Şehirler Hikâyeleriyle Var Olur

08 Aralık 2017

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi’nce (SASGEM) düzenlenen konferansların bu haftaki konuğu yazar Necati Mert oldu.

SAÜ Hukuk Fakültesi Sabahattin Zaim Konferans Salonunda gerçekleşen konferansta “Şehir ve Ölçü” konulu bir konuşma yapan Necati Mert, kökeni Arapça olan ‘şehir’ kelimesinin Türkçe karşılılığının Orhun Abidelerinde de geçen ‘balık’ kelimesi olduğunu, bunun da ‘ışıma’, ‘parlama’, ‘yapışma’ gibi anlamlar içeren ‘bal(mak)’ kökünden geldiğini anlattı. Mert, “Bu kök, ad olarak Moğolcada da var, dahası Kaşgarlı’da da geçiyor, bugüne kadar da anlamını değiştirmeden geliyor. ‘Balık’, arının balı ile aynı kökten de gelebilir. Anlamı da ‘bal niteliğinde’ ya da ‘yapışkan çamur’ olabilir. Çünkü ‘ev’ anlamında da kullanılıyor ‘balık’. Evler, çamurdan duvarlarla çevriliyor. ‘Balçık’ da aynı kökten” dedi.

‘Kent’ kelimesinin de İran kökenli antik bir dil olan Soğdçanın aynı anlama gelen ‘kand’ kelimesinden evrilme olduğu bilgisini veren Mert, “Hâliyle, Kaşgarlı’nın lügatinde “şehir” anlamında ‘kent’ de geçmekte, Taşkent, Semerkant gibi Orta Asya’nın köklü kimi şehirlerinde kelimenin etimolojisini görmek mümkün” diye konuştu.

Şehir hikâyesiz olmaz

Bir şehrin adının o şehrin tarihi kadar eski olduğunu ve hikâyesi ile adını aldığını dile getiren Mert, “Hikâyesiz olmaz. Hangi adın hikâyesi varsa ya da hangi adın hikâyesi daha sağlamsa o yaşar” dedi.

Mert, sözlerini şöyle sürdürdü: Yazı, paragraftır. Paragraf olmadan yazı olmaz. Sıkı bir düzen, disiplin ister yazı. Konu dağıtılmayacak. Açı kaçırılmayacak. Okura iletilmek istenen ne ise -düşünce veya duygu- ona ulaşmak için kurulacak ve sıraya konulacak her bir paragraf. ‘Birlik/bütünlük’ diye bir şey vardır yazıda. Yazının haysiyetidir. Şehirler de birer yazıdır. Şehir ve insan değil sadece, yazı da inşa edilir. Bir cami, cami değildir sadece, bir paragraftır da. Çarşı öyledir. Park öyledir. İçindeki tarihi bina öyle. Okul keza. Ne mahalleleri, bahçeleri ayrı düşünebiliriz bunlardan ne de meydanları.

Şehrin merkezi kadınlar

Batı dillerinde de şehir ile medeniyet ve uygarlık arasında çok sıkı bir ilişki var. Görülüyor ki insanlığın, dilleri ayrı iki büyük kitlesi medeniyet ile şehir arasında doğrudan bir ilişki kurmakta, dahası şehri medeniyetin beşiği görmektedir. Şehir ise yerleşik hayat demek. Yerleşik hayata tarımın bulunmasıyla geçilir. Tarımdan önce yerleşik hayat yok, şehir yok yani. O zaman kestirme bir uçuşla şehrin kadın icadı olduğu pekâlâ söylenebilir. Tarım üretimini gerçekleştirenler kadınlardır. Erkek, bu üretimin içinde değil. Erkek ekonomisi, insanlığın başlangıcında ‘var olanı dönüştürmek, yani üretim yapmak yerine, doğanın sunduklarını arayıp bulmaya yönelik bir tarz’ idi. Doğanın sunduğu barınma, korunma imkânlarını ‘eve, yani üretilmiş konuta’ çevirenler de kadınlardır. Evin kadın mekânı sayılması boşuna değil. Mekânı süsler kadın. Çevresinde oluşan toplumsallık onu aileyle buluşturur. Dolayısıyla sanatla.

Adapazarı ölçülüdür

Adapazarı’nın pek pek kırk yıl önceki dünyasında toprak vardır. Koyun, iplik, gül, güneş ve güvercin vardır. Adımla tüketilebilir uzaklıklar vardır. Kolay algılanır ölçüler iç içedir. Evlerde, mahalle kahvelerinde, cami avlularında ve çarşılarda, esnaf arasında şekillenen bir dünyadır bu. Bu dünyanın fizikî standartları, evet, küçüktür. Sıcaklığı, soğukluğu duyulur. İnsanidir. Yalnız bu standartlar, küçük kalmış değil, özellikle küçük tutulmuşlardır. Mecburiyet değil, tercihlerdir. Arkalarında insanımızın inanç gücünde bütün muhtevası vardır çünkü.”

08-12-2017/ ST

159 kez görüntülendi.
08 Aralık 2017 - 15:13