Prof. Dr. Kemal İnat – Uluslararası İlişkiler Bölümü

29 Ocak 2013

Dış Politika ve Üniversiteler

Dış politika ile üniversitelerin önemli bir ortak noktası vardır. İkisi de toplumun refah düzeyinin artırılmasını amaç edinirler. Uygulamada bunun ne kadar gerçekleştirilebildiği tartışılsa da, olması gereken yani ideal olan, hem dış politikayı şekillendirenlerin hem de üniversite yöneticilerinin eylemlerini gerçekleştirirken, her şeyden önce yaşadıkları toplumun yararını gözeterek kararlar almalarıdır. Hatta bir adım daha ileri gidilirse, kendi ülke halklarının yaşam koşullarının iyileştirilmesinin yanında, bütün dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması idealinin de çoğu zaman dış politika ve üniversitelerin hedefleri arasında yer aldığını söylemek mümkündür. Dış politika yapıcıları ve üniversitelerin temel işlevleri olan toplumun refahının artırılmasını sağlayabilmek için işbirliği içinde olmaları bu yazının ana konusunu oluşturmaktadır. Buna ek olarak, Türkiye’de bu işbirliğinin yetersizliği, üniversitelerin ilgili birimlerinin dış politika yapıcılarına yol gösterecek ve yardımcı olacak bilimsel faaliyetlerin çok gerisinde olması ve politikacıların da üniversitelerin bu işlevi yerine getirecek yapıya sahip olmaları konusunda gerekli adımları atmamaları da yazının temel tezidir.

Türk dış politikasının son yıllarda önemli bir dinamizm içerisinde olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Dış politikanın temel amacı olan, ülkenin gücünün ve halkın refahının artırılması için ekonomik kalkınmanın zorunlu olduğunun farkında olan bir anlayış içerisinde hareket edilmeye çalışıldığı gözlenmektedir. Bu çerçevede bugüne kadar pek ilgi gösterilmeyen coğrafyalarda bulunan ülkelerle diplomatik ilişkiler kurulmakta, ekonomik ilişkiler artırılmakta ve bu ülkelerde açılan Yunus Emre Kültür Merkezleri vasıtasıyla kültürel bağlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yapılan bu açılımlar Türkiye’nin hareket alanını genişletmekte ve dış politikasında ABD ve Avrupa Birliği gibi güçlerin ekonomik ve siyasal ağırlığını azaltmaktadır. Özellikle ekonomik alanda sağlanan çeşitlenme küresel ölçekte yaşanan finansal krizler karşısında Türkiye’nin direncini artırmaktadır. Son yıllarda yaşanan ve özellikle ABD ve Avrupa ülkelerini etkileyen ekonomik krizden Türkiye’nin daha fazla etkilenmemesi, başta Ortadoğu olmak üzere Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkeleriyle geliştirmekte olduğu ekonomik ilişkiler sayesinde olmuştur.  Ekonomik ve siyasi ilişkilerde belirli ülke ve bölgelerle olan yoğunluğun azaltılması yoluyla bağımlılığın dağıtılması dış politikadaki hareket kabiliyetini artırmaktadır. Çünkü “karşılıklı bağımlılığa” dayalı ilişkilerin hakim olduğu günümüzde bağımlılığın tamamen ortadan kaldırılması ABD dahil olmak üzere hiçbir ülke için mümkün olmazken, esas olan başka ülkelere ve kurumlara olan bağımlılığın dağıtılmasıdır.

Türk dış politikası bu şekilde hareket alanının genişletip Afrika, Asya ve Latin Amerika’ya açılmaya çalışırken, bu açılımı destekleyecek bilimsel birikimin eksikliği iyice dikkat çekmeye başlamıştır. Türkiye Afrika’ya açılmak istiyor ancak Türkiye’de Afrika konusunda uzman denebilecek bilim adamları yok, Latin Amerika açılımına katkı sağlayacak bilim insanları yok, Ortadoğu ülkelerinin siyasal sistemleri, toplumsal yapıları ve ekonomik özellikleri konusunda politika yapıcılara araştırmalarıyla destek verecek uzmanlar eksik. Uluslararası İlişkiler, Siyaset Bilimi, Tarih ve Sosyoloji gibi sosyal bilimler alanında Türk üniversitelerinin ya çok içe kapandıkları ya da yalnızca ABD ve Avrupa gibi alanlarla ilgilendikleri, diğer bölgeleri ise görmezden geldikleri gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyoruz. Bu durumda, üniversitelerin dış politikanın ufkunun gerisinde kaldığı tespitini yapmak yanlış olmayacaktır. Ancak bunun sorumluluğunun sadece üniversite yönetimlerine ya da YÖK’e atılması da doğru değildir. Onların sorumluluğunun yanında üniversitelere ve YÖK’e sürekli olarak müdahale eden politikacıların sorumluluğunun da altını çizmek gereklidir.

Peki bu sorunun çözümü nasıl olacaktır? Sorunun çözümü için öncelikle nedenleri üzerinde durmak gerekir. Türkiye’de üniversitelerin belirli alanlarda ihtiyaç duyulan niteliklere ve uzmanlığa sahip bilim insanı yetiştirememesinin temel sebebi, üniversitelerin kendilerini geliştirebilecekleri belirli alanlara odaklanmalarını sağlayacak vizyondan yoksun olmalarıdır.  Üniversiteler arasındaki koordinasyon eksikliği ve bu koordinasyonu sağlama konusunda öne çıkması gereken YÖK ve Üniversiteler Arası Kurul gibi kurumların, bu işlevi yerine getirecek yapı ve imkanlardan uzak olmaları Türkiye’de yüksek öğrenimin en büyük sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Üniversiteler kurulurken, yeni fakülteler ve bölümler açılırken, bu bölümlere alınacak olan öğrenci sayıları belirlenirken ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda insan yetiştirmek yerine başka kaygıların öne çıkması plansız ve hedefleri belli olmayan bir yüksek öğretim sistemini ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’nin geçmişte kaybettiği zamanı telafi ederek, gelişmiş ülkelerin ulaştıkları refah düzeyini kendi halkına da sunabilmesi ve gerek bölgesindeki gerekse dünyanın diğer bölgelerindeki olaylara kendi çıkarları doğrultusunda müdahale edebilecek imkanlara sahip olabilmesi için üniversitelere çok önemli görevler düşmektedir. Bunlardan en önemlisi, dış politika alanında olduğu gibi, geniş ufuklarla üretilen politikaları yürütecek ve bunları geliştirecek vizyona ve donanıma sahip uzmanlar yetiştirmektir. Bunun için de hiç vakit kaybetmeden, Türkiye’deki her üniversite kendisine bir yön çizmeli, hangi alanlarda dünya üniversiteleriyle yarışacağına ve en üst sıralarda yer alacağına karar verip, o alanlara odaklanmalıdır. Belki çok alanda öğrenci yetiştirmek birçok üniversitenin yapabileceği bir şeydir, ancak çok sayıdaki alanda araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde öne çıkmak ve uluslararası düzeyde rekabet edebilmek, bütçelerinin yetersizliği düşünüldüğünde, Türkiye’deki hiçbir üniversitenin altından kalkabileceği bir yük değildir. Bu yüzden her üniversite, sahip olduğu imkanlar açısından en güçlü olduğu alanları tespit edip, bu alanlara daha fazla yatırım yapmak suretiyle kendisine bir yön belirlemelidir.

Prof. Dr. Kemal İnat

Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

7 kez görüntülendi.
29 Ocak 2013 - 8:08