Türk-İslam Düşüncesinde Adalet

06 Mayıs 2016

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi’nin (SASGEM) düzenlediği Çarşamba Konferansları’nın bu haftaki konuğu Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rahmi Karakuş oldu.

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte “Türk-İslam Düşüncesinde Adalet” konusu ele alındı.

Adaletin hem bir hukuk hem de bir ahlak terimi olduğunu belirten Prof. Dr. Karakuş, “Bizler her zaman geçmişimizde adil bir medeniyet kurmuş olmakla, adil bir dine sahip olmakla, adil yöneticilere sahip olmakla övünürüz. Peki, hali hazırda o adaleti yaşıyor ve yaşatıyor muyuz, kocaman bir soru işareti koyup bırakalım” diye konuştu. Hukuki ve ahlaki adalet sıralamasında ahlaki adaletin öncelik teşkil ettiğini kaydeden Karakuş “Bir erdem olarak adalet, hukuk dünyasında yer alışından önce gelir ve hukuktaki adaletin büyük oranda içeriğini ahlak değerlendirmeleri oluşturur” diye konuştu.

Türk-İslam düşüncesinde iki büyük referans var

Türk-İslam düşüncesinde adaletin iki büyük referansı olduğunu belirten Karakuş “Birincisi İlk Çağ felsefe birikimidir. Aristoteles’in, Platon’un, bizim düşünce geleneklerimiz üzerinde etkisi vardır ve bizim Aristo’ya tevcih ettiğimiz sıfat, düşünce tarihinde çok az kişiye tevcih edilebilecek niteliktedir. Türk-İslam düşüncesinin ikinci büyük referansı ise İslam öncesi Türk örfü, geleneği düşüncesidir. İslam öncesi Türk kültür dünyasının bilinen tek eseri Moğolistan’daki taş yazıtlardır. İlk Türkçe İslami metin Kutadgu Bilig’i okuduğumuzda Türk-İslam düşüncesinin ikinci büyük referansını değerlendirmiş oluruz. Şüphesiz Türk-İslam düşüncesindeki adaletin en büyük belirleyeni İslam’dır” şeklinde konuştu.

İffetsiz adalet mekanik bir uğraş

Adalet kavramını tanımlayan Karukuş şunları ifade etti: “Adalet, iki tarafın da durumunu bilmek ve doğru olanı, lazım geleni seçmek ve yapmaktır. Son yıllara kadar adaletin bu çağın en çok ihtiyaç duyduğu erdem olduğuna inanırdım ama artık inanmıyorum.  Bana göre bugün modern insanın en çok ihtiyaç duyduğu adaleti önceleyen bir erdem var. O erdemi ikincil plana Aristoteles itmişse de “Platon’da o erdem, adaletin içinde yer alıyor. Bugün ona biz darlaştırılmış haliyle İslam dünyasında “iffet” diyoruz. İffet gerçekleşmeden, ölçülülük gerçekleşmeden adalet, sadece mekanik bir uğraş olur. Ahlaken lazım olan iffet, hukuken lazım olan adaletin zeminini oluşturmaktadır. Nihai düşüncelerim bunlar.”

Adalet Allah’ın isilerinden biri

Karakuş, “Adalet sözcüğünün kökeni “adl”dır. Adl, kavramı Kur-an ’da, hadislerde çok sık karşılaşılan bir kavram olduğundan Arapça sözlük yazarları bu kelimenin kullanım yerlerini araştırarak bir anlam belirlemeye çalışmışlardır. Adalet, aynı zamanda metafizik dünyamızın kuşatıcısı olan Allah’ın isimlerinden birisidir: “el-adl”, Allah adildir. O zaman adalet, Tanrı’ca bir etkinliktir. Adl sözlükte doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, hak sahibine hakkını vermek, haksızları terbiye etmek, eşit kılmak anlamlarına gelmektedir” dedi.

Adalet mülkün temelidir

Adalet düşüncesinin tarihsel gelişimini anlatan Prof. Dr Rahmi Karakuş şunları söyledi: “Aristoteles’e göre adalet, sosyal hayatı idare etmek için vardır. Böyle bir adaleti de kendi içinde paylaştırıcı ve düzeltici adalet olarak ikiye ayırmıştır. Adaleti böyle anlayan Aristoteles’in politika ve ahlak anlayışı, bizim kültür dünyamızda Farabi, İbn-i Sina gibi düşünürlere de yansımıştır. Onlar da insanın sosyal bir varlık olma gereğince birlikte yaşamaları için adalete ihtiyaç olduğunu, dengeyi sağlamak için adaletin şart olduğunu söylerler. Ancak Aristoteles, adaletin görece olduğunu, şartlara ve yöneticilere bağlı olduğunu düşünürken İslam düşüncesinde adalet, adil yöneticiden beklenen bir şeydir. Eski Türklerde adil yöneticinin nasıl yetişeceği, adaletin bir erdem olarak nasıl edinileceği üzerinde, gelenek daha fazla ön planda tutulmuş ve ilk metinlerden olan Kutadgu Bilig’de de yer almıştır. 16.yy’da yaşamış Osmanlı âlimi Kınalızade Ali, adalet dairesini şöyle açıklar: “Birlikte yaşarken devlet olmazsa olmazdır. Devlet olması içinse mülk lazımdır. Mülk için asker ve askeri beslemek için reaya lazımdır. Reayanın birlikte yaşayabilmesi için de adalet lazımdır. Adalet, mülkün temelidir.” Dolayısıyla adalet adil bir devletle mülk devam edebilir ve mülk devam ettikçe adalet gereklidir. Adil yöneticinin mutlaka yanına bilge bir yardımcı alması da şarttır. Bu döngüyü biz tarihimiz boyunca hep benimsemişiz.”

Adaletin bir erdem olarak düşünülüp incelenirken çeşitlendirildiğini, alt erdemlere ayrıldığını kaydeden Karakuş şöyle devam etti:

“Adaletin nevileri sırasıyla: sadakat, ülfet, vefa, şefkat, sıla-i rahim, mükâfat, Hüsn-i şerike (ortak işlerde dürüst hareket etme), Hüsn-i kaza (hakları güzellikle ödeme), teveddüt (yakınların ve erdemli kişilerin dostluğunu kazanma),teslim, tevekkül, ibadettir. Kınalızade, bunları bir erdem olarak adaletin içinde düşünür. Eğer gerçekte adalet, izafi bir tarafa sahipse adil olanı belirlemek için gerekli olan, bilgenin nasıl bir zihin dünyasına sahip olduğunu nasıl yetiştiğini bilmektir. Sonuçta dört büyük erdemden (Hikmet, şeciat, iffet ve adalet) biridir adalet ve hem tek başına erdemdir hem de diğerlerinin gerçekleşmesinde bir araçtır. Bir insanın ise bu dört büyük erdem bilgisine sahip olabilmesi için hikmetten başlaması gerekir. Hikmet, hakkı bilmekle başlar. Hak ise Allah, gerçek, doğru veya bir şeyin, bir durumun hak edişi anlamında kullanılmaktadır. Hak; insan hakları manasında etik, Allah manasında optik, bilgi manasında epistemik bir karakter taşıyan terimdir. Hikmet sahibinin asıl bilmesi gereken hakkın bu üç halidir. Hakkı ve hakka tahakkukunu bilmeden buna uygun davranılamaz”

Ahlakımız ile hukukumuz birbirini desteklemiyor

Karakuş, “Geleneksel düşünürün hikmet denilen yapıyı inşa ederken benzer bilgi birikimlerinden yararlanması ve ahlaka dayanarak hukuka yansıtması bir avantajdı. Bugün ise kanaatimce İslam dünyasının da Türk-İslam dünyasının da sıkıntısı, ahlakımız ile hukukumuzun birbirini desteklemiyor olması, birbiriyle zaman zaman çatışıyor olmasıdır. Ancak çok güçlü hukuk teorisyenlerimiz yetişirse bu durumun üstesinden gelebileceğimize inanıyorum. Son olarak, aslında adalet kendisine ihtiyaç duymayacağımız bir toplumu oluşturmak için gereklidir. Bunu Kınalızade de Farabi’de de Aristo’da da görürüz ve derler ki: “Adalet bir toplumda tam uygulanırsa ve her birey, adalet erdemiyle karakterine bürünürse o toplumda dostluk hâkim olur ve dostluğun bulunduğu yerde adalete ihtiyaç yoktur” diyerek konuşmasını bitirdi.

Konuşmasının bitiminde dinleyicilerin sorularını da yanıtlayan Karakuş’a hediyeleri takdim edildi.

06/05/2016 – HAY

33 kez görüntülendi.
06 Mayıs 2016 - 10:47