Sosyolojik Düşüncede İbni Haldun’un İlkleri

17 Mart 2017

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi (SASGEM) tarafından düzenlenen Çarşamba Konferanslarının bu haftaki konuğu Karatay Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Erol Kozak oldu.

SAÜ Hukuk Fakültesi Sabahattin Zaim Konferans Salonu’nda düzenlenen “Sosyolojik Düşüncede İbni Haldun’un İlkleri” başlıklı etkinlikte konuşan Prof. Dr. Kozak, 14’üncü yüzyılda yaşayan İslam düşünürü İbni Haldun’un İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli sosyal bilimcilerden olduğunu söyledi.

İbni Haldun’un sosyoloji, tarih, devlet kuramı, din, insan aklı, iktisat gibi birçok alanda öncü çalışmaları bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. İbrahim Erol Kozak, “İbni Haldun -tarih, insanların yeryüzünü imar etme çabalarının bir evrimidir- diyor. İslam dünyasında ve diğer medeniyetlerde daha önce de bu konulara işaret edenler oldu. Ancak ondan önce tarihin başlı başına bir bilim dalı haline gelmesini öneren başka bir düşünür yok” dedi.

Çağının öncü fikirlerini üretti

İbni Haldun’un, iktisat alanında da kendisinden çok sonra yaşayan Karl Marks’ın geliştirdiği bir kavram olan ‘artı ürün’ kavramına o dönemde ulaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Kozak, “Artı ürün, insanların zorunlu ihtiyaçları dışında fazla ürün üretme düzeyine erişmeleri anlamına gelir. İbni Haldun, insanların gelirlerinin zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıkları kısıma rızık diyor, bunu aşan kısıma da kazanç diyor. İbni Haldun artı ürünü medeniyetin başlangıcı olarak kabul ediyor ve bunun üzerinde duruyor. Artı ürünün kaynağını da emek ve üretim olarak tanımlıyor” diye konuştu.

Düşüncesini her zaman ileriye taşıyor

İbni Haldun’un her zaman bilinenden ötesini düşündüğünü aktaran Prof. Dr. Kozak, şöyle devam etti: “İbni Haldun, hangi toplumun artı ürün elde edebilecek düzeye erişebileceğini sorguluyor. Ona göre toplumlar üretim araçlarını geliştirir, üretimde organize olur ve ihtisaslaşmaya giderse, daha fazla artı ürün elde ederek medeniyette ve zenginlikte ilerler. İbni Haldun’u İbni Haldun yapan özelliklerden birisi de bilinenin ötesini düşünmektir. Ona göre zenginliğin kaynağı üretimdir, emektir. Ancak zenginlerin çalışmadan servet sahibi olmalarını ise şöyle açıklıyor: ‘Genel manada zenginliğin kaynağı üretimdir. Ama kişisel manada zenginliğin kaynağı toplumsal organizasyondur’ der. Toplumsal yapılaşma içinde başkalarının ürettiği artı ürüne çeşitli yollarla el koyabilen kesimlerin zengin olduğunu söyler. Artı ürünü ele geçirebilmenin yollarını da sıralıyor. Siyasi gücü kullanmak, makam ve mevki sahiplerine yakın olmak, halk içinde itibar sahibi olmak, siyasi ve iktisadi konjonktürdeki değişiklerden yararlanmak, büyük ölçüde tehlikeli ve riskli işlere girmek, ganimet ve miras yollarıyla zenginlik sağlanıyor der.

Bu soruları soruyor ve sorduğu sorulara cevap üretiyor. Ancak bunları iktisadi faaliyetlerin bir tek cümleyle açıklandığı devirde yapıyor. Yani ‘rızkı Allah verir’ cümlesi. İslam dünyasında İbni Haldun hariç diğer İslam düşünürlerinin iktisat konusunda söylediği cümle budur. Fakat dünyada emekle zengin olunamayacağını, ilim ile ahlakın ayrı olduğunu, dünyanın böyle işlediğini de söylüyor.

Birlikte düşünmeyi tavsiye ediyor. Ezberciliğe karşı çıkıyor. Devlet harcamalarını iktisadi faaliyeti canlandıran en önemli faaliyet olarak tanımlıyor. Devletin para biriktirmeden kaçınması ve toplumsal faydayı sağlamak adına harcama yapması gerektiğini söylüyor. Harcama-üretim-gelir-harcama döngüsünü öneriyor. Harcama ve ekonomik faaliyetleri canlı tutan bir politikayla nimet ve servetlerin devamlı olacağını söylüyor.”

17-03-2017 / ST

7 kez görüntülendi.
17 Mart 2017 - 15:30