Yine mi “Kritik Bir Seçim”?

08 Haziran 2015

*Sakarya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi ve SBE Müdürü

Prof. Dr. Fatih Savaşan

Keşke “bu seçim Türkiye için çok kritik” gibi bir yargı cümlesi kurmamıza gerek kalmasa idi. Vakıa şu ki 7 Haziran’da bir kere daha kritik bir seçim yaşayacağız. Üç döneme yayılan Ak Parti iktidarı elbette her sorunu çözemedi ama eleştiri de adil olacaksak belirtmeliyiz ki neşter vurmadığı sorun da kalmadı. Ak Parti eleştirisi yaparken bir yol işsizliğin ve enflasyonun yüzde 4’lerde, büyümenin yüzde 7’lerde seyrettiği; yolsuzluğun ve bürokrasinin sıfırlandığı; asgari ücretin bugünün rakamları ile net 4 bin TL olduğu; kişi başına gelirin 45 bin dolar ve Gini katsayısının 0,25 olduğu bir ülke hayal etmek; “neden böyle değiliz?” diyerek faturayı Ak Parti’ye kesmektir. Şüphesiz ki adil bir yaklaşım olmaz bu. 

Başta ekonomi olmak üzere tüm alanlarla ilgili performans değerlendirmesi yaparken şu üç şeye dikkat edilir: Sorunların çözümünde iyi bir mesafe alınmış mıdır? Hedefe göre nerelerdeyiz? Hedefe yakınlaşmamıza engel olacak tehditler görülmüş ve tedbirler geliştirilmiş midir? Bu üç husus bir dağcının zirve denemesine benzetilebilir. Dağcının geride bıraktığı mesafeye bakarız, performansı ile ilgili bilgi verir. Ama bir de hedef vardır, zirveye kalan mesafe önemlidir. Zirveyi hedeflerken potansiyel tehlikelere hazırlığı gözden ırak tutulmamalıdır.

GERİYE BAKINCA GÖRÜLEN

2001 Krizinin ardından iş başına gelen Ak Parti Hükümetleri büyüme, istihdam, fiyat istikrarı ve kamu maliyesi dengeleri açısından başarılı bir performans sergilediler.

  • Bir trend analizi (dağcının geride bıraktığı parkur) baktığımızda bazı yıllarda olağan dışı yüksek performans gösterilirken ortalama olarak yüzde beşlik bir oran yakalanmıştır. Kişi başına gelir 10 bin doların üstüne çıkmış (üç kat artış); satınalma gücü paritesi dikkate alındığında 19 bin dolar yakalanmıştır.
  • İşsizlikte fazla bir iyileşme sağlanamamıştır. Kırdan kente göç ve kadınların işgücüne katılımının artması gibi faktörlerin de etkisi ile istihdam artışına rağmen oransal olarak işsizlik hala yüksektir. Genç işsizlik oranı daha yüksektir ancak AB ortalamasının yaklaşık dört puan altındadır.
  • Enflasyon oranı yüzde 29’dan tek haneli rakamlara gerilemiştir.
  • Eğitim ve sağlığa bütçeden ayrılan paylar artmıştır. (Eğitimde yüzde 9; sağlıkta yüzde 6’lık artış)
  • Her düzeyde (özellikle okul öncesi ve yükseköğretimde) okullaşma oranı arttı.
  • PISA sınavlarında AECD ülkeleri ile Türkiye arasındaki fark azaldı.
  • Bebek ve anne ölüm oranları 2002’ye göre azaldı (sırasıyla Binde 31’den binde 7’ye ve on binde 6’dan on binde 1,5’e).
  • İhracatımız arttı. İhracatı 1 milyar doların üstünde olan il sayısı 5’ten 16’ya çıktı. İhracatçı neredeyse her ülkeye ulaştı. İhracat artmasına rağmen il olarak İstanbul’un payı düştü; ihracat Anadolu’ya kaydı.
  • 2002’de her 100 liralık vergi gelirinin 86 lirası faize giderken bu rakam 15 liraya gerilemiştir.
  • Yatırım harcamaları 2002 yılına göre rakamsal olarak 5 kattan fazla arttı.
  • Kamu yatırımlarının ortalama tamamlanma süresi 8,5 yıldan 3,6 yıla geriledi.
  • Merkezi yönetim bütçe açığı milli gelir oranı ortalaması 1992-2002 arası yüzde 6,5 iken yüzde 3’ünün altına indi.
  • Avrupa alarm sinyalleri verirken Türkiye’de genel bütçe açığı ve borçluluk düzeyi Maastricht kriterlerini fazlası ile karşılıyor.
  • İç borç vadesi yaklaşık 10 aydan 74 aya çıkmıştır.
  • Günlük geliri 1 doların altında olan nüfus 2006’dan; 2,15 doların altı nüfus ise 2013’ten itibaren sıfırlanmıştır.
  • Günlük geliri 4,3 doların altında olan nüfus ise yüzde 30’lardan yüzde 2’lere gerilemiştir.
  • En yüksek gelir grubu ile en düşük gelir grubu arasındaki fark 9,5 kattan 6,8 kata geriledi.
  • Memur maaşları reel olarak yüzde 80; asgari ücret ise reel olarak yüzde 70 artmıştır.
  • Hanehalklarının döviz cinsinden borçlanmaları önlendi; kredi kartı kullanımı sınırlandırıldı. Hanehalkı borçlarının milli gelire oranı yüzde 22 iken AB ortalaması yüzde 60’lardadır.
  • İnsani Gelişme Endeksinde alınacak mesafe elbette vardır; ancak, endeks rakamımız “Yüksek İnsani Gelişme” sınıfındadır.
  • Lokasyonu ve kentleşme perspektifi eleştirilebilir ama TOKİ aracılığı ile uzun vadeli konut edinme imkânı sağlanmıştır.

İLERİYE BAKINCA GÖRÜLEN

Dağcının geriye baktığında aldığı mesafeden ve performansından memnunsa zirveye daha bir umutla ve eksikliklerini de görerek ilerleyebilir. Küresel ekonomik kriz Türkiye’yi teğet geçti. Geçici bir bozulmanın ardından toparlanma dönemi geldi. Yukarıdaki rakamlar kimine göre aşırı pembe olabilir. Örneğin, Türkiye’de gelir dağılımı yeterince adil değildir. OECD Ülkeleri içinde gelir dağılımı en bozuk ülkeler arasındayız. Ama iyileşme var. İstihdam artışı işsizlik oranını düşürecek güçte olmadı. Büyüme rakamları istediğimiz düzeyde değil. Eğitimde kalite sorununu çözemedik. Bürokrasi azaldı ama günlük hayat hala yeterince basitleştirilemedi. Refah tabana yeterince yayılamadı.

Liste uzatılabilir. Ama önemli olan sorunların tespit edilip edilmediği ve gerekli önlemlerin alınıp alınmadığıdır. Türkiye yüksek ama tüketime dayalı ve cari açığın sıcak para ile finansmanına dayalı büyümenin sakıncalarını görmüş; 2012’den itibaren yumuşak iniş politikalarını uygulamaya koymuştur. Tüketimi kısmaya sevk edici ve tasarrufu teşvik edici tedbirlerin yanında inovasyonu ve teknolojik üretimi özendiren mekanizmalar kurulmaya çalışılmıştır. Enerji bağımlılığını azaltacak, ulaşım maliyetlerini düşürecek önlemler alınmaktadır. Kısacası etkilerini orta ve uzun dönemde göreceğimiz önlemler alınmaktadır.

Elbette her şey ekonomiden ve rakamlardan ibaret değildir. Sosyal alanda devletle milletin barışmasına yönelik esaslı adımlar atıldı. Değişik adlarla yürütülen en son haliyle “çözüm süreci” adını alan ve etnik kimliğe bağlı en önemli travma alanlarından birinin tamirine yönelik çabalar ortadadır. Türkiye’de “Devletin zulmünden kurtardığımız Kürtleri örgütün zulmüne terk etmeyeceğiz” diyen bir Cumhurbaşkanı var artık. Ermenilerin acılarını paylaşmayı başaran, romanları gören, dindarların alanını daraltan esas itibariyle yasal olmaktan çok bürokratik müdahalelerin ortadan kaldırılmasını temin eden bir siyasi ve sosyal atılım mevcuttur. Eğitimin nitel yanındaki eksikliği gidermeye yönelen, seçmeli ders havuzunu genişleten ve okul başarısına ağırlık vermeye doğru evrilen bir çaba söz konusudur.

Dış politikada oyun kuran olma mücadelesini önemsememek mümkün değil. Dört tarafı düşmanla çevrili sandığımız Türkiye’nin herkesle dost olabileceğini gördük. Bölgenin enerjisini tüketen çatışmaların tarafı olmamaya çalışan bir dış politika yürütüldü. Hükümet boyundan büyük hayaller kurmakla ve küresel güçlerin bölgede denklem dışı bırakılmasının o kadar kolay olmayacağını tam olarak hesaplayamamakla itham edilebilir. 800 milyar dolarlık gücü olan Türkiye bölgede tarihsel ve kültürel derinliği kullanarak 5 trilyon dolarlık gücü varmış gibi hareket etmek istedi. Şimdilik olmadı. Ama tattık.

BU SEÇİM NEDEN KRİTİK?

Gönül isterdi ki bu seçim bari kritik olmasın. Ama maalesef bu bölgede sandık kurulan vesayetlerin devamına halel getirmediği sürece değeri olacak bir enstrüman olarak kurgulanmış. Performansı iyi bir dağcıya onca mesafeyi aldıktan sonra geri dönüp dağın eteklerinde pineklemeyi teklif etmek ne kadar yanlış ise bu seçimde vatandaşa teklif edilen de odur. “Gördün mü sizi zirveye taşımadı, alın aşağı” önerisi ve bunun gerçekleşmesi için kurulan ittifak başarılı olursa “yetmez ama fena değil” diyebileceğimiz kazanımlar boşalan makaranın hızında elimizden alınacaktır. Zira halka bunu çözüm olarak sunanların seçimden sonrası için bir B planı değil, işleyecek bir A planı dahi yoktur.

Onların beklediği vatandaşın 2001 Krizine nasıl gidildiğini unutmaları, kazanımları görmeyip, bardağın sadece boş kısmını görmeleri ve vaatlere kanmalarıdır. Ekonomik kazanımlar önemlidir, ama daha önemlisi kaybedildiğinde tedavisi güç olan iç barıştır. Ümit ederim ki vatandaş kendisine yapılan “kendi ipini kendin çek” teklifini reddedecektir.

 

Not: Bu yazı pesar.org sitesinde PESA Görüş olarak yayınlanmıştır.

3 kez görüntülendi.
08 Haziran 2015 - 10:00