Sakarya Üniversitesi Haber Portalı

Orta Doğu Kavramı Türkçe Değil

Mehmet Dogan

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi’nin (SASGEM) düzenlediği Çarşamba Konferanslarının bu haftaki konuğu Türkiye Yazarlar Birliği Onursal Başkanı Mehmet Doğan oldu.

SAÜ Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen program “Orta Doğu’nun Türkçesi” başlıklı konu ele alındı.

Orta Doğu kelimesini inceleyerek konuşmasına giriş yapan Mehmet Doğan, şöyle devam etti: “Orta kelimesi Türkçe, doğu kelimesi de Türkçe ama Orta Doğu kelimesi kavram olarak Türkçe değil. Biz bu kelimeleri ayrı ayrı hep kullandık. Ama Orta Doğu kavramını çok yeni zamanlarda kullanıyoruz.

Bu adlandırma nereden çıktı?

Aslında bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyanın doğru adlandırması Batı Asya olmalı. Zaten Anadolu’ya da eskiden küçük Asya derler, Asya’nın en batı ucunda bir yarımada burası. 19. yüzyıla kadar da dünya Ortadoğu kavramından haberdar değil. 20. yüzyılda siyaseten icat edilmiş bir kavramla karşı karşıyayız. Aslında coğrafi bir kavram gibi duruyor ama kesinlikle siyasi bir kavram.

Önce şu soruyu sormamız lazım, kime göre ve neye göre Orta Doğu?

Avrupa’ya göre ve bilhassa İngiltere’ye göre adlandırma yapılmış oluyor. Biz kendi doğumuzu düşünerek böyle bir tanımlama yapsaydık nereye Ortadoğu derdik? Ben derim ki Türkistan Ortadoğu’muz olur. Çünkü onun doğusunda kim var? Koskoca bir kıta, ama İngilizlere göre Ortadoğu işte bu coğrafyadır.

Yakın Doğu ile Orta Doğu’nun Tarifi

Tabi Orta Doğu’dan önce bir de Yakın Doğu kavramı vardır. Bu da siyasi bir adlandırmadır ve bunu da İngilizler uzun süre kullanmışlardır. 1. Dünya Savaşı Yakın Doğu kavramı üzerinden yürütülmüştür. 2. Dünya Savaşı ise Orta Doğu kavramı icat edildi. İlk defa 1945 yılında Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğü yayınladı. Orada Orta Doğu kelimesi tabiatı ile yok, Yakın Doğu var. Tarif Osmanlı İmparatorluğu’nun eski kapladığı alan.

1983’te yapılan 7. baskıda Orta Doğu şöyle tarif ediliyor; Türkiye, Suriye, Mısır, İsrail, Lübnan, Arabistan, Irak ve İran’ı içine alan ülkelere verilen ad. Bu baskıda sözlüğe Yakın Doğu tekrar alınmış, şöyle tarif ediyor; Akdeniz’in doğu kıyısındaki ülkelerle Suriye, Mısır, Lübnan, İsrail (Ürdün’ün) oluşturduğu bütüne verilen ad. Bakın 1945’te verilen Yakın Doğu ile 1983’teki Yakın Doğu tarifinde dağlar kadar fark var. Neden kaynaklanıyor bu? Çünkü bunlar siyasi kavramlar, siyaset değişiyor. Bu siyasete göre de yeni tanımlamalar yapılıyor. Sözlük bile olsa. 1998’te yapılan 9. baskıda Orta Doğu’nun yazılışıyla birlikte tarifi de değiştiriliyor. Orta Doğu’nun birleşik değil, sıfat tamlaması olarak yazıldığını görüyoruz. Şöyle bir tarif var; Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Suriye, Mısır, İsrail, Lübnan, Filistin, Suudi Arabistan, Irak ve İran’ı içine alan ülkelere verilen ad. Dikkat ederseniz burada Kıbrıs’ın bütünü zikredilmiyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti zikrediliyor. Bu bize kavramın coğrafi olarak algılanmadığını, tamamen siyasi algılandığını gösteriyor. Yani Kıbrıs Rum kesimi Orta Doğu’da değildir, batıdadır, Avrupa’dadır demek istiyorlar. 2011’de yapılan 11. baskıdaki tarifi size okuyorum, Güney Batı Asya da tarifsel ve kültürel yakınlığı olan ülkelerin oluşturduğu coğrafi bölge. Bu daha genel bir tarif olarak sözlüğe girmiş bulunuyor.

Orta Doğu’da geçmişten bugüne

Petrol kaynaklarının önemli bir kısmının, büyük bir kısmının Suudi Arabistan, Irak gibi ülkelerde bulunması, Orta Doğu için ayrı bir önem ortaya çıkarıyor. Bugün de Orta Doğu kirli bir savaşın nesnesi haline getirilmiştir. Şimdi çok geniş bir coğrafyadan bahsettik, çok önemli bir coğrafyadan bahsettik, bu coğrafyanın bir anlamda ucu bucağı yok. Ama belli sınırları var ve bu sınırlar içindeki bölgeyi tek başına bir arada bulunduran, yüzyıllar boyunca bir tek devlet olmuş: Osmanlı Devleti. Orta Doğu bölgesini birleştirmiş ve aşağı yukarı 5 asır bir arada tutmuş. Bugün bölgede hâkimiyet mücadelesinin esas aktörü olarak Amerika Birleşik Devletleri görülmektedir 1. Dünya Savaşı’ndan 100 yıl sonra ABD bölgeyi yeniden belirlemek için açık ve gizli operasyonlar yapmakta, bu da bölge halkının hayatını cehenneme çevirmektedir.

Türkçe

Bizim ilk Türkçe metinlerimiz, yazılı metinlerimiz çok uzağımızda, Asya’nın kuzey ve doğusunda bulunuyor. Orhun yazıtlarının bulunduğu bölge, yani İslam’dan önce yazılı metinlerimiz, İslami dönemdeki yazılı metinlerimizin ilk örnekleri de biliyorsunuz Uygur bölgesi dediğimiz Kaşgar ve o civarda ortaya çıktı. Ama Türkçe, Müslümanlıktan sonra Karahanlılar hariç Osmanlılara kadar devlet dili muamelesi görmedi. Ancak Anadolu’da Türkçe Osmanlılarla birlikte güçlü bir devlet dili haline geldi ve en zengin Türkçe edebiyat Anadolu’da ortaya çıktı. En büyük şairler, yazarlar Anadolu’da ortaya çıktı. Yunus Emre’den itibaren burada yetişmiş çok büyük bir edebiyatçı nesil var ve bunların ortaya koyduğu çok muhteşem eserler var. Anadolu Türkçenin kalbi oldu. İslam dünyasında iki güçlü dil var, birincisi Arapça, bu din dilidir, kuranın dilidir, o yüzden biz Arapçaya çok hürmet ettik. Arapçadan çok kelime aldık. Birçok kavramlarımız Arapçadan geçti. İkincisi Farsçadır. Farsça edebiyat dilidir. Selçuklu Devleti sonuna kadar Farsçayı devlet dili olarak kullandı. Dolayısıyla bizim eski birçok metinlerimiz Farsça üzerinden yazıldı. Osmanlı Devleti hem Arapça öğretimine hem Farsça öğretimine çok önem verdi. Bunu yanında Türkçe de güçlendi ve hatta öyle oldu ki 19. yüzyıldan itibaren Türkçe, Arapça ve Farsçanın önüne geçti. Biz Avrupa ile sürekli alışveriş hali içeresindeyiz. Batı 18. ve 19. yüzyıllarda büyük dönüşümler geçirdi. Biz Batı ile birebir ilişki içerisinde olduğumuz için, Batıda ortaya çıkan, hem fikir eserlerini hem teknik ile ilgili eserlerini tercüme ettik. Astronomi eserlerini tercüme ettik ve bu tercümeler sadece Türkçe yapıldı. Türkçe 19. yüzyılda diğer dillerden daha güçlü bir dil haline geldi.”

Program Mehmet Doğan’a hediyelerinin takdim edilmesiyle sona erdi.

27-10-2017 / SASGEM