Star Açıkgörüş (06.01.2013 Pazar): Dr. Murat YEŞİLTAŞ:Küresel Sarkaç ve Türkiye

06 Ocak 2013

Dr. MURAT YEŞİLTAŞ SAKARYA ÜNİVERSİTESİ, Uluslararası İlişkiler Bölümü Küresel sarkaç ve Türkiye Türkiye uluslararası konumu bağlamında içerden ve dışardan farklı düzeylerde tanımlanagelmiştir. Bu tanımlamaların çoğu kez Türkiye’nin nasıl bir jeopolitik konumu olduğuna ve uluslararası sistem içinde kendisine nasıl bir rol verildiğine ilişkindir. Örneğin, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Yeni Dünya Düzeni söylemine paralel bir şekilde kendine yeni bir jeopolitik konum belirlemeye çalışan Türkiye daha buna fam olarak karar veremeden uluslararası sistem içinde bölgesel konumu da dikkate alınarak’cephe’ülke olarak tanımlanmıştı. Bu konum karşısında içerden çok da gerçekçi olmayan bir biçimde’Adriyatik’ten Çin şeddine’söylemi eşliğinde’köprü’ülke konumuyla cevap verilmeye çalışılarak Türkiye’nin jeopolitik konumu yeniden pekiştirilmişti. Bu jeopolitik konuma göre Türkiye, krizlere yönelik müdahale açısında coğrafyasının sağlamış olduğu oparasyonel avantajı sayesinde stratejik olarak bölgesel kriz kuşağınm en değerli ülkelerinden biri olarak ele alındı. Bu dönemde cephe ülke tanımlamasına paralel bir şekilde bölgesel kriz kuşağının tam ortasında yer alan Türkiye’ye yine dışardan, bu sefer daha pozitif bir anlam yüklenerek’eksen'(pivot) ülke tanımlamasıyla özellikle Amerikan ekscnli uluslararası politika analizlerinde yer almaya başladı. Pivot ülke olarak Türkiye, ABD merkezli küresel liderlik politikasının sürdürülmesi konusunda en önemli bölgesel müttefiklerden bir olarak gösterildi. Ne var ki kriz kuşağına atıfla ele alınan dışardan bir bakışla cephe ülke olan Türkiye 1990’lann sonuna doğru özelikle içerde Kiirt sorunun derinleşmesiyle birlikte jeopolitik konumunu oklukça savunmacı bir şekilde tanımlayarak içerde daha güçlü olmanın bir gerekçesi olarak kullanmaya başladı. Avrupa Birliği’nin demokratikleşme talepleri karşısında jeopolitik konumunu gerekçe göstererek bir çeşit Türkiye istisnacılığı oluşturmaya çalışan siyasi ve bürokratik elitler bu sefer daha ideolojik ve pragmatik bir şekilde Avrasyacılık ekseninde doğulu Türkiye konumunu öne çıkararak Türkiye’nin köprü rolünü Batıya karşı bir muvazene unsuru olarak inşa ettiler. Bu durum, içerde farklı spekturumlarda dağınık halde bulunan milliyetçi grupları aynı cephe altında olmaya sevk ederken, Türkiye’yi de uluslararası sistem içinde marjinal- leştirme tehlikesini gündeme getirmişti. 2000’lerin başında ise Türkiye’nin uluslararası konumu ve sistem içindeki rolüne ilişkin geçmişte yapılan tanımlamalardan daha iddialı bir kavramsallaştırma ortaya atıldı. Bu sefer Türkiye’nin uluslararası konumuna dair dışardan her hangi bir tanımlama olmaksızın’merkez ülke ” söylemi Ahmet. Davutoğlu tarafından Türk dış politikasının mihenk taşlarından biri haline getirildi. Merkez ülke jeopolitiğinin önceki söylemlerden en temel farkı, Türkiye’yi bölgesel bir aktör olarak güvenlik eksenli savunmacı bir siyaset kurgusu üzerine inşa etmek yerine, küresel ve düzen kurucu bir ülke şeklinde inşa ederek ofansif bir dış politika pratiğinin devreye sokulmasına hizmet etmesiydi. Bu dış politika söylemi, Türkiye’yi jeokültürel düzeyde dünya tarihinin merkezi medeniyet havzalarından biri olarak yeniden uluslararası düzenin içine dahil ederken, jeopolitik düzeyde ise uluslararası sisteminin dönüştürülmesinde kilit ülkelerden biri olarak ön plana çıkardı. En temelde bu siyaset, yeni bir uluslararası düzen için Türkiye’ye kurucu bir rol atfediyordu. Özellikle 11 Eylül gibi. uluslararası sistemi önemli ölçüde etkileyen bir dönüşüm sürecinde Türkiye’nin dış politikada göstermiş olduğu aktivizmin de bir sonucu olarak merkez ülke yaklaşımı uluslararası siyasi ve akademik çevrelerde oldukça fazla ilgi gördü

Star Açıkgörüş- 01.01.2013

4 kez görüntülendi.
06 Ocak 2013 - 14:00