Kadın Araştırmacılar, Sahadan Kadın Gözüyle Depremi Anlattı

Kadın Araştırmacılar, Sahadan Kadın Gözüyle Depremi Anlattı
08.03.2023
1.704
A+
A-

Asrın felaketi olarak nitelenen depremlerin yaşandığı 6 Şubat’tan hemen sonra TÜBİTAK’ın “1002-C Doğal Afetler Odaklı Saha Çalışması Acil Destek Programı” kapsamında 570’den fazla araştırmacı 124 farklı proje kapsamında sahaya indi. Sahaya inen araştırmacılar arasında Sakarya Üniversitesinden kadın araştırmacılar da vardı. Sahada bulunan 100’ün üzerinde kadın araştırmacılar, sahadan kadın gözüyle depremi anlattı.

Doç. Dr. Handan Akyiğit- Sosyal ve Beşerî Bilimler, Sakarya Üniversitesi

“Bölgedeki halkın yaşamakta olduğu felaketin belki de binde birini gördüğümüzün farkındaydık. Bundan dolayı sahadayken beden dilimizden söylediğimiz her bir kelimeye özen göstermeliydik. Faydalı olmaya çalışırken insanlarda farklı travmaların açığa çıkmasına neden olmak ve onlara zarar vermek hepimizin en önemli kaygısıydı. Ama biz şanslıydık! Çünkü proje ekibimizde psikoloji bölümünde görev yapmakta olan hocamız vardı. Bizimle sahada mülakat yaparken insanlarla iletişim kurarken onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğinden başlayıp, olası alacağımız tepkiler, ifadeler karşısında nasıl davranacağımız, onlarla nasıl konuşmamız gerektiği hakkında öğretici bilgiler verdi. Sahada profesyonel destekçimiz oldu.

Malatya’ya gittiğimizde ise çadır kentlerde yaşam mücadelesi veren kadınlarımızın kaldıkları yerlere şahit oldukça ve onlarla sohbet etmeye başladıkça iki konu bizleri derinden etkilemişti: i-Yetersiz hijyen koşulları, yetersiz beslenme ve barınma koşulları, hamilelik, kötü sanitasyon koşulları, yalnız ve engelli kadınların yaşadığı zorluklar, kadınların afetlerde gördüğü zararı büyütüyordu. ii-Deprem sonrası kadınlar, hayatın yeniden yoluna girmesi için hanenin ihtiyaçlarının karşılanmasına dair sorumlulukları (üstelik kendileri de travma yaşarken) üstlenmek ve hanenin diğer üyelerinin duygusal, öz bakım ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kaldıkları için kendi duygularını erteleyerek güçlü durmaya çalışıyorlardı. Mülakat ve gözlemler, alan notlarıyla birlikte kendi duygularımızı karşı tarafa hissettirmemeye yönelik mücadelemizle birlikte dengeli bir duruş geliştirmek saha sürecinin temel gerilimlerinden oldu. Bu nedenle araştırma saha süreci boyunca dikkat ve özen gerektiren hususların zannedildiğinden çok daha fazla olduğu durumlar tecrübe edildi.

Tüm bunlarla birlikte kadınlarımızın ihtiyaçlarını, acısını, endişelerini dinlediğimiz için bile bizlere teşekkür ve dua ederek iyi dileklerde bulunmaları proje ekibi olarak hepimizde şunu sorgulamamıza neden oldu: Kadınlarımızın kendilerini anlatmaya ve yalnız olmadıklarını hissetmeye, kendilerini dinleyebilecek birilerine ne kadarda çok ihtiyacı var! Sahada yaşadıklarımız, şahit olduklarımız, dinlediğimiz hayat hikayeleri kadın dayanışmasının ve duygudaşlığın sürdürülebilir şekilde devam ettirebilmek için iş birliği içinde olmamız gerektiğini öğretmiş oldu.”

Dr. Tuba Tatar- İnşaat, Sakarya Üniversitesi

“Sadece kadın olarak değil bu ülkenin vatandaşı olarak bu zor zamanda sahada bölge insanıyla beraber omuz omuza olmak ve yaraların sarılmasına en iyi bildiğim işi yaparak yardımcı olmak benim için çok değerli. Bunu vazife olarak addediyorum.”

Dr. Aynur Dikbaş – Jeoloji, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

“Jeolog olmak, sadece erkeklerin altından kalkabileceği bir meslek olarak görülür. Özellikle saha çalışmalarında kadınların başarı sağlayamayacağı gibi bir ön yargı çok yaygındır. Ben 25 senedir yoğun arazi çalışmalarında bulunuyorum ve bu çalışmalarımı ulusal ve uluslararası bilimsel platformlarda yayımlıyorum. Türkiye’nin yarısından fazlasını arazi çalışmalarım sırasında ziyaret ettim. Bu süreçte şunu fark ettim: Benim yaptığım çalışmalar genç kadın meslektaşlarımda hem de çalıştığım yörelerdeki ailelerde farkındalık oluşturuyor. ‘Bu meslek erkek mesleği’ cümlesini duyarak eğitimine devam eden öğrenciler, daha eğitimleri bitmeden kadın öğretim üyelerinin saha çalışmalarına şahit olup, bu görüşten uzaklaşıyor. İlk başta bir kadının köylerine gelip taşları incelemesini garip bulan yerel halk, sonrasında, benim çalışmalarımın bir amacı olduğunu ve bu amacın onların iyiliği için olduğunu fark edip beni destekliyor.

Bu şekilde çalışmalarıma şahit olup, kızını daha ileri bir eğitim için okula göndermeye karar veren aileler; ya da benim saha çalışmalarımdan cesaretlenerek mesleğe yönelen gençlerin olması beni ayrıca çok gururlandırıyor ve motive ediyor.”

Prof. Dr. Azize Ayol- Çevre, Dokuz Eylül Üniversitesi

“Sahada kadın araştırmacı olmak beni bazen duygusal olarak çok zorluyor açıkçası. Moloz yığınlarından örnek toplarken bazen bir ayakkabı, bazen bir elbise, defterlere alınmış küçük notlar, bebek kıyafetleri, minik çocuk çantaları bunları görünce gözlerim doluyor. Toparlandıktan sonra devam edebiliyorum. Ekibi moral olarak etkilememek için gözyaşlarımı saklamaya çalışıyorum. Ama yaptığımız iş insan ve çevre sağlığını ilgilendiren kutsal bir iş. Sağlıklı su temin etmek, hastalıkların oluşmaması için önlemler almak, depremin yaralarını sarmak, bir daha bu acıların yaşanmaması için elimizden gelen çabayı göstermek. Bunları düşününce de çok mutlu oluyorum. Bölgede çocuklarla konuşmak, insanların birbirine olan sevgisini ve yardımlaşmasını görmek çok güzel gerçekten. Bence bu dünyada çok az yerde yaşanabilecek bir kucaklaşma. Urfa’da erkek öğrenci yurdunda kalırken iki küçük çocukla biraz sohbet ettim ailesiyle birlikte. Bunu orda o çocuklarla birlikte daha net hissettim.”

Prof. Dr. Emine Özmete- Sosyal ve Beşeri Bilimler, Ankara Üniversitesi

“Deprem, sadece depreme maruz kalan kişileri, aileleri değil, aynı zamanda onların akrabalarını, yakınlarını, sahada hizmet sunan meslek elemanlarını, gönüllüleri, depremi haberler, medya aracılığı ile izleyenleri yani tüm toplumu etkilemiştir. Bu noktada; bir akademisyen, bir kadın olarak deprem bölgesinde psikososyal destek sunmak amacıyla bir çalışma yapmasaydık, kendimi iyi hissetmeyecektim.

Depremden etkilenen çocukların, ergenlerin ve kadınların hayatlarına dokunmak, hayatlarına yön vermek ve bu çalışma kapsamında onlardaki değişimleri görmek önce insan olarak sonra bir profesyonel olarak kendimi iyi hissettirdi. Çalıştığımız çocuklar, ergenler, kadınlar ile güvenilir bağlar kurduk. Sevgi seli ile bölgeden bizi uğurladılar.

Çalışmaya başladığımız ilk gün kimse ile iletişim kurmayan 17 yaşındaki N. Bir süre uzaktan çalışmalarımızı takip etti. Biz de ara ara etkileşim kurmak için girişimlerimize devam ettik. 3. gün bizimle iletişime geçti ve çalışmamız süresince bizden hiç ayrılmadı.

Kadın araştırmacı olarak en çok kadınlara ve genç kızlara örnek olduğumu, kendilerinin de hedeflerine ulaşmak ile ilgili motivasyonlarını artırdığımı gördüm.”

Dr. Gülşen Uçarkuş-Jeoloji, İstanbul Teknik Üniversitesi

“1999 yılından beri akademik kariyer yapıyorum. Aktif tektonik çalışan biri olduğum için projelerim her zaman saha odaklı oluyor. Yer bilimleri odaklı çalışmak, sahada olmak, fayların doğasını çalışmak beni çok heyecanlandırıyor. ‘Arazi çalışmaları kadın yer bilimciler için daha zor oluyordur’ diye bir algı var ancak bu bence doğru değil. Bugüne kadar çok farklı coğrafyalarda saha çalışması yaptım, buna çöl ortamları ve Antarktika da dahil gemi seferlerinde günlerce kaldım ve bu tecrübeler ufkumu ve saha kabiliyetlerimi geliştirdi. Sanırım karşılaştığım en garip durum, Amerika’da bulunduğum yıllarda çalıştığım araştırma gemisindeki erkek mühendisin güvertedeki aletleri kadın araştırmacılara kullandırmak istememesi idi. Sefer liderimiz bunun çok saçma olduğunu belirterek hepimizin sismik cihazları suya indiren vinçleri kullanmamızı sağladı. Kadın olduğumuz için bize gösterilen ayrımcılık o zaman çok canımı sıkmıştı. Çok nadiren olan böyle bir-iki durum dışında bir kadın araştırmacı olarak işimi keyifle yapmaya devam ediyorum.”

Hacer Yalnız Dilcen- Sosyal ve Beşerî Bilimler, Bartın Üniversitesi

“Kadın araştırmacı olarak sahada bulunmaktan hem bilimsel hem de manevi anlamda çok büyük doyum aldım. Sahada projenin verisini toplarken sadece gebe ve lohusalarla görüşmekle kalmayıp aynı zamanda bütün kadınlara ve çocuklara destek oldum. Kadınlar onların yanında olduğum için kadın araştırmacı olarak benimle daha rahat iletişime geçtiler. Bundan dolayı yaşadıkları olayları bana detaylıca anlattılar. Kadınların var olan ihtiyaçlarını gidererek, onların değerli olduklarını hissettirmeye çalıştım. Kadınların en çok dile getirdiği şey ‘iyi ki yanımızdasınız, bizi yalnız bırakmadınız, buraya kadar gelmeniz bizi çok mutlu etti’ söylemleriydi. Onlardan bunları duymaktan hem bir ebe araştırmacı olarak hem de bir kadın olarak mutlu oldum.

Karşılaştığım ilginç olaylardan biri beni çok etkiledi. Çadır kentleri dolaşırken veri topladığım kadınlardan bir tanesi benden tüy dökücü krem istedi. Benim için bunu sağlamak çok kolaydı. Fakat bunu ona ulaştırdığımda karşılaştığım tepkiye çok şaşırdım ve çok sevindim. Çünkü onun tepkisi sanki kendisine dünyaları bağışlamışım gibi mutlu oldu ve bana sımsıkı sarıldı. O an bütün yorgunluğum, üzüntüm bir nebze olsa azaldı. Orada olmaktan dolayı bir kez daha iyi ki buradayım dedim.”

Hande Albayrak-Afet Yönetimi, Kocaeli Üniversitesi

Kadın araştırmacı olarak özellikle sahada bulunduğumuz saatlere dikkat ettik ve kalabalık yerlerde bulunmayı tercih ettik. Genelde çadır kentteki görüşme merkezlerinde görüşmeleri gerçekleştirdik. Buna ek olarak kadın araştırmacı olmak, görüşmelerde anlatılanlara toplumsal cinsiyete duyarlı bir perspektiften yaklaşmamızı ve bu sayede önemli bilgiler edinmemizi kolaylaştırdı. Özellikle çadır ve konteyner kentlerde hijyen, beslenme ve bakım konularının yine kadınların sorumluluğunda olduğu dikkatimizi çekti. Bu sorumluluklarından kaynaklı kadınların psikolojik destek çalışmalarına katılmakta dahi zaman bulmakta zorlandıklarını gördük. Bunun yanı sıra sahada iki genç kadın araştırmacı olmanın depremden etkilenen çocuk, genç, kadın, farklı kültürden bireylerle de etkileşimlerimizi kolaylaştırdığını söyleyebiliriz.

Melike Kalkan – Afet Yönetimi, Uşak Üniversitesi

“Proje kapsamında kadın bir araştırmacı olarak sahada olmak öncelikle özgür ve güçlü hissettiriyor. Teorikte öğrendiğim her şeyi uygulamada deneyimlemek ve elde edilen verileri somutlaştırmak kendime olan inancımı artırıyor. Bunun yanında kadın araştırmacının sahadaki verileri kadın gözüyle daha detaycı bir şekilde ele alabildiğini düşünüyorum. Deprem sonrası ülke olarak geçirdiğimiz bu zor günlerde, aynı acıları tekrar yaşamamak adına sahada olarak elimden gelenini en iyisini yapmaya çalışmak beni mutlu ediyor. Toplumun dayattığı cinsiyet ayrımının sahada yok olması ve sadece ürettiğimiz değerler üzerinden topluma katkı sağlamak beni geleceğe umutla bakmamı sağlıyor. “

Arş. Gör. Merve Sandıkçıoğlu-Yer Bilimleri, Siirt Üniversitesi

“Bir kadın olarak sahada bulunmak güçlü hissettiriyor. Ayrıca bu oldukça gurur verici. Her koşulda sahaya çıkan, sabırla ve zevkle isini yapan tüm kadınlarla gurur duyuyoruz.

Sahada özellikle erkeklerle karşılaştığınızda size daha çok yardımcı olmaya çalışıyorlar.”

Arş. Gör. Dr. Mücahide Gökçen Gökalp – Sağlık Bilimleri, Amasya Üniversitesi

“Kadın araştırmacı olarak sahada bulunarak, engelli depremzede vatandaşlarımızın bir kadın olarak iç dünyalarına inebildik ve onların sesi olmaya gayret ettik. Deprem fırtınası nedeniyle bulundukları durum, ortam fazlasıyla psikolojik yorulmuşlar birilerinin onları dinlemesine dahi ihtiyaç duymuşlar dinleyen duygulara duyarlı bir kadın olunca daha çok kendilerini ifade etmeye istekliydiler.”

Doç. Dr. Müge Akın-Yer Bilimleri ve İnşaat, Abdullah Gül Üniversitesi

“Konuya kadın ve erkek araştırmacı olarak bakmamak, kim, ne iş yapıyor ona bakmak lazım. Bir kadın olarak, kadınların araştırma konusunda daha aktif olmalarını her zaman gönülden diliyorum. O nedenle, sahada bulunmak benim için çok önemli. Özellikle genç araştırmacılar için bir rol model olarak çalışmak beni çok mutlu ediyor. Ayrıca çalışmalarımı sahada uygulayabilir ve gözlemleyebiliyor olmak da beni bir hayli motive ediyor. Araştırmacı olarak öncelikle akademik disiplin içerisinde araştırmaya devam etmeye çabalamak oldukça önemli bir başarı olmakla birlikte, motivasyonu düşürmeden her zaman hedeflere bakıp planlamaları güncellemek gerektiğini düşünüyorum.”

Prof. Dr. Neslihan Dalkılıç – Tarihi Yapılar ve İnşaat, Dicle Üniversitesi

“Kadın araştırmacı olarak sahada bulunmak, özellikle kadınların yaşadığı sıkıntıları daha iyi anlamamıza neden oluyor. Araştırma için gittiğimiz köylerdeki evlerde öncelikle kadınlarla sohbet ediyoruz. Kadınların çaresizliği ve mimar olduğumuz için bizden yıkılan evlerine çözüm bulmamızı istemeleri, bizi en çok üzen durum. Onlara, sadece araştırma amacıyla orada bulunduğumuzu anlatmak çok zor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı kadınlar çok korkmuş durumda. Hasarlı evlerde korkuyla yaşayan insanlar bizi çok üzdü. Biz de elimizden geldiğince onlara yardımcı olmaya çalışıyor hem sorularını cevaplıyor hem de yapılarını güçlendirmeleri için ulaşabilecekleri kurumlar hakkında bilgi veriyoruz.”

Nil Akdede – Afet Yönetimi, Atılım Üniversitesi

“Gönül ister ki ‘kadın araştırmacı’ tanımlaması yerine cinsiyet belirtmeden saha çalışması yürüten her birey ‘araştırmacı’ olarak anılsın. Ancak, saha çalışmasının yürütüldüğü il ve/veya ilçe değiştikçe ‘kadın araştırmacı’ olmak da farklı bir imgeye dönüşüyor; dolayısıyla hissettirdikleri de dönüşüyor. Ne hissettiğim değişse de hissetmek istediğim cinsiyetten bağımsız sadece ‘araştırmacı’ olarak görülmektir.

Çok ilginç olmasa da bir tespitimi dile getirmek isterim: Osmaniye ve Antakya merkezlerinde, kadın afetzedelerin dertlerini, problemlerini ve isteklerini ‘kadın araştırmacılara’ daha kolay dile getirebildikleriydi. Mekân kullanım yaklaşımlarını saptama amacıyla barınma alanlarını (çadırlarını, konteynerlerini, veya yaşama birimlerini) rızaları doğrultusunda görme talebimizde de ‘kadın araştırmacılara’ daha ılımlı yaklaştıklarıydı.”

Dr. Nurgül Arslan-Sağlık Bilimleri, Dicle Üniversitesi

“Kadın olmaktan ziyade anne olmak beni zorluyor, çocukların beslenememesi, barınamaması ben çok üzmüştür. İlginç durum olarak: sahada bizi gören depremzede bireylerin bizlere olan yaklaşımı. Bizi bir kurtarıcı olarak görmeleri ne yazık ki.”

Dr. Pınar Doğan-Sağlık Bilimleri, İstanbul Medipol Üniversitesi

“Projemiz kapsamında üç kadın araştırmacı ile altı ilimizde incelemelerde bulunduk. Yaşlılarımızı değerlendirip gereksinimlerini belirledik. Ülkemizin içinden geçtiği bu zor dönemde bölge halkı ve ülkemiz için araştırmacı kimliğimiz doğrultusunda katkı sunabilme imkanı bulabilmek bizi memnun etti. Bundan sonraki süreçte de gerek araştırmacı gerekse bir hemşire olarak katkı sunmaya devam edeceğiz.

Saha incelememiz sırasında karşılaştığımız en dikkat çekici şey, geçici barınma alanlarına bulunan her yaştan bireyin maddi ve manevi kayıplarına rağmen gösterdiği metanet ve kendilerine gösterilen büyük ya da küçük ilgiye duydukları mahcubiyetti. Bu metanet ve mahcubiyeti gördüğümde bir kez daha bilgim ve birikimim doğrultusunda bölge için her katkıyı göstermek durumunda olduğumu anladım.”

Dr. Pınar Sevim Elibol – Çevre, Düzce Üniversitesi

“Deprem bölgesinde olmak hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlayıcı bir süreçti. Araştırma ekibinin orada bulunma amacı depremzedelerin erişebildikleri su kaynakların su kalitesi parametreleri açısından incelemek olsa da arazi çalışmaları sırasında iletişim kurduğumuz yöre halkı çok farklı izlenimler bıraktı üzerimizde. Bundan sonra hayatlarının nasıl olacağı, nasıl normale döneceği konusunda endişe, umutsuzluk, kaygı ve korku vardı. Diğer bir yanda her şeyini kaybetmiş insanların sahip oldukları en küçük şeyi bile paylaşmaya çalıştıklarını gördük. Bizleri görünce yalnız bırakılmadıklarını, onlar için bir şeyler yapılmaya çalışıldığını görünce bir umut yeşerdi insanların içlerinde. Yaşanmış ve anlatılacak hem trajik hem de mutlu o kadar çok hikayeye denk geldik ki. Depremden 15 dakika önce 5 aylık bebeğini emzirmek için kalkıp, 15 dakika sonra bebeğini içinden aldığı beşiğin üzerine duvarın yıkılması ve ailesi birlikte dışarı sağ çıkmış olmasını anlatırken, gözlerindeki sevincin olması fakat dışarda yas tutan insanlardan utandığı için bu sevinci içinde tutmaya çalışması beni en çok etkileyen hikayelerden biriydi. Bir diğeri ise numune toplama sırasında bize eşlik eden görevli arkadaşlardan biri. İkindi namazına yakın müsaade istedi, biri 22 diğeri 24 yaşında olan iki yeğeni vefat etmiş, cenazelerine gidiyordu. O acıya, yasa rağmen bizlere yardım etmek için bizimle dolaştı ve tüm alçak gönüllüğü ile cenazesini kaldırmak için izin istedi. Gördüklerimiz, hüzün, yas, sevinç tüm duygular iç içe ve herkes diğerini incitmemek için içinde yaşamaya çalışıyor, üzüntüsünü de sevincini de.”

Dr. Sedef Kocakaplan – Sismoloji ve İnşaat, Bursa Teknik Üniversitesi

“Bu çalışmada sahada bulunarak meydana gelen hasarları incelemek ve ileride depreme dayanıklı yapı tasarımını daha da geliştirme görevini kadın bir mühendis olarak gerçekleştirmek gelecek nesiller için faydalı olmak ve özellikle kadın mühendis/araştırmacı olacak olan kız öğrencilerimize örnek olmak için çalıştığımızı hissettirdi. Bunun için TÜBİTAK’ a tekrar teşekkür ederiz.”

Selcen Uzun Duran – Yer Bilimleri, Karadeniz Teknik Üniversitesi

“Orada bulunmak ve bizzat sahayı görmek insanı derinden etkiliyor. Binaların, insanların, şehirlerin yaşadığı bu tarif edilemez felakete şahit olmak kadın bir araştırmacı olmaktan ziyade bir insan olarak beni oldukça derinden etkiledi. Daha fazla ne yapabilirim diye düşünüyorsun, kötü hissetmeyi bile kendine fazla görüp, orada yaşayanların yanında ben ne yaşadın ki diye düşünüyorsun. Araştırma sürecinde her türlü imkânımız bulunmasına rağmen gene de zorlanmış olmamız ve oradaki koşullara şahit olmak insanı kendi haline şükretmeye yönlendiriyor.”

Semiha Tuncel – Sosyal Ve Beşeri Bilimler, Ankara Üniversitesi

“Deprem olduğu andan itibaren bir şekilde o bölgede olmam gerektiğini biliyordum. Ama sahadaki mevcut durumun vahameti nedeni ile oradaki işleyişi aksatmadan hangi pozisyonda orada olmam konusunda TÜBİTAK çağrısı bana yol gösterdi. 20-25 Şubat tarihleri arasında 5 kişilik ekip olarak sırasıyla; Gaziantep, İslahiye, Nurdağı, Pazarcık, Kahramanmaraş, Besni, Adıyaman, Gölbaşı ve Şanlıurfa’da kurulan çadır kentlerde proje kapsamında saha çalışmaları için bulunduk.

Gaziantep merkezindeki Masal Park çadır kampında kendi durumunun farkında bile olmadan depremden bugüne konuşmayan 7 yaşındaki oğlu için çırpınan annenin gözyaşları; İslahiye Atatürk Stadyumu çadır kampındaki çocuklarına yaprak sarması yapmış ve onu pişirmek için benden tüp isteyen teyzem; Nurdağı Büyük Şehir Parkında her şeyini kaybetmiş, hayatta kalan evladı gülsün diye oğluyla tiyatro seyredip ağlarken gülen analar; Pazarcık Aksu Spor Stadyumunda ‘düğün hazırlığım vardı abla tüm çeyizim hazırdı sabah bir kalktık her şey bitmiş bir biz vardık, olsun biz varız biz yine yaparız”’ diyen güzel kardeşim; Kahramanmaraş 12 Şubat Stadyumu çadır kampında ‘iki oğlumu çıkardım, annem yatağa bağımlıydı onu alamadım, göçük altından çıkarttık ama kaybettim, o benim hayattaki tek dayanağımdı. Şimdi eksiğim ben onsuzluk nedir hiç bilmem, onsuz nasıl yaşanır hiç bilmem. Ama artık evlatlarım için hayata tutunmalıyım, ayakta durmalıyım çünkü ben ANNEYİM’ diyen H….; Adıyaman Merkez Hısni Mansur Caddesindeki çadır kampında bulgur pilavı ve fasulye vardı yemekte. Çocuklardan biri annesinin kulağına eğildi ve bir şeyler sordu. Annenin cevabından anladım çünkü anne ne cevap vereceğini bilemedi. “beyaz pilav istiyorum ne zaman yiyeceğim demişti. Çocuğuna beyaz (pirinç) pilavı ne zaman yedireceğini bilemeyen ama ona “BU GÜNLER BİTECEK EVİMİZE GİDECEĞİZ, HERŞEY DÜZELECEK” diyen ANNE/KADIN dirayeti. İyi ki oraya gittim, hiç tanımadığım yavrular sevgiyle kucakladılar, ‘biz buradan kaçıyoruz siz bizim için mi geldiniz’ deyip bizleri bağrına basan yüce yürekler…”

Tuğba Bilgehan- Sağlık Bilimleri, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

“6 Şubat 2023 itibariyle kalbimiz deprem bölgesinde attı. Deprem bölgesine gidip hizmet vermeyi dilerken çevremizde kadın olarak orada olmanın zorluklarını dile getiren yüzlerce ses oldu. Umudumuzu yitirmedik, gönülden istedik ve TÜBİTAK projemizi onayladı. Projemiz kabul aldığında deprem bölgesine gidecek üç kadın olarak ulaşım, barınma, güvenliğin sağlanması gibi kaygılarımız vardı. Deprem bölgesine gitmeden daha önce deprem bölgesinde bulunan kadın araştırmacılarla iletişim kurarak önerileri doğrultusunda hazırlıklarımızı yaptık. Projede hemşirelikte farklı uzmanlık alanına sahip üç kadın araştırmacı olarak yer aldık. Bu doğrultuda depremzede bireylere çalışmamızın dışında yaşadıkları sağlık sorunlarında destek sağlayarak müdahale gerektiği durumlarda sağlık çadırına yönlendirme yaptık. Deprem bölgesinde hemşire kadın saha araştırmacısı olarak yer almak bize yeni mesleki tecrübeler katmasının yanında şükür, dua ve teslimiyeti öğretti. Bir anne olarak çocuklarımızdan bir an bile ayrı kalmayı kabul edemezken ayrı geçirdiğimiz 11 günde yüzlerce çocuğa dokunmanın verdiği manevi doyumla güçlendik.

Deprem sonrası 16. günde sahada olmamıza rağmen kadın erkek, genç yaşlı pek çok kişi tarafından ‘ilk kez duygularını paylaştığı’ kişilerin bizler olduğunu ifade ettiler. Bizimle ağladılar, güldüler ve sarılarak ayrıldık. Çünkü sahada kadın araştırmacı olmak umut, emek, sevgi, paylaşım, gelecek… Özetle her şeydir!”

Dr. Tuba Eroğlu Azak – İnşaat, Milli Savunma Üniversitesi

“Yaşanan iki büyük depremin ve çok sayıda artçıların sonrasında inşaat mühendisi olarak saha çalışması yapmak bilimsel açıdan çok kıymetli. Sahada yaptığımız tespitler Türkiye’deki bina stokunun kırılganlığının gerçekçi bir şekilde belirlenmesine büyük katkı sunacaktır. Kadın araştırmacı olarak sahada olmak ve araştırmalarımızı engelsiz bir şekilde yürütebilmek Türkiye’de bilimin herhangi bir kalıba girmeden, cinsiyet ayrımı olmadan yapıldığının en somut göstergesi. Sahada yaptığımız çalışmalar sırasında depremden etkilenen insanları dinlemek ve sorularına uzmanlık alanımız dahilinde cevap verebilmek bilim insanları olarak sorumluluğumuz diye düşünüyorum. Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olan TÜBİTAK’a bize sunduğu destek ve imkanlar için çok teşekkür ederiz.”


1.704 kez görüntülendi.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.