Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı?

25 Nisan 2016

Din İlimlerine Giriş Seminerlerinde bu hafta “Mezhep, Tarikat, Cemaat Kavramları / Aktüel Tartışmalar” konusu ele alındı.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İlahiyat Fakültesi Vakfı tarafından düzenlenen ‘Din İlimlerine Giriş Seminerlerinde bu hafta “Mezhep, Tarikat, Cemaat Kavramları / Aktüel Tartışmalar” konusu ele alındı. SAÜ Camii Külliyesi’nde düzenlenen seminere, SAÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mücahit Dündar konuşmacı olarak katıldı.

Mezhep temelde ikiye ayrılıyor

Mezheplerin ortaya çıkışı hakkında bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Mücahit Dündar, “Mezhep temelde ikiye ayrılıyor. Birincisi teorik mezhep, yani yapılması gerekenleri anlatan kısmı, Bir diğeri ise pratik mezhep var. O da dinin, inanç biçiminin fiiliyata dökülmesi yani dinin ibadet kısmı, ibadetin nasıl yapılacağı ile ilgili. Bazı ayrılıkçılar var. Bunlarda mezhebin sonradan çıktığını, Hz. Muhammed zamanında olmadığını, bidat olduğunu söylüyorlar. Evet, belki Hz. Muhammed zamanında yoktu ama O’nun zamanında kubbeli camilerimizde yoktu. Ayrıca O yaşayan canlı bir örnekti. İnsanlar ona soruyorlardı soracaklarını ve o da çözüyordu. Zaten ne başladıysa O öldükten sonra başlıyor” dedi.

Bidat kavramı suiistimal ediliyor

Mezheplerin ortak ve birbirlerinden ayrılan yönlerine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Dündar, “Birçok mezhep ortaya çıkmasına rağmen değişmeyen bazı şeyler vardır ki bunlardan biri ezandır mesela. Ezanın 20-30 hadis de nakledilmesine gerek yoktur çünkü ezan sürekli icra edilerek günümüze gelmiştir. Namaz, mesela namazdayken kimi elini yukardan bağlar kimi aşağıdan kimi ayaklarını yok açar kimi az ama esas olan bir şey vardır namaz da ayakta durulur, bu ortaktır işte. Hadisler mesela. O kadar çok hadis ortaya çıktı ki hadisleri bir arada tutmak için hadis kitapları yazılmaya başlandı. O zaman bu da bidat. Bidat kavramı çok fazla suiistimal ediliyor” şeklinde konuştu.

Dünyada iki insan var oldukça iki ayrı görüş var olacaktır

Yrd. Doç. Dr. Dündar, inşaların din üzerindeki farklı görüşlerine dikkat çekerek şöyle dedi, “Dünyada iki insan var oldukça iki ayrı görüş var olacaktır. Bu Tanrı’nın koyduğu değişmeyecek bir kuraldır. Kaç insan varsa o kadar farklı görüş çıkması mukadderdir. Bir ayete bakıldığında birçok farklı anlayış çıktığı için faklı görüşler çıkıyor ortaya. Şöyle bir örnek vereyim ‘Cuma vakti ezan okunup namaza davet edildiğiniz vakit, alışverişi kesin Allah’ı anmaya koşun.’ şunu diyenler çıktı ve çıkıyor, Cuma namazı Allah’ı anmaktan ibarettir, Cuma vakti Allah’ın ismini zikrederek de bunu yaparım. Ayetlere baktığınızda bunu görürsünüz ama hadislere baktığınız zaman bu Cuma namazına bir çağrı olarak ortaya konmuş. İşte sünnetin önemi burada ortaya çıkıyor.”

Kuran’ı ve dini metinleri de konuşturmanın da bir adabı olmalı

Kuran’ı farklı şekilde yorumlama tekniklerine de değinen Dündar, “Bir hadiste şöyle diyor Dünya da dört tane gariban vardır, zalimin konuşturduğu Kuran, ezan okunduğu halde cemaatsiz kalan camii, bir evde bulunduğu halde okunmayan Mushaf ve sonuncusu kötü bir kavmin içinde ki iyi bir kimse. Demek ki Kuran konuşmuyor tek başına onu biz konuşturuyoruz ve istediğimiz gibi konuştura biliyoruz. Mezhep etrafında toplanan insanlarda dediler ki Kuran’ı ve dini metinleri de konuşturmanın da bir adabı olmalı” diye konuştu.

Yrd. Doç. Dr. Mücahit Dündar, programın sonunda katılımcıların sorularını cevaplandırdı.

21.04.2016 – İS

1 kez görüntülendi.
25 Nisan 2016 - 13:47