Tasavvuf Bir İlimdir

22 Nisan 2015

Sakarya Üniversitesi Duayenler Akademisi’nin bu haftaki konuğu Prof. Dr. Süleyman Uludağ oldu.

SAÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde gerçekleşen ‘İslam Düşüncesinin Dinamiklerinden Birisi Olarak Tasavvuf’ konulu konferansta Prof. Dr. Süleyman Uludağ katılımcılara İslam İlimleri ve Tasavvufu anlattı.

İslamiyet öncesi Arap toplumunun cahil ve ümmi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Uludağ, “İslam ilimlerini incelemek için, önce İslamiyet öncesi Arap toplumunu incelemek gerekiyor. Arap toplumu İslamiyet öncesi ümmi ve cahildir. Zaten bu dönemi cahiliye olarak adlandırıyorlar. Burada kullanılan cahil kavramı hem ilim bilmemek, hem de hak hukuk tanımamak anlamındadır. İslamiyet okuma-yazmaya önem vermiş, takip eden süreçte Arap toplumunun ilim öğrenmesi hızla artmıştır” dedi.

Cahiliye döneminde Arap Yarımadası’nın çevresinde eski ve önemli medeniyetlerin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uludağ, “Mezopotamya, Suriye-Filistin, Mısır, Hindistan ve birçok medeniyet Arap Yarımadası’nın çevresindeydi. Bu medeniyetlerde ilim gelişmişti. Hz. Peygamber’in vefatı sonrası Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, Mezopotamya, Suriye-Filistin ve Mısır’a fetih hareketleri gerçekleştirdiler. Bu bölgelerde önemli alimler vardı ve zamanla İslamiyet’i seçtiler. Hz. Peygamber’in vefatından 150-200 yıl sonra akli, felsefi ve İslam ilimleri ile İslam Medeniyeti de dünyadaki en önemli medeniyetlerden biri oldu” şeklinde konuştu.

Hz. Peygamber döneminde İslam ilimlerinin olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Uludağ, “İslam ilimleri tefsir, kelam, fıkıh, hadis ve tasavvuf ilmidir. Bu ilimlerinin gelişmesinde, İslamiyet’i sonradan seçmiş alimlerin katkısı büyüktür. Hatta Ebu Hanife Arap değildir. Cahiliye dönemindeki Arap toplumunun bir ilmi geliştirme konusunda bir geçmişleri yoktu. İbn-i Haldun da Mukaddime’sinde, İslam ilimlerini kuranların Arap toplumundan olmadığını söyler” diye konuştu.

Kuran’ı Kerim’de, Hz. Peygamberimizin hayatında, sahabelerin hayatında tasavvufun olduğunu belirten Prof. Dr. Uludağ, “Aslında şunu söylemek en doğrusudur, hiçbir din yoktur ki o dinde tasavvuf olmasın.  İslamiyet öncesi semavi ve beşeri dinlerde de tasavvuf vardır” dedi.

İslam ilimlerinin ikiye ayrıldığını söyleyen Prof. Dr. Uludağ, “İslam ilimi zahiri ve batini ilimler vardır. Fıkıh, kelam, hadis ve tefsir zahiri ilimdir. Tasavvuf ise batıni ilimdir. Zahiri ilimler ile batını ilimler arasındaki fark da zahiri ilimlerin, okunan metin ve o metnin anlamlandırmak üzerine çalışmasıdır. Kuran’ı okurlar onu anlarlar ya da hadisleri okuyup onları anlarlar ve bilgi üretirler. Tasavvuf ilmi ile uğraşanlar ise, Kuran’ı ve hadisleri okur akılları ile değil kalpleri ile bilgi üretirler” şeklinde konuştu.

İlk sufilerin Basra, Horasan, Kufe, Nişabur gibi bir takım bölgelerde çıktığını söyleyen Prof. Dr. Uludağ, “Ebu Abdurrahman Es-Sülemi’nin Tabakat-es-Suffiye kitabında 100’den fazla sufinin hayatına yazar. Kitapta farklı bölgelerde ve farklı kültürlerde yaşayan sufilerin arasındaki ihtilaflar ve farklılıklar olduğunu gösterir. Bu farklılıklar daha sonra tarikatları ortaya çıkarmıştır. Tarikatlarda, kurucu olan bir şeyh ve etrafında müritler vardı. Daha sonra mekân ihtiyacı olunca tekke ve zaviyeler kurulmuştur” diye konuştu.

Tasavvuf ilmini yapanların Müslüman olmadığını söyleyen düşüncelerin varlığından söz eden Prof. Dr. Uludağ, “Hz. Peygamber döneminde tasavvuf olmadığını, tasavvuf ilmini yok sayan ve gerek görmeyen görüşler var. Tasavvuf ilmi ile ilgilenenleri Müslüman olarak görmüyorlar. Aslında tasavvuf ilmi her zaman Hz. Peygamber ve sünnetlerine uygun yaşar” şeklinde konuştu.

22/04/2015 – MA

4 kez görüntülendi.
22 Nisan 2015 - 15:29