Türk Sinemasının Geleneği Yok

09 Haziran 2014

Ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz Sakarya Üniversitesi Film Akademisi’nde konuştu.

Ünlü isimlerin katılımıyla sürdürülen SAÜ Film Akademisi söyleşilerinin son konuğu ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz oldu. ‘Yeni Türk Sineması ve Resmedilen Türkiye: Sanatçı ve Özgürlük’ başlıklı söyleşide Türk ve dünya sinemasına ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Söyleşide söz alan Demirkubuz, kendi hayat ve sanat serüveni üzerinden değerlendirmelerde bulundu. 12 Eylül 1980 darbesinde 103 gün hapis cezasına çarptırılarak işkence gördüğü hücresinde tanıştığı Dostoyevski ile başlayan estetik ve düşünce serüvenini son dönemlerde Cemil Meriç, Sait Faik Oğuz Atay gibi yazar ve düşünürlerle devam ettirdiğini söyleyen Demirkubuz, hayatın her alanında ‘şahsiyet’in olması gerektiğine inandığını, ‘şahsiyet’in varoluşumuzu belirleyen değer olduğunu ve perdeye bunu yansıtmaya çalıştığını ifade etti.

Abbas Kiyarüstemi, Darezhan Omirbayev gibi yönetmenlerin şahsiyetleriyle var olmanın en iyi örneklerinden olduğunu belirten Demirkubuz, “İran Sineması zannedildiği gibi büyük bir sinema değil ama kendini nasıl var ettiğine baktığımızda şahsiyeti görürüz. Bizde ise ‘en iyi taklit yapılan’ değerli gösterildi. Bu noktada Türk filmlerinin böyle bir değeri, böyle bir değer kaygısı var mı, yok mu bunu tartışmalıyız” dedi.

Düşünür ve Yazarlar

Kendisinin Batı geleneği ile büyüğünü ifade eden Demirkubuz, “Suçu darbeye, cuntaya, iktidarlara, askeri vesayetlere atmadan kendi edebiyat ve düşünce geleneğimizden neden beslenmedik, sorusunun muhatabını sanatçıda, bu işi yapan kişide, kişiliğinde aramak lazım. Şahsım adına ben, batı geleneği içinde büyüdüm, büyük oranda batılı düşünür ve sanatçıların etkisinde film yaptım. Ancak daha sonraki dönemlerimde, Cemil Meriç, Sait Faik gibi yazar ve düşünürleri keşfettiğimde çok şaşırmıştım” diye konuştu.

Kendi Sinema Dilimiz

Film yapmaya başladığı 1994 yılında önünde bir film geleneği olmadığını söyleyen Demirkubuz, Kieslowsky ve Tarkovsky’den Dostoyevski ve Rilke gibi edebiyatçılar arasında kurduğu bağ sonucu bir şey söyleme cesareti bulduğunu dile getirdi. Demirkubuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Önümüzde bir film geleneği yoktu ama bir şeyler vardı. Kendiliğinden gelişmiş, nedeni-niçini çok belli olmayan, sadece sonuçlarıyla yüz yüze kaldığımız bir sinema vardı. Yılmaz Güney ve Lütfü Akad benim çok değer verdiğim yönetmenlerdir. Ancak Yusuf Kaplan’ın dil ve estetik bağlamda eleştirdiği gibi bir dil kuramamışlardı. Buna kendimi de dahil ediyorum. Dışarıda edebiyatla, tarihle, kültürle birleşen bütünleşen filmler olduğu halde biz bunu gerçekleştiremedik.”

09/06/2014 – EH

7 kez görüntülendi.
09 Haziran 2014 - 13:25