Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 26°C
Parçalı Bulutlu

Sanatın Sınırları ve Güzelin Politikası

Sanatın Sınırları ve Güzelin Politikası
13.12.2018
296
A+
A-

Sakarya Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde “Sanatın Sınırları ve Güzelin Politikası” isimli bir söyleşi düzenlendi

SAÜ Gizem Frit Amfisinde düzenlenen söyleşiye Ali Artun konuşmacı olarak katıldı.

Sanat hiçbir şeyi temsil, taklit ve tasvir etmez

Sanatın sınırlarına ilişkin merakın sanatın ne olduğu sorusuyla başladığını belirten Artun, “Sanat kendi varlığını, ontolojisini, dolayısıyla da sınırlarını keşfetmeye özerkleşme süreciyle başlıyor. Özerkleşme düşüncesinin kaynakları Kant ve romantik filozoflardır. Kant, modern bilgi rejimini tanımlarken, sanatı, akıldan ve ahlaktan koparıyor. Yani, sanatı bilimden ve dinden özerkleştiriyor. Sanatın bilgisinin kendinde olduğunu öne sürüyor. ‘Sanatın amacı gibi, bilgisi ve dili de kendindedir, kendi varlığına içindir’ diyor. Dolayısıyla ‘kendi dışından anlamlandırılamaz, yönetilemez, hakikati kendindedir’ diyor. Buna göre sanat, başka bir hakikati, doğayı, düşünceyi, insanı, azizleri, tanrıyı, imparatorları, kralları, ulusları temsil etmez. Hiçbir şeyi temsil, taklit ve tasvir etmez” dedi.

Artun, şöyle devam etti: “Kant’la birlikte, bütün öteki bilgilerden özerkleşen sanat, artık kendi bilgisinin peşine düşmüştür. Kendi netliğinin, varlığının, ontolojisinin, sınırlarının arayışına girişir. Kendi hakikatiyle hesaplaşır ve Hegel’e göre, sanat yalnızca kendi hakikatini gösterdiğinde felsefeye evrilir. Hegel, buna ‘sanatın sonu’ demiştir. Ona göre, önceden aşkın bir hakikatin, felsefenin ve dinin ya da aklın ve ruhun ifadesi olan sanat, modern olarak tanımladığı romantik sanatla buna son vermiştir. Dolayısıyla, hakikatin sanatı, sanatın hakikatine; felsefeyi temsil eden sanat, sanatın felsefesine dönüşmüştür. Romantik filozoflardan Schelling de, sanatın, dünyanın mutlak, temel doğasının ifşa edilmesi bakımından felsefenin doruğunu oluşturduğunu söyler.”

Dada hareketi, sanatı eylem olarak kavramıştır

Sanatta sınır tanımayanların kaynağında Schiller’den izlerin bulunduğunu dile getiren Artun, “Sanatla siyaseti, sanatla hayatı bağdaştıran odur. Yalnızca birtakım nesnelerin, eserlerin değil, eylemlerin de sanat olarak duyumsanabileceğini öneren odur. Bugün onun sayesinde, birtakım özgürlük eylemlerini estetik birer form olarak tahayyül edebiliyoruz. Schiller’le başlayan sanatın özerkleşme hareketi 19. yüzyıl sonunda doruğuna varır. Sanat, ardı ardına gelen darbelerle tarihini parçalar. Avangart patlar. Sanat sınır tanımaz ve sonunda bizzat sanata hücum eder” şeklinde konuştu.

Dada hareketine değinen Artun, “Berlin ve Münih kaynaklı bir harekettir ve kurucuları Nietszche felsefesiyle yetişmişler ve romantiktirler. Dada sanatı karşısına alırken, sanatın aklına, rasyonalitesine başkaldırır. Bunu örgütleyen sergi, müze, tarih, piyasa gibi kurumlara başkaldırır. Onların arkasındaki siyasal ve toplumsal rejimlere başkaldırır. Kısacası her şeye başkaldırır, kendine de. ‘Hiç’lik buradan doğar. Kurucusu Hugo Ball’ın sözleriyle Dada, bütün büyük davaları kapsayan bir hiçlik farsıydı. Dada’yı diğer avangart hareketlerden ayırt eden, sanatı eylem olarak kavramasıdır” dedi.

13/12/2018 – MA


296 kez görüntülendi.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.