu.  Şimdi Ticaret Bakanlığı’ndan parça işleme belgesi alınıyor ve Çin’e gidip istenilen desenler yaptırılıyor.  Sonra Gümrük Birliği anlaşması gereği Türkiye’ye hiçbir ödenek ödemeksiniz getiriliyor ve Türkiye’de vitrinlere konuluyor. Gelen turistlere de bunlar Türk halısı diye satılıyor. Avrupa’dan Türkiye’ye gelmiş herhangi bir turist Türkiye’den halıyı beğenerek alıyor ülkesine götürüyor. Bu halıların sahte olduğunu söylüyorlar değerinin 10 bin dolar değil 300 dolar olduğunu söyleyince de alan kişi Büyükelçilik Ticaret Müşavirliğine giderek Türkiye’ye gittiğinde aldatıldığını söylüyor.  Bu şekilde bize ulaşan dört bin civarında müracaat var” dedi.

Türkiye’de acil olarak ‘Türk Halı Enstitüsü’ kurulmasının ve kalite standartlarının belirlenmesi gerektiğinin altını çizen Kayıpmaz, “İran’da iki tane stratejik ürün var; biri petrol biri de halı. İran’da Kurulu Halı Enstitüleri var. Enstitüye bağlı okullar da öğrencilere halı dokuma ve desen çizimi beş yıllık periyotlarda öğretiliyor.  Enstitünün bir diğer görevi ise İran’da üretilen bütün halıları kalite kontrolden geçirmektir. Üretilen halılar bu enstitü tarafından incelenir, kullanılan hammadde ve desenleri eğer uygunsa enstitüye ait bir mühür vurulur. Bu mühür dünyanın her yerinde tanınır. Örneğin Avrupalı tüccarlar bu mührü gördüğü zaman halıyı fiyatını gözetmeksizin alırlar. Enstitü tarafından gelen halı kalite standartlarına uymuyorsa hemen orada yakılır” şeklinde konuştu.

Söyleşinin sonun da SAÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Besim F. Dellaloğlu, Kayıpmaz’a hediye takdim etti.

04.12.2014 – MA

2 kez görüntülendi.
04 Aralık 2014 - 13:38