Sakarya Üniversitesi Haber Portalı

Modern Estetiğin Temeli Zina Cezası

Estetiğin temelinin, daha doğrusu sebebinin Hint yasaları olduğu biliniyormuş. Çünkü eski Hint’te zina yapanların burnu kesilir daha sonra yerine burun yapılırmış. Yanaktan alınan derinin ters çevrilmesiyle yapılan bu uygulama, plastik cerrahinin öncüsü olmuş.

Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mükerrem Bedizel Aydın, tıp tarihi ile ilgili ilginç bilgiler verdi. Tıp tarihi uzmanı olan Aydın,Star gazetesinden Belkıs Kamut Aktürk’e konuştu:

“Osmanlı Araştırmaları Kongresi’nin telaşı arasında karşılaştık Bedizel Hoca ile. Adı dikkatimi çekti önce, daha sonra ise alanı. Mükerrem Bedizel Zülfikar Aydın; Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı’nda görev yapıyor. Tıp ve ziraat tarihi ise uzmanlık alanı… Tıp tarihine merakı nerden geldi, bu hikaye nasıl başladı onu merak ettim. Tıp tarihçisi Prof. Dr. Nil Sarı ile aynı evde başlayan dostlukları vesile olmuş. Okudukça, çalıştıkça ilgisi daha da artmış Bedizel Hoca’nın.

Hekim denince akla gelen ilk isim Hipokrat’tan başlıyoruz sohbete. Hastalığın doğaüstü güçlerle ilgisi olmadığını söylediği için modern tıbbın babası olarak kabul ediliyor Hipokrat. “Hipokrat’a göre hastalık yok, hasta var, gözlem önemli” diyor Bedizel Hoca. Oysa günümüzde gözlem bırakılıp teşhis yöntemlerine ağırlık veriliyor. Eski hekimler hastayı giyiminden, duruşuna, sosyal hayatına dek takip edermiş.

Çorbadaki limon

Günlük yaşamda rastgele yaptığımız pek çok davranışın sebebi varmış. Mesela balıkla beraber süt ve süt ürünleri yememek Osmanlı tıbbına dayanmaktaymış. Her ikisi de hazmı zor gıdalardan olduğu için birlikte tüketilmemesi tavsiye edilmiş. Lahmacuna ya da tavuk suyu çorbaya limon sıkmamızın sebebi ise yağın ağırlığının ekşiyle dengelenmesi imiş.

Antik çağdan itibaren tedavide bitkisel olanlar ağırlıkta olmak üzere hayvansal ve madensel droglar kullanılmış. Dolayısıyla farklı coğrafyalarda yer alan farklı flora ve faunalar, farklı droglar oluşturmuş. Drog kelimesi de hammadde ve ilaç arasında bir anlam taşımakta. Mesela bir drog olarak akik taşı, sadece taşınarak bir şifa vasıtası olduğu gibi çeşitli terkiplerin içine girerek ilaç şeklinde de kullanılmaktaymış. 16. yüzyıldan sonra Paracelsus adlı hekimin etkisiyle kimyasal maddeler dahil olmuş sisteme.

Estetiğin temelinin daha doğrusu sebebinin Hint yasaları olduğu biliniyormuş. Eski Hint’te zina yapanların burnu kesilirmiş. Daha sonra ise onlara burun yapılırmış. İstenen şekilde kesilen yaprak vasıtasıyla alından veya yanaktan alınan derinin ters çevrilmesiyle yapılan bu uygulama plastik cerrahinin öncüsü olmuş.

İlkçağdan beri kullanılan bazı kavramlar yüzyıllar boyu etkili olmuş. Çin tıbbında teşhis, meridyenler kavramına dayanırken tedavi yin-yang ve beş eleman teorisine göre uygulanmaktaymış. İslam ve Osmanlı tıbbında ise Antik Yunan’dan gelen Humoral Teori yani Hıltlar Teorisi geçerli olmuş.

Osmanlı tıbbı üç tabakada toplanırmış. İlki, vücutta varlığı kabul edilen dört salgı ve nitelikleri üzerine kurulu olan ‘Hıltlar Teorisi’; ikincisi ‘Tıbb-ı Nebevi’; sonuncusu ise ‘Geleneksel Tıp’. Geleneksel Tıp, folklorik tıp olarak da adlandırılırmış. Bedizel Hoca bu üç bölümün çok da keskin çizgilerle ayrılmadığını hatta birbirine geçtiğini söylüyor. Resmi eğitim Hıltlar Teorisi’ne dayalı olsa da diğer yollar da kabul görmekteymiş. Tıp medreselerinde, darüşşifalarda tıp eğitimi alanlar serbest hekimlik yapabilir, dükkan açabilir veya dönemin hastaneleri olan darüşşifalarda çalışabilirmiş. Sözlü geleneğe dayalı bilgilerse daha çok aile içinde aktarılır, ‘el verme’ denilen usulle nesilden nesile geçermiş. Dönemin sağlık bakanı diyebileceğimiz ‘hekimbaşı’lar, genelde medrese eğitiminden sonra tıp alanına yönelmiş kişilerden seçilirmiş.

Küpeli Saliha Hanım

Kadın hekimleri ve kadın hastaların durumunu soruyorum Bedizel Hoca’ya. Doğumlar hep evde gerçekleşirmiş. Darüşşifalarda doğum kayıtlarına rastlanmıyormuş. Kayıtların önemine dikkat çekiyor. Tıp kitaplarında vaka takdimi fazla olmasa da şer’i sicillerindeki rıza senetlerinde cerrahi işlemin, hastanın ve cerrahın adına dek çoğu şeyin kayıt altında alındığını anlatıyor. ‘Rıza senedi’ denilen bu belgeler cerrahi işlem sonucunda sakatlık veya ölüm olursa kan parası istenmeyeceğine dair sözleşme olarak düzenleniyormuş. Bu kayıtlarda adı geçen hekimlerden biri de fıtık ameliyatlarında uzman olan Küpeli Saliha Hanım imiş.

Hayatla yaşıt hastalığın insanlık tarihinden eski oluşunun inanılmaz hikayesini dinledim Bedizel Hoca’dan. Mezopotamya-Mısır’ın kadim bilgisinden, Yunan- Roma dönemine, İslam tıbbından Rönesans’a, Avrupa tıbbından günümüze dek ulaşan süreç. Farklı yollarla farklı üsluplarla gelişse de ortak amacı insan ve sağlık olan hekimliğin ve tababet ilminin sınırsızlığına hayran olmamak mümkün değil.

İslam dünyasındaki ilk tıp kitabı

Böylesi önemli bir konuda yani tıp tarihinin tarihçesi konusunda İslam medeniyetinde ilk müstakil eser göz hekimi İbn Ebi Usaybia tarafından yazılmış. 1242 yılında Kahire’de yazılan Uyunül-Enba fi Tabakati’l-Etibba adlı eserde, antik dönemden itibaren 500 hekimin hayatlarının yanı sıra Hint ve Yunan tıbbı anlatılmış. Ancak bu konunun ders olarak üniversitelere taşınması 1794 yılında Paris Tıp Fakültesi’nde, daha sonra 1834’de Berlin, 1869’da Viyana’da gerçekleşmiş. Ülkemizde ise 1874 yılında Roussinian tarafından verilen Deontoloji dersleriyle başlamış.”

Star Pazar – 13 Aralık 2015