Uluslararası Sünnetin Otoritesi Sempozyumu Başladı

16 Mart 2019

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü’nce ortaklaşa düzenlenen “Uluslararası Sünnetin Otoritesi Sempozyumu” başladı.

İlahiyat Fakültesi Konferans Salonunda 16-17 Mart tarihlerinde düzenlenen sempozyuma Sakarya Valisi Ahmet Hamdi Nayir, İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan, Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü (UIII) Başkanı Prof. Dr. Hisham Altalib, UIII Akademik Danışmanı Dr. Enes Eş-Şeyh Ali, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Bostancı ile ulusal ve uluslararası çok sayıda akademisyen katıldı.

Sakarya Valisi Ahmet Hamdi Nayir, sempozyumun açılış konuşmasında üniversiteleri mutlaka bilgi hazinesine yeni kelimeleri, yeni cümleleri ve yeni fikirleri ilave edecek olan akademik çalışmaların yapıldığı yerler olarak görmek istediklerini belirtti. Nayir, “Bizler Anadolu medeniyetleri olarak öncü olmalıyız. Anadolu İslam’ını anlatmak konusunda bu sempozyumun önemli bir yerinin olması gerektiğine inanıyorum” dedi.

Rektör Prof. Dr. Fatih Savaşan da sempozyum boyunca sünnetin anlaşılması ve hayata aktarılması konusunda ayrıntılı tartışmalar yapılacağını belirterek, Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü ile birlikte daha derin ve daha dar kapsamlı atölye çalışmaları yapmayı planladıklarını kaydetti.

“Müslüman azınlıklar sahipsiz ve savunmasız”

İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, sempozyumda “Usul ve Maksadı Açısından Sünnetin Evrensel Değeri” konulu panelde konuştu. Yeni Zelanda’da iki camiye düzenlenen saldırı nedeniyle üzüntülerini dile getiren Prof. Dr. Görmez, “Şehit olan tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Milyonlarca İslam evladı dünyanın muhtelif yerlerinde göçmen, hatta kovulmuş olarak yaşadılar. Bundan sonra da bu hadise gösteriyor ki dünyanın bütün ülkelerinde yaşayan Müslüman azınlıklar sahipsiz ve savunmasız. Dünya, yeni bir akıl ve vicdan ile bu meseleye eğilmeli” dedi.

Sünnetin sadece İslam’ın Kuran’dan sonraki ikinci bilgi kaynağı değil bütün insanlık için bir değerler manzumesi olduğunu belirten Görmez, “Sünnet hakikatin yaşanmış hali, nimet ve rahmetin peygamber davranışından ortaya çıkan şeklidir. Hz. Peygamber, Hz. Adem’den kendisine kadar gelen bütün peygamberlerin insanlığa getirdiği mesajları üzerine almıştır. Onun ortaya koyduğu ilkeler ve örnek hayat, sadece Müslümanlar için değil bütün insanlık için önemlidir” dedi.

“Sünnet Hz. Peygamber’in çağları açan çağlar üstü bir mührüdür”

Sünnetin İslam medeniyetini inşa eden önemli bir kaynak olduğuna işaret eden Görmez, sünnetin farklı İslam coğrafyalarında farklı yorumlanmasının sünnetin oluşturduğu medeniyet unsurlarını da farklılaştırdığını söyledi. Prof. Dr. Görmez, “Sünneti Hicaz bölgesinden çıkarıp evrensele dönüştüren sünnetin dinamik yönü olmuştur. Müslümanların kurduğu tüm medeniyetlerde sünnetin damgası vardır. Sünnet Hz. Peygamber’in çağları açan çağlar üstü bir mührüdür. Müslümanların kurduğu bütün müesseslerinin temelinde sünnetin izlerini görmeniz mümkündür” diye konuştu.

Sünnetin İslam’ın yayıldığı bölgelerde kalıcı olmasındaki rolünün inkâr edilemeyeceğini vurgulayan Görmez, “Sünnetin sadece inanç ve ibadete değil, yeme, içme giyim, kuşam gibi hayatın en teferruatına kadar yansımış olması, pek çok oryantalistin de dikkatini çekmiştir. Antropoloji bilimiyle ilgilenenler, Müslümanların hayatını incelerken sünnet ve hadisi kaçınılmaz bir kaynak olarak görmüştür. Sünnet, Asrı Saadeti sürekli çağlara taşıyan bir değerler manzumesidir. Tarih üstü bir karaktere sahip olmuştur. Her çöküş ve çözülüş zamanında yükselebilmenin yolu olarak düşünülmüştür” şeklinde konuştu.

İslam için vazgeçilmez olarak görülen sünnetin Müslümanlar tarafından 100 yıldır sürekli tartışıldığını ifade eden Görmez, “Bu bir medeniyet, bir düşünce krizidir. Sünneti bu asra taşımayı konuşmak varken, sürekli başa dönüp, sünnetin bizim için ne ifade ettiği gibi konuları tartışıyoruz. Bu sağlıklı bir durum değildir” ifadelerini kullandı. Bu süreçte sünneti savunan ve reddeden iki görüş ortaya çıktığına dikkat çeken Görmez, şöyle devam etti:

“Özellikle günümüzde Kuran ve sünnetin karşı karşıya getirilmesi ne acı bir durumdur. İslam ülkeleri kendi içlerinde sünnet ve hadisi anlamak ve anlamlandırmak konularında ayrılmışlardır. Aklımızı başımıza alıp bu girdaptan çıkmalıyız. Sünneti bugüne nasıl taşıyacağımızı düşünmeliyiz. Tarihten gelen sorunları bile çözememişken modern ve büyük sorulara cevap bulmakta yetersiz kaldık. Sorgulama öncellikle sünnet ve hadis kaynaklarına yöneldi. Hadis külliyatı Hz. Peygamberden bize intikal eden büyük bir miras. Ancak bunun içinde sahabenin ve sahabeyi görenlerin de yaptıkları ve söyledikleri vardır. Öncelikle bütün bunları ayrıştıracak bir usule sahip olmamız gerekiyor. Bütün bunların anlaşılması ve tasnifi ulemanın işidir. Ancak ulema bu sorunlara çözüm getirememektedir.

“Sağlıklı bir usulle hareket etmeliyiz”

Mezheplerden bağımsız bir şekilde dinini inşa etmek isteyenler de hadis kitaplarına yöneldiler. Ancak hadis kitaplarında mezheplerin sahip olduğu usul yoktur. Böylece usulsüz bir şekilde hadis külliyatına yöneliş başladı. Bazıları ise Hz. Peygamberi sadece vahiy getiren bir postacı gibi gördüler. Her kelimeyi vahiy ilan ettiler. Fıkıh ve usulün dışına çıkıldı.”

Sünnetin ayrışması noktasında birtakım aşırı görüşler olduğunu söyleyen Görmez, “Sünnetin Kuran’dan önce geldiğini söyleyenler oldu. Bazıları hadislerin hepsini kabul etti, bazıları ise hepsini reddetti. Bu ifrat ve tefriti bırakmalıyız. İslam dünyası olarak sahih hadisleri kabul etmeyenlere tepkimizi hemen gösteriyoruz. Ancak Hz. Peygambere isnat edilen yalan rivayetlere ve uydurulan hadislere ise sesimiz çıkmıyor. Bu konuda adil olmalıyız. Biz sağlıklı bir usulle hareket etmediğimiz zaman, bazıları insanı aşağılayan, kadını kadın olduğu için hor gören, aklı dışlayan, dünyayı kötüleyen bir kısım rivayetler üzerinden sünnet ve hadisi dövmekten vazgeçmez. Bazıları, tüm hadis külliyatını bir kavmin kültürü gibi okumaktan, din haline getirip önümüze sürmekten vazgeçmediği sürece bu tartışma bitmez. Hiçbir peygamber kendi kavminin kültürünü evrensele dönüştürmek için gelmedi. Hadisleri sadece bilimsel kaynak olarak görmek de sünnet savunuculuğu değildir. Bize lazım olan Allah resulünün kalbinin ve aklının sünnetleridir. ‘Aklı kenara koymadan cennete gidemeyeceğiz’ sözünü hepimiz duyuyoruz. Kuran ve İslam alimleri bize bunun tam tersini söylüyor” ifadelerini kullandı.

Sempozyumda Dekan Prof. Dr. Ahmet Bostancı, UIII Başkanı Prof. Dr. Hisham Altalib, UIII Akademik Danışmanı Dr. Enes Eş-Şeyh Ali, Sempozyum Koordinatörü İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hayati Yılmaz ve Mahya Yayıncılıktan Sebahattin İhvan birer açılış konuşması gerçekleştirdi.

17 Mart Pazar günü sonuna kadar sürecek olan sempozyumda Sünnetin Teşriî Değeri, Kur’ân-Sünnet Bütünlüğü, Hz. Peygamber’in Konumu, Sünnetin Dinî ve Beşerî Yönü, Sünnetin Evrenselliği, Hz. Peygamber’in Fiil ve Tasarrufları ve Sünnetin Bağlayıcılığı gibi konularda bildiriler sunulacak.

16-03-2019 / ST

406 kez görüntülendi.
16 Mart 2019 - 19:44