Bilim Söyleşileri’nde Travma ve Terapötik Müdahale Süreçleri Konuşuldu

Travmanın yalnızca düşünce sistemiyle sınırlı bir olgu olmadığını, beden, duygu ve algı boyutlarıyla birlikte bütüncül şekilde ele alınması gerektiği vurgulandı.

Sakarya Üniversitesinin düzenlediği Bilim Söyleşileri Serisi’nin on dokuzuncu oturumu, “Travmaya Yönelik Müdahale ve Terapötik Yaklaşımlar” başlığıyla SAU Bilim İletişimi, TOKAS, Hizmet İçi Eğitim Şube Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirildi. Sakarya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde gerçekleştirilen etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Eda Ermağan Çağlar katıldı.

Travmanın bütüncül değerlendirilmesi ve türleri

Doç. Dr. Eda Ermağan Çağlar, 2010’lu yıllara kadar travmanın daha çok bilişsel çerçevede değerlendirildiğini ancak güncel bilimsel yaklaşımların travmanın bedensel yansımalarını ve sinir sistemi üzerindeki etkilerini de kapsadığını ifade etti. Travmanın tanım ve kapsamına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çağlar, travmayı akut, kronik ve kompleks travma olarak üç başlık altında ele aldı. 

Akut travmanın tek seferlik yaşantılarla ilişkili olduğunu belirten Doç. Dr. Çağlar, kronik travmanın uzun süreli ve tekrarlayıcı deneyimlerden kaynaklandığını, kompleks travmanın ise özellikle çocukluk döneminde en güvendiği kişiler tarafından maruz kalınan ihmal, istismar ve şiddet sonucunda benlik algısını derinden zedelediğini dile getirdi. Kompleks travmanın en yıkıcı travma türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Çağlar, çocukluk çağında yaşanan travmatik deneyimlerin bireyin kendisini “kötü”, “yetersiz” ya da “sevilmeyen” olarak tanımlamasına yol açabildiğini ve bu algının yetişkinlik dönemine taşınabildiğini söyledi.

Travmatik yaşantıların bireyde sürekli tehdit algısı oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Eda Ermağan Çağlar, savaş, kaç ve donma tepkilerinin hayatta kalma refleksi olarak ortaya çıktığını ifade etti. Sahada karşılaşılan saldırgan ya da savunmacı tutumların çoğu zaman kişisel bir saldırı değil, travmatik savunma mekanizması olduğunun altını çizen Çağlar, uzmanların bu noktada regülasyon sağlayıcı ve güven verici bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladı.

Terapötik paradigma ve dilin gücü

Doç. Dr. Eda Ermağan Çağlar, terapötik paradigmada yaşanan değişime de değinerek, eski yaklaşımın “Sorunun ne?” sorusuna odaklandığını, yeni yaklaşımın ise “Sana ne oldu?” sorusuyla bireyin yaşantısını anlamayı merkeze aldığını belirtti. Kullanılan dilin düşünce ve duygu sistemini doğrudan etkilediğini ifade eden Çağlar, travma odaklı çalışmalarda yargılayıcı olmayan ve kapsayıcı bir iletişim dilinin önemine dikkat çekti.

Travma mağdurlarında en sık görülen duyguların utanç ve suçluluk olduğunu dile getiren Doç. Dr. Çağlar, bireyin yaşadığı olumsuzluğu kendisiyle ilişkilendirmesinin travmatik döngüyü güçlendirdiğini, terapötik sürecin ise bu algıyı dönüştürmeyi hedeflediğini kaydetti.

Güçlendirme temelli yaklaşım ve regülasyon

Travmaya yönelik müdahalelerde güvenlik, güvenilirlik, iş birliği ve güçlendirme ilkelerinin temel alınması gerektiğini belirten Çağlar, bireyin hem içsel hem de dışsal kaynaklarının fark edilmesinin güçlenme sürecinde belirleyici rol oynadığını ifade etti. Terapötik sürecin amacının bireyi sisteme bağımlı kılmak değil, bireyin kendi seçim hakkını ve kontrol duygusunu yeniden kazanmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çağlar, güçlendirme temelli yaklaşımların yeniden mağduriyet oranlarını azaltmada etkili olduğuna dikkat çekti. Duygusal taşma ve yoğun kaygı anlarında regülasyonun önemine değinen Çağlar, nefes egzersizlerinin bireyin “şimdi ve burada” kalmasına yardımcı olan en temel ve etkili yöntemlerden biri olduğunu belirtti. Program, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından Doç. Dr. Eda Ermağan Çağlar’a sertifika takdim edilmesiyle sona erdi.

Haber-Fotoğraf: Livanur Ataman

Kategori: