Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 30°C
Az Bulutlu

8 Mart’ta Ne Oldu?

8 Mart’ta Ne Oldu?
13.03.2019
150
A+
A-

Sakarya Üniversitesi Genç KADEM Kulübü tarafından “8 Mart’ta Ne Oldu?” konulu bir toplantı düzenlendi.

SAÜ Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığında yapılan toplantıya Kadın ve Demokrasi Derneğinden (KADEM) Hatice Rümeysa Koşar konuşmacı olarak katıldı.

129 kadın hayatını kaybetti

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün nasıl ortaya çıktığı hakkında bilgi veren Koşar, bu özel günün tarihinin 1850’li yıllara kadar gittiğini söyledi. Koşar, “O yıllarda Amerika’da tekstil sanayisi gelişmişti ve neredeyse bütün sermaye tekstil üzerinden dönüyordu. O dönemlerde 40 bin kadın, Amerika’da bir dokuma fabrikasında gayri insani şartlar altında çalışıyorlardı. Duruma dayanamayıp yöneticilere talepte bulundular. Fakat bu talepleri olumlu karşılanmadı. Çünkü bu fabrika sahipleri, sendikalaşmaya karşı olan ve işçi sınıfını dikkate almayan bir kesimdi. Bunun sonunca kadınlar greve gittiler. Greve gitmelerinin altında çok insani sebepler yatıyordu. Sonrasında polisler grev yapan kadınları fabrikaya kilitlediler ve fabrikada bir yangın çıktı. Yangın neticesinde 129 kadın hayatını kaybetti. Bu olay epey ses getirdi. Fakat bu olaydan sonra hemen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kabul ediledi. Yaklaşık 53 sene sonra Danimarka’da düzenlenen bir uluslararası sosyalist kadınlar konferansı sonunda, 8 Mart’ın dünya kadınlar günü olması teklifini sunuldu ve bu teklif 1910 yılında kabul gördü” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de kadın hareketleri

Kadın hareketlerinin Türkiye’deki gelişiminden bahseden Koşar, bu dönemin evrelere ayrıldığını ve kadınların toplumsal hayata katılmasından yerel feminizmin yükselmesine kadar uzun bir süreç içerdiğini anlattı. Türkiye’de son evre olan 90’lı yıllarda başörtüsü problemimin ortaya çıktığını söyleyen Koşar, “Bu dönemde bu problemden dolayı kamusal alanda başörtüsü ile var oluş mücadelesi vardı. Konuyla alakalı çeşitli vakıflar kuruldu ve konferanslar düzenlendi. Yine her evrede olduğu gibi bu dönemde bunun yanı sıra eğitim mücadelesi var. Bu dönemde devletin tutumu yasaklama ve dışlama üzerineydi.  Başörtüsünün tehdit olduğu söylemleri kullanılıyordu” dedi.

Geniş bir çerçeveden bakmamız gerekiyor

Günümüzde kadın problemlerine sadece erkek odaklı bakılmaması gerektiğini belirten Koşar, sözlerine şöyle devam etti:

“Kadını araçsallaştıran ve bedeni üzerinden nema sağlayan sistemler var. Asıl tartışılması gereken konulardan biri de budur. Bugün konuştuğumuz konu, sadece kadın cinayetleri, kadına şiddet gibi konular olmamalı. Olaylara çok daha geniş bir çerçeveden bakmamız gerekiyor. Bunların dışında eşitlik ve adalet mevzusu var. Genelde bütün evrelerde kadın- erkek eşitliği istenir. Eşitlik denilince kadınların istediği şey her durum ve koşulda eşitliktir. Hâlbuki ‘fıtrat’ diye bir konu var ve bunu reddedemeyiz. Burada daha çok adalet konusunun öne çıkması gerekir. Herkes kendi şartları içerisinde hakkı olanı alması gereklidir. Bugün en büyük şiddeti sosyal medyada görüyoruz. Ülkemizde maalesef reklamlarda kadının metalaştırılmasına karşı fazla bir tepki yok. ‘Güçlü kadın’ terimi kesinlikle sorgulanamayan hale geldi. Buradaki güç terimi, yoksulluk ve para üzerinden kullanılıyor. Güçlü kadın, sadece para kazanan ve iyi bir kariyer sahibi olan kadın mıdır, bunu düşünmemiz gerekir.”

13/03/2019 – Kebire Kaşgarlı


150 kez görüntülendi.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.