‘Afgan Anneyle Birlikte Dünyanın Vicdanı Da Dondu’

‘Afgan Anneyle Birlikte Dünyanın Vicdanı Da Dondu’
03.01.2022
1.528
A+
A-

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, insanlığın sınıfta kaldığını belirterek, “Sadece İran sınırında bir anne donarak ölmedi; göçmen meselesine duyarsız olan dünyanın vicdanı da dondu” dedi.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel göç ve mülteci konusu hakkında konuştu. Göç sosyolojisi üzerinde literatüre pek çok katkısı bulunan Prof. Dr. Adıgüzel, mülteciliğin bir insanlık sorunu olduğunu belirterek, “Mültecilik sadece bir göç sorunu gibi değerlendirilmemelidir; yaşam hakkı meselesidir” dedi. Mültecilik konusuna yanlış yaklaşıldığının altını çizen Adıgüzel, “Mülteciliği ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi azaltmak, engellemek için yapılması gereken de mültecileri suçlamak değildir.” ifadesini kullandı.

“Aslında en masum taraf mülteciler”

Mülteci konusunun çözümü hakkında konuşan Prof. Dr. Adıgüzel, “Kişileri, vatanını terk etmeye, mülteci olmaya iten sebepler ve çözümleri bulunmalı, uluslararası bağlamda harekete geçilmelidir. Yoksa sınıra duvar örerek ya da sınıra dikenli tel çekerek bitirilebilecek bir mesele değil.” ifadesini kullandı.

Göç konusunda yanlış noktaya odaklanıldığını söyleyen Prof. Dr. Adıgüzel, “Göç konusunun en masum tarafı mültecilerken, yanlış politikalar gereği bugün hedef haline gelmişlerdir.” dedi.

Asıl sorun mülteciler mi? Yoksa politikalar mı?

Mültecilerin, sığındıkları ülkedeki kültürü değiştirecekleri korkusuna da değinen Prof. Dr. Adıgüzel, “Kültürümüzü dejenere edecekler korkusu, gelenlerin kültürünün bize benzemediği korkusuyla üretilmiş bir travma, korku. Aslında Türkiye göçmen meselesine pek de yabancı değil. Osmanlı’nın son zamanları ve nihayete ermesinden sonraki süreçte de sürekli göç aldı. Bunların çoğunluğu ortak din ve soy birliğine dayanan göçlerdi. Bu göçler Kafkasya’dan, Kırım’dan gelen ve kültür olarak daha yakın olduğumuzu düşündüğümüz yerlerdendi. Dolayısıyla kültürel olarak bizi riske edeceklerini düşünmedik. Oysa kültür dediğiniz şey sabit duran bir şey değil ki! Aksine değişen, kendini geliştiren bir olgu. Son 10 yılda yaşanan göçler olmasaydı, ‘Bugün hâlâ aynı şekilde yaşardık’ diyebilir misiniz? Hayır. Kültürün dejenere olması mültecilik meselesinden öte küreselleşmenin getirdiği bir durum. Küreselleşmenin etkisi altına aldığı bir dünyada, siz sınırı kapatarak kültürünüzü koruyabilir misiniz?” şeklinde konuştu.

“Ortak bir dil yaratmalıyız”

Prof. Dr. Adıgüzel, kültürel dejenerasyon ve değişimin sadece sınırdan geçen insanla değil eldeki tablet, bilgisayar, telefonla da olacağını söyleyerek, “Bu yeni dünya sadece tek tip kültürde, sadece kendimize benzeyen insanlarla yaşayacağımız sabit bir dünya değil artık. Burada ortak zeminde buluşabilmek için farklılıklara mümkün mertebe saygı duymak gerekiyor. Avrupa için eski olsa da Türkiye için bu yeni bir süreç. 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’ya milyonlarca göçmen geldi. 70 yıldır farklı kültürlerden 50 milyondan fazla göçmen yaşıyor, buna rağmen hâlâ Avrupa’da en önemli meselelerin başında göçmenlik ve göçmen kültürü meselesi geliyor. Türk toplumunun endişesini anlamak, fazla yargılamamak lazım ama öte yandan bu anlayış Türk toplumuna da mültecilere hak-hukuksuzluk yapma hakkını da vermiyor. Birlikte yaşayarak, ortak bir dil yaratacağız. Tabii bu biraz zaman alacak. Kültürel değişim ve dönüşüm geceden sabaha olabilecek bir şey değil” diye konuştu.


1.528 kez görüntülendi.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.