Mehmet Akif Ersoy Meâli

09 Nisan 2012

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Davut Aydüz, Mısır’da Mehmet Akif Ersoy’un Kur’an Meâli üzerine bir konferans verdi.

SAÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Davut Aydüz, Mısır’ın başkenti Kahire’de “Zayi Olan Bir Emek, Mehmet Akif Ersoy Meâli” konulu bir konferans verdi.

Kahire Yunus Emre Kültür Merkezi’nde 27 Mart Salı günü düzenlenen konferansa Mısır’ın çeşitli üniversitelerinde Türkoloji okuyan ve Yunus Emre Kültür Merkezi’nde Türkçe öğrenen öğrenciler katıldı.

Mehmet Akif’in genellikle şiirleri ile tanındığını belirten Prof. Dr. Davut Aydüz “Hâlbuki O, şiirlerinin yanı sıra çok sayıda nesir ve tercümeye imza atmış bir yazar ve bir mütercimdir. Sırât-ı Müstakîm ve devamı olan Sebîlü’r- Reşâd Mecmualarında seri yazılar kaleme almıştır. Bu yazılarının önemli bir kısmı Kur’ân tefsîri ve tefsir tercümeleriyle ilgilidir. Yani Âkif’in şâir ve edip kişiliğinin yanında, Kur’ân ve tefsiri ile de alâkası vardır.” diye konuştu.

TBMM tarafından Kur’an tercümesi işinin Mehmet Akif verildiğini ifade eden Prof. Dr. Aydüz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki büt­çe müzakereleri sırasında 21 Şubat 1925’te alınan bir ka­rar üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı, bir Kur’ân-ı Kerim tercü­mesi ve tefsiri ile “Tecrîd-i Sarîh” isimli hadis kitabının tercüme­sini yaptırmak ister. Tefsir, Elmalılı Hamdi Efendi’ye, Tecrîd tercümesi Ahmed Naim Bey’e ve Tercüme işi de Mehmed Âkif Ersoy’a verilir. Âkif, adına meâl denmesi ve Elmalılı’nın tefsiri ile bir arada basılması şartıyla teklifi kabul eder.

Mehmet Âkif, Mısır’da Ekim 1925’ten Haziran 1936’ya kadar gecen 11 yıllık hayatının ilk 7 yılını -1926-1932 yılları arasında – sadece Kur’ân tercümesine hasreder ve ilk 3 yılda tercümenin müsveddelerini yazar. Diğer 4 yıl da müsveddeler üzerinde düzeltmeler yapar.”

Mehmet Akif’in yaptığı tercümeyi namazda okutulacak olması sebebiyle teslim etmediğini belirten Aydüz “ Âkif,  yaptığı tercümeyi beğenmediğini ileri sürerek teslim etmez. Sebebini de şöyle açıklar: ‘Tercüme güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Lakin onu verirsem namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allahımın huzuruna çıkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam.’ der. “ diye konuştu.

Mehmet Akif’in 1936’da hastalanarak yurda dönerken Kur’ân meâlini dostlarından Yozgatlı Müderris İhsan Efendi’ye bıraktığını söyleyen Aydüz “ Akif , İhsan Efendi’ye ‘Dönersem alırım, dönmezsem, ya­karsın.’ diye vasiyet eder. Kendi meâlinin, Kur’ân yerine konularak camilerde zorla okutulması ihtimali Âkif’e, onun yakılarak yok edilmesi ızdırabından -tabii olarak- çok daha korkunç görünür.” diye konuştu.

İhsan Efendi’nin Akif’in mealini yakmaya kıyamadığını dile getiren Aydüz “Mehmed Âkif’in vefatından sonra kendisinden meâli soran, almak ve bastırmak isteyenlere ‘Yaktım!’ diyen İhsan Efendi, Akif’in meâlini yakmaya kıyama­mış; onun defterlerini ayrıca kendisi temize çekip ciltlete­rek iki nüshayı birlikte saklamıştır. Vefatı yaklaşınca, oğlu Ekmeleddin’i (Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu) yanına çağırarak mealin yakılmasını vasiyet eder ve meal maalesef yakılır.” şeklinde konuştu.

09/04/2012 – Haber Merkezi

2 kez görüntülendi.
09 Nisan 2012 - 10:21