Türkiye Kore Savaşı’nı Fırsata Çevirdi

17 Eylül 2018

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Selvi, dünya siyasi tarihinde İkinci Dünya Savaşı’nın bir dönüm noktası olduğunu aktararak, dış politika ve siyasetlerin ABD ve Sovyetler Birliği’nin mücadelesine göre şekillendiğini söyledi.

Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Selvi, Kore Savaşı’nın 68. yılında Anadolu Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

İki süper gücün mücadelesinin, Orta Doğu’dan Güney Amerika’ya, Türkiye’den Orta Asya’ya kadar yansıdığını vurgulayan Selvi, Kore Savaşı sürecine ilişkin ”ABD ve Sovyetler Birliği’nin güç mücadelesi, kendisini dünyanın her yerinde hissettirmeye başladı ve dünyada artık merkezi bir siyaset yoktu. Bu güç mücadelesinin ilk savaşı Kore Yarımadası’nda yaşandı. Japonya, 1905’te Rus Çarlığı’nı yendikten sonra bölgede stratejik bir konuma sahip olan Kore’yi işgal ederek, Çin’i de etkisi altına almak istedi. 2. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Japonya, elindeki topraklardan biri olan Kuzey Kore’yi Sovyet Rusya’ya, Güney Kore’yi ise ABD’ye bırakmak zorunda kalmıştır. Kore’de 38. enlemin kuzeyinde kalan bölge Sovyetlere verilmiş ve savaşa Kuzey Kore de dahil edilmiştir. İki devlet Kore’de ayrı yönetimler kurduktan sonra bölgeden askerlerini çekme kararı almışlardı ama Sovyetler Birliği, Kore’yi, 38. enlemin kuzeyine asker sokarak işgal etmiştir.” değerlendirmesini yaptı.

Sovyet tehdidi Avrupa ile entegrasyonu zorunlu kıldı

Selvi, Sovyetler Birliği’nin Kuzey Kore’yi boşaltmaması ve Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye saldırması üzerine, ABD ile Sovyetler Birliği arasında gerilimin iyice tırmandığını anlattı.

Siyaset, güvenlik gibi kavramların bu iki süper güç tarafından belirlendiği bir konjonktürde Türkiye’nin de içeride ve dışarıda birtakım değişiklikler yaşadığını anlatan Selvi, ”Demokratik reformlar tek tek hayata geçiriliyordu. Demokrat Parti kuruldu ve 1950 yılında iktidara geldi. Bir anlamda değişen dış dünya siyasetine göre politika inşa ediliyordu ve inşa edilmesi de gerekiyordu. Çünkü Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nda tarafız kalmayı seçmişti. Sovyetler Birliği, Türkiye’nin bu tarafsızlığını bir tehdit gibi algılayarak, özellikle Doğu Anadolu üzerinde Gürcistan ve Ermenistan’ı da kullanarak toprak talep etmeye başladı. Sovyet tehdidi ile karşı karşıya kalan Türkiye, bu süreçte Avrupa ile entegrasyona ihtiyaç duydu.” diye konuştu.

Türkiye savaşı bir araç olarak kullandı

Selvi, Haziran 1950’de ABD’nin girişimiyle Kore’ye müdahale için kurulan Birleşmiş Milletler gücüne Türkiye’nin 16. ülke olarak katıldığını hatırlattı.

Tek başına iktidar olan Demokrat Parti’nin Kore’ye asker göndermeye istekli davrandığını aktaran Selvi, ”Anayasanın bazı maddelerini Meclis’e taşıyan hükümet, sert muhalefete rağmen Kore’ye Türk gücü gönderme kararını çıkardı. Üç yıl süren savaşa, ABD 302 bin asker ile katılırken, Türkiye de Kore Yarımadası’na ilk etapta Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında 5 bin asker gönderdi. Daha sonra yapılan takviyelerle Kore’ye gönderilen asker sayısı toplamda 21 bini geçti. Yaklaşık 800 Türk askeri hayatını kaybederken, irtibat kesilen 166 askerin ise akıbetleri bir daha hiç öğrenilemedi. Kore Savaşı’nı bir araç olarak kullanan Türkiye, savaş sürerken 1952’de NATO üyesi oldu.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Selvi, üç milyon insanın hayatını kaybettiği savaşın tam bir dram olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

”Kore Savaşı bir dramdır çünkü hayatını kaybedenlerin 2 milyonu sivil insanlardı. Hepsi Koreliydi. Burada Amerika’yla Rusya’nın savaşı vardı. Türkiye kendi güvenliği açısından NATO’ya girmekte istekliydi. Asker gücü olarak Türk askeri altıncı büyük güçtü. Kayıplar konusunda ise ABD ve İngiltere’den sonra en çok kayıp veren ülke Türkiye oldu.

Savaşın kazananı yoktu. Oradaki Türk Şehitliği önemli bir ziyaret yeri. Güney Koreliler orayı biliyorlar. Kore’ye giden Türkler bu sebeple sempatiyle karşılanır. Bunun sebebi de Türk askerinin Kore Savaşı sırasında göstermiş olduğu kahramanlıkların hala dilden dile anlatılıyor olmasındandır. Türk askeri savaştan sonra hemen ayrılmamış, NATO’nun barış gücü olarak, orada barışın tam anlamıyla tesisi için 1971 yılına kadar kalmıştır.”

AA – 17/09/2018

335 kez görüntülendi.
17 Eylül 2018 - 11:45