Renkli Kampüsler

24 Şubat 2015

*Sakarya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi ve SBE Müdürü Prof. Dr. Fatih Savaşan

Gelişimi ve değişimi gözlemlemek, dahası anlamlandırmak için çok sayıda parametreden faydalanılabilir. Benim için bu parametrelerden biri bir süredir ‘renkli kampüsler’. Eskiden İngilizce eğitim veren birkaç üniversiteyle sınırlı kalan yabancı öğrenci varlığımız şimdilerde üniversitelerin tamamına yansımış durumda. Dahası yabancı öğrencilerin çeşitliliği de artık görünür olmaya başladı. Konumuz Türkiye’nin cazibesinin artması ve eğitimde göreli iyileşme ise lisans ve hele hele lisansüstü eğitim için Türkiye’ye gelen yabancı sayısından daha iyi bir göstergeyi bulamayız. Zira bireylerin en rasyonel davrandıkları alanlardan biri lisans özellikle de lisansüstü eğitimdir. Aksanlı Türkçesi ile minibüste para üstü soran bir siyahî bayan, kampüs camiinde müezzinlik yapan Sudanlı bir bey veya yüksek lisans dersinde İsrail’le ilgili farklı bir perspektif sunan bir Kolombiyalı aslında sadece kampüse değil Türkiye’ye renk getiriyor.

Teorik olarak meseleye bakacak olursak kişi bir programa yerleşirken beklediği yaşam boyu getiriyi (gelir, statü vs.) eğitim süresince katlanacağı gözlenen (harç, yemek, barınma vs.) ve gözlenemeyen (belirsizliğin yol açtığı kaygı, aile özlemi, kültürel şok vs.) maliyetler ile kıyaslar. Eğer getiri yüksekse programa yerleşir. Yabancı bir ülkede eğitim almanın ekonomik ve psikolojik maliyetleri çok daha yüksektir. Buna rağmen Afrika’dan veya Latin Amerika’dan, Orta Asya’dan veya Balkanlardan Türkiye’ye eğitim için gelenlerin sayısının artması Türkiye’nin ve Türkiye’de alacağı eğitimin cazibesinin arttığını gösterir.

Türkiye’nin TİKA ve bazı vakıf girişimleri eliyle Afrika’dan Balkanlara, Orta Doğudan Orta Asya’ya tarihi eser restorasyonu yapması, su kuyusu, okul ve hastane açması, küçük işletmelere ve tarım sektörüne rehberlik yapması takdire şayandır. Ne var ki en az bu faaliyetler kadar önemli hatta uzun dönemli etki dikkate alındığında çok daha kıymetli olan eğitim ve araştırma hareketliliğine yol açacak faaliyetler kamuoyunda yeterince bilinmemektedir.

BİRKAÇ RAKAM

YÖK tarafından yayınlanan yükseköğretim “yol haritası” raporuna göre dünyada yükseköğrenim öğrencilerinin yüzde dördü kendi ülkesi dışında okumaktadır. Bu öğrencilerin yaklaşık yüzde 44’ü başta ABD olmak üzere İngilizce konuşan ülkelerdedir. En çok öğrenciyi ise Asya göndermektedir (yüzde 52,5). Türkiye’de kaynak ülke konumundadır. Dışarıya gönderdiği yükseköğrenim öğrencisinin toplam yükseköğrenim öğrencisi içindeki payı yaklaşık olarak yüzde 3’tür. Peki, Türkiye ne kadar öğrenci almaktadır? 1980’lerde beş binlerde olan yabancı öğrenci sayısı 2000’de 16 binlere, şimdilerde ise 60 binlere ulaşmıştır. Türkiye’de hemen hemen tüm üniversiteler yabancı öğrencinin önemini kavramış ve gerekli tanıtım ve altyapıyı kurmaya başlamışlardır. Sakarya Üniversitesi’ne yönelen yabancı öğrenci sayısı da hızla artmaktadır. Rakamlar 2012’den 2015’e yaklaşık beş kat artışa işaret etmektedir. 2012’de sadece 432 olan yabancı uyruklu öğrenci sayısı 2015’te 2 bini aşmıştır.

Rakamlar göstermektedir ki Türkiye hala açık ara ile net öğrenci gönderen (kaynak) ülkedir. Eğitim amacıyla yurtdışını tercih edenlerin sayısı Türkiye’ye gelen öğrenci sayısından hala çok yüksektir. Ancak belirtmek gerekir ki bir ülkenin dışarıya öğrenci göndermesi küreselleşen dünyada istenmeyen bir durum da değildir. Elbette ideal olanı öğrenci göndermekle kalmayıp öğrenci de alınması ve mümkünse gönderilen öğrenciden (outbound) daha çok öğrenci çekilmesi (inbound), diğer bir ifadeyle net öğrenci alan ülke olunmasıdır.

YABANCILAR İÇİN LİSANS VE LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ATAĞI

Türkiye’nin açık ara ile net öğrenci veren ülke olduğu notunu düşmekle birlikte artan yabancı öğrenci gerçeğinin altını çizmekte fayda var. Bu gelişmenin arkasındaki iki ana faktörden ilki, Türkiye’nin 2000’li yıllarda sağladığı göreli ekonomik ve siyasi başarıdır. Gelişmekte olan ülkeler ve kültür havzasında yer alan ülke halkları arasında popülaritesi artan Türkiye yükseköğrenim de bir destinasyon haline gelmeye başlamıştır. Diğer önemli faktör ise Türkiye’nin 2010’dan sonra üniversitelerin uluslararasılaşmasına gittikçe daha fazla önem vermesidir. Türkiye, TÜBİTAK, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve YÖK tarafından başlatılan programlar sayesinde dünyanın değişik yerlerinden kaliteli öğrenci çekmeye başlamıştır.

TÜBİTAK bir taraftan lisansüstü öğrencileri Türkiye’ye çekmek için burslar verirken (En Az Gelişmiş Ülkeler Lisansüstü Bursları), diğer taraftan doktora aşamasında olan ve doktorasını yeni tamamlamış genç araştırmacıların Türkiye’de araştırma yapmaları için burs vermektedir. TÜBİTAK ayrıca araştırmacıların Türkiye’ye araştırma, eğitim ve çalıştay gibi faaliyetler için gelmelerini sağlamaya yönelik program da yürütmektedir.

YTB tarafından yürütülen “Türkiye Bursları” ise bir özelliği ile dikkat çekmektedir. Online başvuruları ön elemeye tabi tutan kurum ardından yüze yakın ülkede mülakat sürecini de işleterek ‘en iyi’ öğrencileri seçmektedir. YÖK’le yapılan protokolle üniversitelerde yabancı öğrencilerle ilgilenecek ofisler de açmayı hedefleyen YTB Türkiye’nin eğitimde dışa açılma çabasında çıtayı yükseltmiştir. YTB tarafından yürütülen Türkiye Bursları programının dört bin civarındaki kontenjanı için 100 bine yakın başvuru alınması sadece Türkiye’nin eğitimde artan cazibesine değil aynı zamanda Türkiye Burslarının başarısına işaret etmektedir.

YÖK ise AB ülkeleri ile yürütülen Erasmus programına ilave olarak Mevlana programını başlatmıştır. Böylece üniversitelere dünyadaki herhangi bir ülkenin üniversitesi ile öğrenci (ve öğretim üyesi) değişimini başlatma imkânı tanımıştır. Yükseköğrenimde değişimi AB dışına taşıyan Mevlana programını Türkiye’nin değişen vizyonunun bir yansıması olarak görmek hatalı olmayacaktır.

EĞİTİM VE ARAŞTIRMADA YABANCI NEDEN ÖNEMLİ?

Türkiye kişi başına geliri on bin doların biraz üzerinde olan bir ülkedir. Ancak orta gelir grubunda çok uzun süre oyalanan ve bir türlü bir üst lige çıkamayan birçok ülke vardır. Türkiye “orta gelir tuzağı” denilen bu duruma düşmemek için tedbirler almaktadır. Türkiye’nin nihayetinde geliri 800 milyar dolar civarındaki bir ülkeden beklenemeyecek cömertlikte burs ve araştırma imkânları sunarak yabancı öğrenci ve araştırmacı çekmeye gayret etmesi alınan tedbirlerden bir tanesidir. Türkiye 2023 hedeflerine ulaşacaksa yeni bir sıçrama yapmak zorundadır. Bu sıçramanın yolu ise araştırma ve geliştirme (AR-GE) faaliyetlerinden geçmektedir. Türkiye’nin bir bakıma boyunu aşan programlarla bu faaliyetleri desteklemeye başlaması isabetli bir adımdır. Tecrübeli araştırmacıların Türkiye’ye geçici veya sürekli gelerek çalışmalarını burada yürütmeleri araştırma kültürünün yayılmasına yardımcı olacaktır. Türkiye’nin yurtdışına verilen beyin göçünü tersine çevirmesi gerekir. Bu yönde TÜBİTAK ve üniversitelerin attıkları adımlar orta vadede meyvelerini verecektir. Diğer taraftan yeni beyinlerin kazanılması gerekir. Afrika’dan Orta Asya’ya ümit vadeden gençlerin gittikçe daha çok sayıda Türkiye’ye yönelmeleri de ümitli olmamıza yol açmaktadır.

Türkiye’de lisans veya lisansüstü çalışmasını yapan kimselerin katacağı artı değer paha biçilmez değerdedir. Türkiye’de kalmaları veya kendi ülkelerine dönmeleri sonucu fazla etkilemez. Afrikalı bir öğrenci uluslararası ticaret eğitimini aldıktan sonra Türkiye’nin ticaretine burada kalmakla da ülkesine dönmekle de yardımcı olabilir. Bu yüzden mobiliteyi önleyen, bursiyerlerin eğitim sonrası kararlarına ipotek koymaya çalışan burs programlarından kaçınmak gerekir. Baştan aşırı sınırların konulması genç beyinlerin Türkiye’yi tercihini olumsuz etkileyebilir. Bilinmelidir ki Türkiye’de eğitimini tamamlayan yabancı öğrenciler ticarette ve kültürde, akademide ve sanatta sadece kendi ülkelerinin değil aynı zamanda Türkiye’nin de değeridirler.

Eğitim ve araştırmada yabancı aynı zamanda kalitenin de güvencesidir. İçine kapalı ve kerameti kendinden menkul bir eğitim ve araştırma çerçevesi ilkel kalmaya ve zamanı ıskalamaya mahkûmdur. Yabancı öğrenci ve araştırmacılar ilaveten kültürel alışveriş imkânı oluştururlar.

İYİ HABERİ GÖRMEK GEREKİR

Ülke olarak kötü haberleri fazla önemserken iyi haberlerin tadını çıkaramama gibi bir zaafımız var. Eğer Türkiye’de yükseköğrenimin sorunlarını tartışacak olsak sayıca çok ve maalesef uzun zamandır çözülemeyen birçok sorundan bahsedebiliriz. Bu yazının konusu dışında kalan sorunlar yumağına rağmen artan yabancı öğrenci sayısını ve çeşitliliğini bir ‘iyi haber’ olarak değerlendirmek ve bu eğilimi besleyecek ilave adımları atmak gerekir.

Akılda tutmakta fayda var. Beyin göçünden muzdarip olan tek ülke Türkiye değildir. Gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri bile ABD’ye net beyin göçü vermekten bitap düşmektedirler. Türkiye bir taraftan beyin göçünü tersine çevirmek, dışarıdaki beyinlerini geri kazanmak için uğraşırken diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerden genç beyinler kazanabilir. Özellikle aynı kültür havzasında yer alan ülkeler arasındaki bu alışverişin kazananı topyekûn kültür havzası olacaktır.

ABD’de lisansüstü eğitim yapanlar bilir. Birçok programda yabancı öğrenci sayısı yerli öğrenci sayısından hatta yabancı hoca sayısı yerli hoca sayısından fazladır. Biz bu noktadan hala çok uzağız. Ama düne göre daha iyi durumdayız. Bu bence Türkiye’de heyecan duyulması gereken hayırlı gelişmelerin en başına yerleşmeyi hak ediyor.

6 kez görüntülendi.
24 Şubat 2015 - 9:14