SASGEM Konferansları Tüm Hızıyla Devam Ediyor

08 Kasım 2016

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi (SASGEM) tarafından düzenlenen Çarşamba Konferansları tüm hızıyla devam ediyor.

Türkiye’de Asker ve Siyaset İlişkilerini Anlattı

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi’nce düzenlenen Çarşamba Konferanslarının bu haftaki konuğu Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Şükrü Karatepe’ydi.

SAÜ Hukuk Fakültesi Sabahattin Zaim Konferans Salonunda gerçekleşen “Türkiye’de Asker-Siyaset İlişkileri” başlıklı konferansta konuşan Prof. Dr. Karatepe, Türkiye’de ordu ile sivil yönetim ilişkilerini ve bu çerçevede yaşanan sorunları anlattı. Askerin geçmişte kendisini aynı dünya görüşünü paylaşan bürokratik kadrolar yoluyla toplumun içinde bir vasi olarak gördüğünü ifade eden Karatepe, “Sivil insanları, sivil kadroları, yanlışa gitme ihtimali bulunan, her an ihanet içinde bulunacak kitleler olarak görüyorlar. Sürekli onları gözetliyorlar. Halk sandığa gidiyor. Seçimden sonra sivillerden bir hükümet oluşuyor. Ama bu hükümet sürekli aşağı doğru çekiliyor. Çünkü üstünde sürekli askerler ve onlarla görüş birliği etmiş diğer bürokratik kadrolar var. Ne zaman ki sivillerin seçtiği kadrolar, onların gösterdiği çizginin dışına çıkarsa, kontrol edilmez duruma gelirse, bu sefer dışarıdan göz kırpıyorlar” dedi.

20’nci yüzyılın önemli kavramlarından birisinin de muhtıralar olduğunu belirten Karatepe, askerin yıllardır muhtıralar aracılığıyla sivil iktidarlara müdahale ettiğini söyledi. Karatepe, sözlerini şöyle sürdürdü: “Halkın seçtiği yöneticileri askerler ihtar, ikaz ediyor. Bu aslında tek bir kişi değil, bir kadro işi. Bu kadronun içine dâhil olanlar, sandıktan çıkamayanlardır. Sandıkla iktidar olamayanlar, sürekli olarak askerin yanında yer almışlardır. Diğeri de devletin her türlü desteği ve teşvikiyle zengin olan, rejime yakın belki sayısı bir elin parmağı kadar olan büyük sermaye gruplarıdır. Bu sermaye de sürekli olarak askerin yanında yer alıyor. Bir de İttihat ve Terakki ile Tek Parti döneminden gelip devletin önemli kadrolarını işgal eden üst bürokratlar var. Bunların içinde yüksek yargı var. Bunlar da tayinle geldikleri için sürekli olarak halkın seçtiklerinden şikâyetçidirler. Memnun, mutlu olmazlar. Niye? Çünkü halkın seçtikleri, şu ya da bu şekilde halka hizmet etmeye çalışır. Bu da yüksek bürokrasinin, yüksek yargının menfaatleriyle çelişir. Ortam da somut olarak genellikle terör ortamına dönüşür.”

Prof. Dr. Şükrü Karatepe, konferans öncesi Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas’ı makamında ziyaret ederek görüş alışverişinde bulundu.

02-11-2016 / ST

Bilgi Üretmek Zorundayız

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi (SASGEM) Çarşamba Konferansları’nın bu haftanın konuğu Sakarya Teknokent A.Ş. Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin oldu.

SAÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen konferansta Prof. Dr. Engin, 2023’e Doğru Teknoloji Transfer Ofislerinin Rolünü anlattı. Engin, “Eğer ülke olarak yükselmek istiyorsak bilgiyi tüketmek yerine bizde bilgiyi üretmeliyiz. Biz de ileri teknoloji gelirimizi yüzde 20’ye çıkarmak zorundayız” diye konuştu. 

Dünyanın en pahalı arazisinde oturuyoruz

Türkiye ve Güney Kore’nin 1980 yılında milli gelirlerinin aynı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Engin, “Geçen 36 yılda Güney Kore milli gelir olarak bizi geçti. Bunun en önemli sebebi Ar-Ge ve inovasyon konusunda geç kalmamız. Türkiye’de 2002 yılına geldiğimizde ilk defa bir hükümet Ar-Ge ve inovasyondan bahsetti. Bu yolda ülkemize 2023 hedefleri kondu” dedi.

Öğrencilere Türkiye’nin 2023 hedeflerini anlatan Prof. Dr. Engin, “Dünyada ilk 10 ekonomisi olmak, ihracatı 850 milyar dolardan 2 trilyon dolara çıkarmak, kişi başı milli geliri 20 bin doların üstüne çıkarmak ülkemizin 2023 hedefleri arasında en önemlileri.  Hedeflere ulaşabilmek için son 15 yılda çok önemli adımlar atıldı. Fakat 15 Temmuz süreci bu hedefleri sekteye uğratmak için yapılan bir operasyondu. Çünkü biz dünyanın en pahalı arazisinde oturuyoruz” şeklinde konuştu.

Bilgi üretmek zorundayız

Prof. Dr. Engin, “Bütün toplumun bilgi potansiyelini ve zenginliğini artırmaya dönek sistematik olarak yapılmış çalışmaların tamamına Ar-Ge diyoruz. İnovasyon ise bilgiyi kullanma potansiyelini ifade eder. Eğer ülke olarak yükselmek istiyorsak bilgiyi tüketmek yerine bizde bilgiyi üretmeliyiz. Biz de ileri teknoloji gelirimizi yüzde 20’ye çıkarmak zorundayız ” dedi.

Orta gelir tuzağının, Türkiye’yi 2023 yılı hedeflerinden alıkoyacak bir sorun olduğunu dikkat çeken Prof. Dr. Engin, “Bir ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalması haline orta gelir tuzağı denir. Çin bunu 28 yılda atlatabildi ve Japonya bu orta gelir tuzağına kapılmadı. Türkiye eğer çalışmaya ve üretmeye devam etmezse orta gelir tuzağına düşmüş olur. Bunun için ülkemiz daha çok inovatif faaliyetlere önem vermeli, Çin’i büyüten en önemli faktör inovasyondur” dedi.

Prof. Dr. Engin’in konuşmasından ardından, Sakarya Teknokent Özel Kalemi Aykut Ulgar Adaptto ve girişimcilik hakkında öğrencileri bilgilendirdi.

03/11/2016 – MA

Sanat Zevk İçindir

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi’nin (SASGEM) düzenlediği ‘Çarşamba Konferansları’nın bu haftaki konuğu eleştirmen yazar Ömer Lekesiz oldu.

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte “Sanat Bizim Neyimize” başlıklı konu ele alındı. ‘Sanat sanat için midir, halk için midir?’ tartışmasına da değinen Ömer Lekesiz “Bu tartışma yıllardan beri vardır. Sanat zevk içindir. Çünkü zevk almadığınız bir şeye bakmak istemezsiniz. Kaldı ki, bu manada zevk bir şeyin sanatsal değeri de olmaz. Sanat hiçbir şekilde karmaşık olmamalıdır. Sanat bir dildir ve bir şeyi çözümlemek için vardır. Sanat kaostan kozmosa geçiş gibi gösterilemez. Bizim Batı ile ayrıştığımız nokta budur; sanat şu dünyanın varlığını sana hatırlatan bir şeydir” ifadelerini kullandı.

 “Sanat bizim neyimize diyerek aslında ikili bir söylemi kastetmiş oluyoruz. Biri olumlu anlamda biri de olumsuz anlamdadır” diyen Lekesiz, şunları kaydetti:

“Olumsuz anlamı iş hayatınızda sanatla olan uğraşınızı CV’inize yazdığınız da işverenler sizi melankolik olarak düşünüp olumsuz değerlendirebilir. Evleneceksiniz diyelim,  sanatla olan uğraşınız olumlu referans olur mu? Dolaysıyla sanat, karın doyurmaz, araba aldırmaz, yat aldırmaz, sanatın bu anlamda hiçbir pratiği yoktur. Bu anlamda sanat bizim neyimize der geçeriz. Bir de işin dünya konjonktürü ile ilgili kısmı var; Düşünün ki ABD’nin, Irak’ı özgürleştirmek adına öldürdüğü insan sayısı 1,5 milyon. Gözünüzün önünde, burnunuzun dibinde 1,5 milyon insanın öldüğü dünyada sanatın ne anlamı olabilir. Hiçbir anlamı olamaz! Hangi sanat size bunu makul gösterebilir. Gündelik hayatımda da zaten sanatın herhangi bir karşılığı yok.”

Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince…

Lekesiz devamla; “Şimdi gelelim işin bir de olumlu tarafına; Sanat var dedim. Çünkü sanatı doğuran zahiri ve batini hasretler bize rağmen, bizim içimizde kendiliğinden var olan şeyler. Yaşayan bir insan olarak duyduğumuz merak, sevinç coşku, öfke, tefekkür, tecessüs, ihata, övgüye muhtaçlık, tanınma ihtiyacı. Bunların bir ucu yine sanata değmiştir. Sanat bir kaçınılmazdır. Yunus Emre 1300’lü yıllarda iken ne demiştir;  Ya ben öleyim mi söylemeyince…” diye konuştu.

Verili Bir Hikayenin İçinde Doğarız…

İnsanların doğduğunda verili bir hikayenin içinde doğduğunu belirten Lekesiz “ Bize rağmen, bizden önce olan, bizimle ilişiği olmayan, bizsiz var olan bir hikâyenin içimde doğarız. Vakti geldiğinde bizden önce doğanların hikâyelerine değerek ilişerek, ya da onların hikâyelerini kendi hikâyemizin içine çekerek hayat denen şeyin içinde yer alırız. Hayat dediğimiz şey aslında bir hikâyedir. Anneler bize hep cennet tadında hikâyeler anlatır. Çünkü İlk annemiz Havva da, Habil ile Kabil cennetti anlatmıştır. İnsan olarak verilen bu değerin içinde gerek bilerek, gerek bilmeyerek yaşar” diye konuştu.

İnsan Teki İçin Sanat Nedir?

Sanata ilgi duyan insan kadar, sanat dallarının da farklılaştığını söyleyen Lekesiz “Her sanatçı, sanatı farklı şekillerde yorumlamıştır. Sanat kendi hakikati her neyse öyle olması gerekir. Bir de hikmet diye bir şeyden bahsederiz. Tasavvufla uğraşanlar bilir; Hakikat buysa hikmet nedir. Onun da şöyle bir tanımı var: Hakikat, her şeyi kendi hakikat içinde bilmektir. Eşyanın kendi içinde bilme ve tatma duygusudur. Hakikat o şeyi kendi yaratılış üzerinden bilmekse; hikmetse o şeyin bilinme sınırlarını bilmektir” diye konuştu.

Sanatın bir soyutlama olduğunu kaydeden Lekesiz şiir örneğini vererek “Sanat yaratmasına sebep olan şey kelimelerden gelir. Kelime denen şey melekeye denk gelir. Sanat dediğimiz şeyde bir anlamda meleke vardır. Kelime insana nasip kılınır. Hiç bir insan ben bir kelime hatırlayayım diye de kelime hatırlamaz. Yok böyle bir şey. Dolaysıyla kelime bağışlanan bir şeydir kelime ancak verilirse insan bunun üzerinde bir şey tanımlar. İyi kelimelere nasip kılınan insanlar vardır, Örneğin Mevlana, bir tanedir ikinci bir Mevlana yoktur. Yunus Emre bir tanedir. Goethe bir tanedir. İnsanın kendisi bir kelimedir” şeklinde konuştu.

Gerçek Ressam Nerede?

Sanatın görme ve gösterme biçimi olduğuna değinen Lekesiz “ İspanyol ressam Diego Velazquez’in Las Meninas (Nedimeler) adlı tablosu İspanyol orta çağ tablosudur. Bir ressam ve nedimeler var, ve ressam tablonun içinde. Bu ressam kim? Aynadaki ressam burda ki ressam mı? Yoksa yokluğuyla var olan ressam mı? İşte bu tabloda nerden nasıl bakılması gerektiğini, gözün kaçış noktasının nerde olduğunu ancak sanat eseri üzerinden anlayabiliriz” diye konuştu.

Sanat Salt Zevk Almak için yapılır

‘Sanat sanat için midir, halk için midir?’ tartışmasına da değinen Ömer Lekesiz “Bu tartışma yıllardan beri vardır. Sanat zevk içindir. Çünkü zevk almadığınız bir şeye bakmak istemezsiniz. Kaldı ki, bu manada zevk bir şeyin sanatsal değeri de olmaz. Sanat hiçbir şekilde karmaşık olmamalıdır. Sanat bir dildir ve bir şeyi çözümlemek için vardır. Sanat kaostan kozmosa geçiş gibi gösterilemez. Bizim Batı ile ayrıştığımız nokta budur; sanat şu dünyanın varlığını sana hatırlatan bir şeydir” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının bitiminde dinleyicilerin sorularını da yanıtlayan Ömer Lekesiz öğrencilere kitap önerisinde bulundu.

31/10/2016 /HAY

63 kez görüntülendi.
08 Kasım 2016 - 8:04