Avrupa’nın Türk Fobisi Attila Devrine Dayanıyor

27 Şubat 2018

Türkler tarih boyunca büyük başarılara imzalar atmıştır. Türkiye’nin kalbi olacak İpek Yolu ticaretinin kökeninde bile, Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz’e uzanan yolculuğun öncüsü olan Türkler, Malazgirt Zaferi ile de tüm dünyaya ismini duyuran asil bir millet olmuştur. Öyle ki 9. yüzyılda yaşayan bir Arap entelektüel “Bir Türk başlı başına bir millettir” demiş. Islık çalan okları, rüzgârdan hızlı atlarıyla kökenleri M.Ö. 420’lere dayandığı tespit edilen bu milleti tarihçi Prof. Dr. Haşim Şahin ile konuştuk.

– Türk kimdir? Türk kimliğini oluşturan unsurlar nelerdir?

Orta Asya Türk tarihinin önde gelen araştırmacılarından Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın tespitlerine göre, M.Ö. 420 tarihli bir Sasani kaynağının tasvirinde Seyhun yani Siriderya nehrinin doğusunda yaşayan toplumlara Türk denilmektedir. Türk kimliğini çoğunluğu konargöçer hayat süren ve Çin’in kuzeyinde yaşayan, savaşçı karakterleriyle öne çıkan boylar meydana getirmektedir. Bu boylar zamanla Orta Asya’dan kadim dünyanın farklı coğrafyalarına göç etmişler, tarih boyunca başta İran, Hindistan, Anadolu ve Balkanlar olmak üzere muhtelif coğrafyalarda pek çok devlet kurmuşlar, insanlık tarihine çok önemli katkılar sağlamışlardır. Tarihte bilinen ilk Türk hükümdarı Büyük Hun İmparatoru Mete (Mo-tun) Han’ın babası Teoman (Tu-man) Han’dır. Bu devletin en büyük hükümdarı ise ıslık çalan okları, rüzgârdan hızlı atları, askeri alanda getirdiği yenilikleri ile tanınan ve Çin’in korkulu rüyası Mete (Mo-tun) Han’dır. Onun bugün bile hâlâ askeri yapının temelini oluşturan onlu sistemin kurucusu olduğunu biliyoruz. Tarihte Türk ismini kullanan ilk devlet ise Köktürk’lerdir. Türk kimliği ile ilgili farklı bir rivayet ise Tevrat merkezli kaynaklarda görülür. Türklerin atası olan Türk’ün Nuh Peygamber’in oğlu Yafes’in büyük oğlu olduğu yönündeki rivayetin varlığı ve yine zaman içerisinde bilhassa Balkan coğrafyasında Müslüman kimliğe sahip bütün halkların Türk olarak kabul edildikleri de bilinmektedir.

– Ortaçağ’da kurulan Türk devlet ve toplulukları kimlerdi?

Ortaçağ adını verdiğimiz, genel kabul edilen şekliyle 395’ten 1453 yılına kadar geçen zaman diliminde çok sayıda tarihe iz bırakan Türk devletinin varlığını biliyoruz. Ancak, günümüze kadar etkisi hissedilen Osmanlıları bir kenara bırakırsak, bilhassa Köktürkler ve Selçuklular hâkimiyet sahalarının genişliği, ekonomik güçleri ve kültürel etkileri bakımından diğer devletlerden daha çok ön plana çıktı. Sasani mirasını devralan Selçuklular, İran, Türk ve Arap yönetim geleneklerini mezcederek her üç unsurun da yüksek otorite olarak kabul ettikleri bir idare mekanizması meydana getirmişler, göçebe Türklere İslâm kültürünü iyice özümsetmişlerdir. Selçuklular aynı zamanda İslâm dünyasında yeniden Sünnî anlayışın hâkim olmasını sağlamışlardır.

– Anadolu Türkleşirken Batı’da nasıl bir Türk algısı vardı?

Anadolu’ya ilk Türk akınının Çağrı Bey tarafından 1018’de gerçekleştirildiği yönünde kuvvetli bir rivayet var. Bu doğru kabul edilirse, Türklerin Anadolu’ya gelişinin 1000. yılını yaşıyoruz. Bu çok önemli bir husus. Anadolu’nun kalıcı yurt haline dönüşmesi ve tam manasıyla Türk yurdu haline gelmesi Malazgirt Savaşı ile gerçekleşiyor. Malazgirt’ten sadece dört yıl sonra 1075’te yine Selçuklu hanedanından Kutalmış oğlu Süleyman Şah İznik’i ele geçirerek, burayı başkent yapıp Türkiye Selçuklu Devleti’ni kuruyor. Bizans adeta Türklerin nefesini ensesinde hissediyor. Bizans İmparatoru’nun Papa II. Urbanus’tan yardım istemesiyle Haçlı düşüncesi doğuyor. Haliyle Türklere karşı pek olumlu bir imge yok Avrupa’da. Zaten Türklerin Müslüman olmaları da başlı başına bir problem. Çünkü daha önce Emeviler ve Abbasiler devrinde Müslümanlar Avrupa’yı ciddi anlamda tehdit etmişlerdi. Türkleri kâbusun yeniden başlaması olarak görüyorlar.

– Orta Çağ Avrupası’nda Türk imgesi nasıldı?

Orta Çağ Avrupası’nın Türk imgesi de pek iç açıcı değil elbette. Daha Attila devrine kadar uzanan bir Türk fobisi var zaten. Attila bugünkü Macaristan’ın bulunduğu topraklarda, Peşte merkezli bir devlet kurduğu zaman askeri faaliyetleri ile hem Doğu hem de Batı Roma’ya çok zor zamanlar yaşatmıştı. Avrupa Attila’yı “Tanrı’nın Kırbacı” olarak nitelemişti. Sonrasında Peçenekler, Kumanlar Avrupalıların korkulu rüyası haline geldi. Haliyle Ortaçağ Avrupası Türkleri barbar olarak görüyorlar. Sonuçta karşılarında mücadele gücü yüksek, savaşçı bir kavim.

Anadolu’ya ilk Türk akınının 1018’de gerçekleştirildiği yönünde kuvvetli bir rivayet var. Bu doğru kabul edilirse Türklerin Anadolu’ya gelişinin 1000. yılını yaşıyoruz.

BÜYÜK HÜKÜMDARLARI ARAŞTIRIN

– Türk tarihinin daha iyi anlaşılması için tavsiyeleriniz var mı?

Türk tarihinin daha iyi anlaşılması için, Türk siyasi hayatına, medeniyetine, entelektüel yaşamına büyük değerler katmış, hayatlarını bu yolda adamış insanların iyi bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçmişte derin izler bırakmış büyük hükümdarların, devlet adamlarının, âlimlerin, mutasavvıfların, sanat erbabının, şairlerin hayatlarının çok iyi şekilde bilinmesi, anlaşılması, hata ve sevaplarından ders çıkarılması gerekiyor. Bu konuda yazılan çok sayıda kitap var. Biz de Erdem Yayınları bünyesinde Tarihi İnsan Yazar başlığı altında Türk Büyükleri serisi adıyla kitaplar yayınlıyoruz.

SURİYE GEÇMİŞTE DE HAÇLILARA DİRENDİ

– Haçlı Seferleri’nde İslam dünyasının savunucusu hep Türkler. Neden?

Bunun birkaç nedeni var. Tarihte çok sayıda Haçlı Seferi olmakla birlikte, 1095-1291 yılları arasında cereyan eden büyük savaşların dördüncüsü hariç hemen hepsi ve sonrasındaki seferler Türkleri doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü bu seferlerin pek çoğunda hedef doğrudan Türklerin yönetimi altındaki topraklar. Tabii olarak kendi topraklarını ve dinlerini savunmak maksadıyla Haçlılara ilk karşı çıkan da Türkler oluyor. Haçlı çağrısı yapan Papa II. Urbanus’un Avrupa’yı kaostan kurtarmak için Türklerin tehdidini ve Kudüs’ün Türk hakimiyeti altında olmasını önemli bir argüman olarak kullandığını görüyoruz. Türklerden ve Müslümanlardan nefret eden bir anlayış hâkim Avrupa’da. Pek çok keşiş, şövalye, asilzade, mahkûm Türklerden intikam almak, Doğu’nun zenginliklerine kavuşmak ve kendileri için kutsal olan Kudüs’ü ele geçirmek için büyük ordularla Doğu’ya akın ediyorlar. Sultan Kılıç Arslan ciddi başarılar kazansa da Haçlı ordusunun Anadolu’dan geçişine mani olamıyor. Selçuklu ordusu yeniliyor, İznik elden çıkıyor, Konya yağmalanıyor. Haçlılar Urfa, Antakya ve Kudüs’te devletler kuruyorlar. Suriye ve Irak’ta da yine Suriye Selçuklu beyleri yahut emirleri mücadele ediyor Haçlılarla. Bu toprakları geri almak için de yine Türk hükümdarları mücadele ediyor.

– Orta Çağ Türkofobisi ile Yakın Çağ Türkofobisinin farklılıkları neler?

Bu konuda çok büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Ama Yakınçağda biraz daha fazla tabii. Çünkü Osmanlı topraklarının büyük bölümü Avrupa’da. Osmanlı fetihleri de ana hatlarıyla Avrupa’ya doğru ilerliyor. Bunları elçi raporlarından, seyahatnamelerden, kilise defterlerinden açık şekilde görüyoruz.

– Tarihten bugüne Türklerin savaş ahlakı nasıldı?

Türkler dünyanın hemen her yerinde savaşçı karakterleriyle tanınıyor. Kaynaklara yansıdığı kadarıyla savaşlarda yaşlılara, kadınlara, çocuklara dokunulmaması, yaralı askerlere düşman dahi olsa el uzatılması, mağlup olan tarafın cesetlerini toplamasına izin verilmesi gibi örnekler Türklerde hatırı sayılır bir savaş ahlâkının varlığını ortaya koyuyor. Sefer güzergâhındaki bir bahçeden meyve alan askerin bedelini ödemesi, savaş harici dönemlerde kahramanların birbirini ziyaret etmesi gibi örnekler de bu bakışın bir sonucu.

Çoğu Haçlı Seferleri’nin hedefi Türklerin yönetimi altındaki toprakları ele geçirmekti. Çünkü Avrupa’da Türklerden ve Müslümanlardan nefret eden bir anlayış hâkimdi.

23-02-2018 / Star Gazetesi

675 kez görüntülendi.
27 Şubat 2018 - 11:04