Türkiye’de İslamcılığın Dönüşümü Tartışıldı

06 Kasım 2011

Kriz ve Kritik Konferansları’nın ilkinde Türkiye’de İslamcılığın Dönüşümü masaya yatırıldı.

Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından düzenlenen Kriz ve Kritik Konferanslarının ilki “ Türkiye’de İslamcılığın Dönüşümü” başlığı altında 2 -3 Kasım tarihileri arasında SAÜ Kültür ve Kongre Merkezinde gerçekleştirildi.  15 Üniversiteden yaklaşık 30 yerli ve yabancı akademisyen ve yazarın konuşmacı olarak katıldığı konferansa ilgi büyük oldu.

İslamcılık Modernist Bir Harekettir

Konferansların açılış konuşmasını yapan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Kara, İslamcılığın tarihi sürecinin bir özetini yaptıktan sonra, Batı’da ve Türkiye’de yapılan araştırmalarda İslamcığın;  İslam Dünyası’ndaki modernleşme hareketlerine karşı geliştiğini ancak bu araştırmaların ihmal ettiği bir tarafın olduğunu iddia etti. İslamcılığın bir alt başlık olarak modernleşme hareketlerine karşı olduğunu ancak üst başlık olarak aslında İslamcılık bir modern hareket ve hatta bir modernist hareket olduğunu söyleyen Kara  “Dolayısıyla İslamcılık hareketinin tarihi boyunca birçok rengi ve coğrafyası olmasına rağmen modern bir hareket ve modern bir düşünce olduğu altı çizilmelidir.“ dedi.

Bu durumun İslamcılık hareketinde bir paradoks oluşturduğunu iddia eden Kara, İslamcılık hareketinin hem daha fazla İslamlaşma hem de daha fazla modernleşme isteği olduğunu söylerken, aslında modernleşmenin gideceği noktanın ise batılaşma olmasından dolayı da kendi içinde bir paradoks yaşadığını dile getirdi. İslamcılığın bütün ana başlıkları modern bir çizgi üzerinde gittiği gözlenebilir diyen Kara, “Paradoksal olan durum, bunun aynı zamanda bir İslamlaşma ya da dinileşme durumunun olmasıdır. ” şeklinde konuştu.

Kabahat İslam’da Değil Müslümanlardadır

Modernleşme hareketleriyle birlikte ortaya çıkan “yetersizlik ”  düşüncesinin,  İslamcılığın ortaya çıkışına zemin hazırladığını söyleyen Kara,  İslamcılığın “geri kalmışlığımızın sebebi, yetersizlik fikrine düşüşümüzün sebebi İslam değil, Müslümanlıktır. Kabahat İslam’da değil Müslümanlardadır.” söylemini geliştirdiğini ifade etti. Burada bir feda etme durumu olduğunu iddia eden Kara, “Feda edilen bir şey var ve kurtarılmak istenen bir şey var,  feda edilen Müslümanlık veya İslam’ın tarih tecrübesi, İslam’ın tarih içerisindeki anlaşılma ve yorumlanma biçimi. Kurtarılmak istenen şey ise İslam’ın bizzat kendisidir.” dedi. Kara,  bu bakış açısının da İslamcılığı özellikle halkın Müslümanlığıyla problemli bir alana sürüklediğini iddia etti.

İslamcılık hareketinde önemli bir kavram olan “saf, itikadi, sade” bir din anlayışına sahip olma konusuna değinen Kara,  bu kelimeler bize çok masum ve olumlu çağrışımlar yapsa bu saf ve sade dine yönelişin aynı zamanda bir tasfiyeyi de beraberinde getirdiğini vurguladı.

Yeni Kentli Bir Modern Dindar Sınıf

Türkiye’de İslamcılığın Krizi ve Kritiği başlığıyla başlayan Açılış Paneline İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ümit Cizre,  Doç. Dr. Ferhat Kentel ve Selçuk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yasin Aktay konuşmacı olarak katıldı. Konuşmacılar,  genel olarak son dönem İslamcılık akımının geldiği noktayı, AK Parti üzerinden tartıştı.  Yeni oluşan bir orta sınıf dindarlığın olduğunu ve İslamcılıktan Müslüman özneye bir geçiş olduğunu söyleyen Cizre, “materyalist çıkarların ağır bastığı kentli bir modern dindar sınıftan bahsediyoruz. Bu modern dindar sınıfın oluştuğu ortamda, İslamcı siyaset statükonun radikal bir eleştirisi olmayı yitirmiştir.” dedi.

Kendisini İslamcı olarak tanımlamasa da bu orta sınıfın karşılık bulduğu bir siyasetin olduğunu ve bu siyasetin AK Parti’de ortaya çıktığını iddia eden Cizre,  AK Parti’nin varoluşunun bu orta sınıfın dönüşümüne bağlı olarak sürdürdüğünü söyledi.  Cizre şöyle konuştu: “Öyle siyasal bir platformdan söz ediyoruz ki, kendi dönüşümünü bu sınıfların dönüşümüne, Türkiye’nin dönüşümünü de bu sınıfların bu partiyi dönüştürmesine ve karşılığında da bu partinin Türkiye’yi dönüştürmesine tekabül etmekte. Kendisini siyasal İslamcı bir parti olarak tanımlamasa bile, Türkiyeli kentli dindar orta sınıflarını temsil eden aktör AK Partidir. ”

Her Müslümanın Biraz İslamcıdır

Bir zamanlar İslamcılık kelimesinin üniversitede telaffuz etmenin bile çok zor olduğu bir dönemden bugün bu konuyu tartışıyor olmamızın bile, Türkiye’nin değişiminin bir göstergesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasin Aktay, İslamcılığı savunması gerekenlerin bile bu hareketi savunmaktan kaçındıklarını ve bu yüzden İslamcılığa karşı yapılan eleştirilerin havada kaldığını söyledi. Aktay şöyle konuştu: “Her Müslümanın biraz İslamcı olması beklenir. İslamcılık eğer İslam’ı biraz sevmekse, onu kendiyle özdeşleştirmekse, bir kimlikse aslında her Müslümanın üzerine biraz bulaşmıştır. ”

İslamcılığın kimlik krizine işaret eden Aktay, “İslamcılığın daima bir meşrutiyet krizi olmuştur.” dedi. Aktay,  bunun nedeninin sadece devlet baskısı olmadığını, İslamcıların da kendi içlerinde bu tanımlamayı sorguladıklarını ve bu sorgulamanın da Müslümanın ayrıca bir kimliğe ihtiyaç duymadığını, bu tanımlamanın oryantalist bir tanım olduğunu savunanların varlığına işaret etti.  Bugün ise birçok insanın eskiden “Ben Müslümanım, İslamcı değilim.”  derken, bugün İslamcılığa savunduklarını göremeye başladıklarını aktaran Aktay,  ben “Müslümanım”  derken, çok özel bir gruptan bahsetmeye başladıklarını ve aynı zamanda bir dışlamayı içerdiğini ifade etti.

İslamcılığın yerli olmadığı iddialarına cevap veren Aktay, zaten yerli olmak gibi bir iddiasının olmadığını; daha çok evrensel, daha çok ümmetçi bir hedefinin olduğunu söyledi.  Aktay, “Ayrıca bir şeyin yerli olmasının da çok değerli olduğuna gösterge değildir. ‘İslamcılık nedir?’ diye sorulacaksa ana hatlarıyla, Kur’an’a dönüştür. Kur’an’ın tekrar hayatın merkezine yerleştirilmesi hareketidir. İslamcılık bizatihi adalettir. İslamcılık bizatihi adalet arayışıdır.”  dedi.

İslamcılık Bir Yeryüzü Hareketidir

İslamcılığın toplumsal hareket yönüyle analiz eden Doç. Dr. Ferhat Kentel ise, “İslamcılığı bir toplumsal hareket olup, beraberinde bir düşünceyi de sürükleyen bir hareket olarak görüyorum. Hiçbir toplumsal hareket yerden büyümüyor. İslamcılık, her ne kadar referanslarını İslam ve Kur’an’dan alsa da aslında bir yeryüzü hareketidir. ” dedi.

İslamcılık, Osmanlıyı kurtarma veya yeni bir toplum yaratma düşüncesinin tezahürü olsa da; İslamcılığın vücut bulduğu zamanların,  modernleşme hareketlerine karşı bir tür cemaatleşerek ortaya çıkan direniş olduğunu söyleyen Kentel, bunu “İslamcılık, bir direniş ve teslim olma hareketidir. Yeryüzündeki bir takım iktidarlara teslim olma hareketidir. Allah’ın adıyla başlayıp direnmek veya onu referans alarak bir baş kaldırmadır ama aynı zamanda Kapitalizmin, sermayenin, tüketici anlayışa teslim olma hikayesidir. “ şeklinde özetledi.

İslamcılık ve  İktidar,  İslamcılık ve  Piyasa Ekonomisi, İslamcılık ve  Çokkültürlülük, İslamcılık ve  Ulusalararası İlişkiler, İslamcılık ve  Yeni Siyasal Söylemler  başlıklarında beş oturumun yapıldığı konferansın kapanış oturumunun Başkanı Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Aydın  konuşmacıları ise, uzun yıllar Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan ve şuan İstanbul Şehir Üniversitesi’nde görevli Doç. Dr. Burhanettin Duran, Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Feridun Yılmaz ve SAÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Bezici’ydi.

İslamcılık Hareketi Tarihi, İdeoloji Duraklarından Geçerek Bugüne Geldi.

İslamcılık Hareketinin sıkça kullandığı “İslam Medeniyeti” kavramının muğlak olduğunu  söyleyen Doç. Dr. Burhanettin Duran, “İslamcılık dediğimiz yaklaşık 150 yıllık bir olgunun, çeşitli ideolojik duraklardan geçerek;  bazen meşrutiyet, cumhuriyet, demokrasi fikrinden etkilenerek. Bazen totaliter ideolojilerden etkilenerek.  Türkiye örneğinde belki Kemalizm örneğinden güçlü bir şekilde etkilenerek.  Bazen sosyalizmden,  milliyetçilik fikrinden etkilenerek, bir takım ideolojik duraklardan geçebildiğini ama yine de İslamcılık diye bir şeyin geriye kaldığını ve en terkedildiği anda bile İslamcıların iktidar olabildiği bir hareketten bahsediyoruz. “  dedi.

İslam’ın tarihsel serüvenine değinen Prof. Dr. Fuat Aydın ise İslam’ın 150 yıllık sürede Mezopotamya ve diğer toprakları ele geçirirken buralardaki kültürlerden daima bir şeyler aldığını söyledi.  İslam bu kültürel etkileşim içindeyken, kendine bir özgüveni ve ciddi bir egosu var diyen Aydın,  “İslam, bu kültürlerden siyasi ve kültürel öğeleri alırken hiç bir sıkıntı yaşamamıştır. Ancak 19yy’daki İslamcıların hesaplaşmak zorunda oldukları, kendilerinin çöküşünü hazırlayan, kendilerini yok etmeye çalışan bir medeniyete ciddi bir hazırlık yapmaksızın karşılaşmalarının sıkıntısını belki de hala çekmekteyiz. ” dedi.

Oturumun sonunda  bu konferansların tekrarlanarak yapılacağını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Bezici, gelecek konferansın Mayıs 2012 tarihinde “Avrupa Birliği’nin Krizi ve Kritiği” başlığı altında yapılacağı müjdesini verdi.

05/11/2011 – Adil Bical

Tüm fotoğraflar için tıklayın:

2 kez görüntülendi.
06 Kasım 2011 - 9:23