Akademisyenlerimiz BM’de Açık Denizlerin Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması Anlaşmasını Değerlendirdi

Akademisyenlerimiz BM’de Açık Denizlerin Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması Anlaşmasını Değerlendirdi

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Kamu Hukuku Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sezercan Bektaş ve Araştırma Görevlisi Görkem Kayacık Birleşmiş Milletlerin (BM) taslağını kabul ettiği Açık Denizlerde Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanıma İlişkin Anlaşmaya dair değerlendirmeyi kaleme aldı.

Bu Anlaşma Kabul Edilmeden Önce Durum Neydi?

2004 yılında çalışmaları başlayan ve 26 Ağustos 2022 tarihli 5. oturumunda nihai anlaşmaya varılamamış olan Ulusal Yetki Alanı Dışındaki Alanlarda Deniz Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması konulu Hükümetlerarası Konferans’ın, 4 Mart’taki 5. oturumunun devam toplantısında “Açık Denizlerde Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanıma İlişkin Anlaşma” kısa adıyla “Açık Deniz Anlaşması” taslağı kabul edildi. Anlaşma taslağının BM Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin ardından devletlerin onayına sunulması bekleniyor.

Uluslararası hukukta deniz çevresinin korunmasına ilişkin hususlar, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) 12. bölümünde düzenleniyor. Ayrıca BMDHS, deniz çevresinin korunmasına ve deniz yetki alanlarına ilişkin doğrudan veya dolaylı özel düzenlemeler içeriyor. Kara sularından zararsız geçiş ve münhasır ekonomik bölgede canlı kaynakların korunması düzenlemesi gibi noktalar bunlara örnek verilebilir.

Açık denizlere ilişkin deniz çevresinin korunması hususu BMDHS’nin 8. kısmında özel olarak düzenleniyor. Ayrıca uluslararası deniz yatağı olarak tanımlanan açık denizlerin tabanında yapılacak madencilik keşif ve işletme faaliyetleri de BMDHS’nin 11. kısmında ele alınıyor. Özellikle uluslararası deniz yatağı alanları üzerinde devletlerin egemenlik iddia edemeyecekleri ve buradan elde edilecek faydanın “insanlığın ortak mirası” olarak kabul edildiği görülüyor. İnsanlığın ortak mirası konsepti, uluslararası deniz yatağı alanının sadece bir veya birkaç devlete değil bütün insanlığa ait olduğunu ve bu alanların korunarak gelecek nesillere miras bırakılmasını vurguluyor.

Ancak bu düzenlemelerin kabul edildiği 1982 tarihinden günümüze açık denizlerde faaliyetlerin artması ve deniz canlılarının sahip olduğu genetik çeşitlilik sayesinde ekonomik bir kaynak teşkil etmesiyle bu hükümler biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilirliği için yetersiz hale geldi. Özellikle farmasötik kimya ve biyodizel alanlarında deniz canlılarının sahip olduğu genetik dizilimler izole edilerek başka canlılara aktarılabiliyor ve bu genetik dizilimin ürettiği maddelerden ekonomik değer elde ediliyor. Örneğin deniz canlılarının omega-3 yağı üretmelerini sağlayan genetik dizilim kanolaya nakledilerek büyük ölçekte omega-3 üretimi sağlanabiliyor. Bu örnekte olduğu gibi birçok değerli maddenin yakın gelecekte bu şekilde elde edilebileceği tahmin ediliyor. Söz konusu sektörün 2025 yılı itibarıyla ekonomik hacminin 6,4 milyar dolara çıkacağı öngörülüyor.

Anlaşmanın Kabul Edilmesi Neden Önemli ve Hangi Yeni Düzenlemeler Getiriliyor?

Anlaşmanın temel amacı açık denizlerde deniz biyolojik çeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilirliği olarak kabul edilirken bu kapsamda uluslararası iş birliğini ve koordinasyonu sağlamak hedefleniyor. Açık denizler ve uluslararası deniz yatağı, dünya üzerindeki okyanusların yüzde 60’ına, karalar dahil dünya alanının ise yüzde 40’ına karşılık gelen geniş bir alanı kapsıyor. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler açık deniz ve uluslararası deniz yatağı alanlarının kullanımını artırdı. Bu durum deniz kirliliğine, canlı türlerin tükenmesine, iklim değişikliğine ve benzeri olumsuz sonuçlara sebep olarak telafisi mümkün olmayan neticelerle insanlığı yüz yüze getiriyor.

Anlaşmayla birlikte deniz genetik kaynaklarına ilişkin özel düzenlemeler getirildi. Bu doğrultuda, deniz alanlarından elde edilecek deniz genetik kaynakları ve bunlardan elde edilen dijital dizi bilgisi üzerine devletlerin iş birliği öngörülürken kaynakların insanlığın ortak yararına uygun, barışçıl amaçlarla kullanılması hususları ele alındı. Anlaşmaya göre, bu kaynaklardan eşit ve adil bir paylaşıma dayalı elde edilecek maddi gelirin belirli bir tutarı, denizlerdeki biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği ve korunması için harcanacak.

Anlaşma “Korunan Deniz Alanları” tesis edilmesini de öngörüyor. Devletler alacakları kararla ulusal yetki alanı dışındaki deniz alanlarında “Korunan Deniz Alanları” oluşturarak buralarda iklim değişikliği, okyanus asitlenmesi ve deniz kirliliği gibi olumsuz faktörlere karşı biyolojik çeşitliliği ve ekosistemleri korumaya yönelik önlemler alabilecek. Anlaşma kapsamında çevresel etki değerlendirmeleri yapma yükümlülüğü de getirildi.

Bu kapsamda çevresel etki değerlendirmesi, ilgili deniz alanlarında işletme hususunda karar vermeden önce faaliyetin deniz çevresi üzerindeki potansiyel etkilerini tanımlamayı ve değerlendirmeyi sağlıyor. Deniz çevresinde yapılacak faaliyetlerde çevre etkisi değerlendirmeleri BMDHS’de de yer alıyor. Ancak Açık Deniz Anlaşması’nda bunların kamuoyuyla paylaşılması, raporların hazırlanması ve etkilerinin izlenmesi ayrıntılı ve kurumsal olarak düzenleniyor.

Gelecekte Açık Denizlerin Biyolojik Çeşitliliği İçin Hangi Somut Adımlar Atılabilir?

2022 yılında gerçekleşen bir önceki oturumda genetik kaynaklardan elde edilecek potansiyel faydanın nasıl paylaşılacağı, “Korunan Deniz Alanları” oluşturulması ve çevre etki değerlendirmesine ilişkin hususlar devletlerin anlaşma sağlayamadığı ana konulardı. Oturumun sonuçsuz kalmasında, bu alanlardan ekonomik fayda elde edebilen gelişmiş ülkelerin bu faydayı diğer ülkelerle paylaşmak istememesi ve açık denizlerdeki biyoçeşitliliğin korunması için anlaşmada öngörülen “Korunan Deniz Alanları”na ilişkin bazı hususlarda anlaşılamaması etkili olmuştu. Konferans’ın 4 Mart’ta nihayete eren toplantısında kabul edilen anlaşma taslağının bu sorunları gidermeyi başararak denizlerin biyolojik çeşitliliğinin korunmasında insanlık adına önemli bir adım teşkil ettiği söylenebilir. Anlaşma taslak metninin nihai halinde, anlaşmanın BM Genel Kurulu’nda onaylanmasının ardından; 60. günde devletin onay, uygun bulma, kabul veya katılma belgesini BM Genel Sekreterliği’ne tevdi etmesi sonrasında 120. günde yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

İlerleyen süreçte öncelikle devletlerin anlaşmayı uygun bulmasıyla kabul veya katılma süreçlerinin bir an önce gerçekleşmesi ve anlaşmanın yürürlüğe girmesi gecikmeksizin sağlanmalıdır. Bu noktada uluslararası kamuoyu üzerinde daha büyük etkiye sahip ülkelerin öncü olması gerekiyor. Bunu takiben, anlaşmada öngörülen “Korunan Deniz Alanları” ve “Çevre Etki Değerlendirmesi” gibi hususların uygulanmasında nasıl bir yol izleneceğinin netleştirilmesi ve anlaşmayla sağlanan kazanımların uygulamada kaybedilmemesine dikkat edilmesi gerekiyor. Açık Deniz Anlaşması hakkında farkındalığın artması hem uluslararası örgütler hem de sivil toplum kuruluşları yoluyla sağlanabilir. Neticede anlaşmada öngörülen kurumların geçmişte uluslararası deniz yatağının işletilmesi sürecinde olduğu gibi bazı devletlerin ve hukuk uzmanlarının uzun uğraşları sonucunda hayata geçirilen fakat uygulamada işlevsiz kalan kurumlara dönüşmemesi önemlidir.

Kaynak:AA

 
1.485 kez görüntülendi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.