Komşular Aç Yatmayacak

24 Aralık 2015

SASGEM tarafından düzenlenen geleneksel Çarşamba Konferanslarının bu haftaki konuğu kurduğu seyyar aşhane ile evsizlere çorba dağıtan SAÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Karaman oldu.

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi (SASGEM) tarafından düzenlenen “Aşhane, Komşular Aç Yatmayacak, Sivil Toplumun Yeniden İnşası” başlıklı konferansa konuşmacı olarak SAÜ SBF öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Karaman konuşmacı olarak katıldı. Yrd. Doç. Dr. Karaman, akademisyen yönünün yanısıra, İstanbul’da kurduğu seyyar aşhane ile kimsesizlere ve yoksullara çorba dağıtmasıyla biliniyor.

İstanbul’da yoksullara yönelik olarak yaptığı faaliyetin kendisine sıklıkla sorulduğunu belirten Karaman “Bu konuyu anlatmam isteniyor. Kendi fakültemden bu davet gelince hayır diyemedim” diyerek konuşmasına başladı. Merhamet seferberliği adı altında yıllardır, sivil, bağımsız ve bireysel olarak faaliyet yürüttüğünü ifade eden Karaman ““Bu faaliyetlerimizi kamusal alana yaymaya, taşımaya ve toplumsal olan bu meselenin yine toplum tarafında çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, toplumun bir ferdi olarak kendi adıma küçük bir adım atma çabasıdır” şeklinde konuştu.

Çorba sadece bir simge

Karaman sözlerini şöyle sürdürdü: “Bana hep Aşhane olayının nereden aklıma geldiği soruluyor ve açıkçası cevaplamakta zorlanıyorum. Bu durum zaten hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Çünkü ben de onların içindeydim, onlarla aynı yerden geliyorum. Bundan bir yıl önce bir minibüs aldık ve minibüste birtakım teçhizat çalışmaları yaparak mutfağa dönüştürdük. O günden beri İstanbul’da geceleri yaklaşık 200 km yol yaparak evsizlere çorba dağıtıyoruz. Daha sonra bu olay sosyal medyada da öne çıktı. Kadıköy’den çıkıp yedi sekiz saat dolaşarak ortalama 500 kişiye çorba dağıtmaktayız. Ancak bana göre ben sadece çorba dağıtmıyorum, başka bir şey yapıyorum. Çorba, sadece bir simgedir. Ben çorba eksenli bir seferberlik başlatıyorum” dedi.

Toplumsal ilişkilerde çözülme meydana geldi

İçinde bulunduğumuz sürecin 200 yıllık bir modernleşme süreci olduğunu ifade eden Karaman “Buna yabancılaşma ve çözülme süreci de diyebileceğimi düşünüyorum. Bu süreçte biz ahlak merkezli bir toplumdan ekonomi ve siyaset merkezli bir topluma geçtik. Yarışma, kazanma, sahip olma, ele geçirme, hükmetme gibi çatışma ve ayrışmaya dayalı, siyaset merkezli bir toplumsal organizasyona geçtik. Şüphesiz insanın kazanma, sahip olma, yönetme gibi hırslarının yanında sevgi, şefkat, merhamet, yardımlaşma, dayanışma, feragatta bulunma, kendini adama kısaca iyilik yapma gibi özel, yaratılışından kaynaklanan birtakım özellikleri de vardır. Ne yazık ki bu süreçte, toplumların, iyilik yapma pratikleri giderek azaldı. İnsanların bireysel, mekânsal, toplumsal hayatında bu duygu giderek azaldı ve geri plana atıldı. Bunun sonucunda bireysel kimliklerde kendi doğasına, özüne korkunç bir yabancılaşma ortay çıkmaya başladı. Bu sebeple de toplumsal ilişkilerde bir çözülme meydana geldi” diye konuştu.

Toplum ahlaki vazifelerini ne kadar unuttu

Çorba dağıtma olayının medyada bir kahramanlık olarak sunulduğunu kaydeden Karaman “Haber değeri taşıyan şey birinin yoksullara çorba dağıtması değil, bu toplumda birinin sokakta aç kalması ve sokakta kalmasıdır. Bu toplum, ne kadar ahlaki vazifelerini unuttu da birisinin bir kişiye çorba vermesini çok büyük bir olay olarak gördü. Hâlbuki çok değil, birkaç kuşak öncesinde yaşayanlar, bu işi her gün yapıyordu. Bu durum normal, sıradan, basit bir şeydi. Bugün ise ne yazık ki kahramanlık olarak tanımlanıyor” ifadelerini kullandı.

Toplum kendinde varolan büyük enerjiyi gözardı etti

Türk toplumunun modernleşme sürecine 1950’lerde başlayan kentleşmi ile girdiğini belirten Karaman “Nüfus, kitleler halinde kentlere akmaya başladı. Ekonomik kaygıları önceleyen,tasarruf ve kazanım amacı ile başlayan göç sonucu kentlere yerleşim arttı. Bugün sosyolojik anlamda nüfusun %80’i şehirlerde yaşıyor.1960’lardan sonra da birtakım özgürlüklerini kullanamayan Anadolu insanının bu özgürlüklerini kullanma vaadi veren siyasete yöneldi. Toplumsal sorunların çözümünü kültürel geleneklerine göre değil, siyasi, idari, bürokratik yöntemler ile çözmeye çalıştı. Toplumun bütün sorunlarının niteliğine bakılmaksızın siyaset eksenli çözümlerin önemine odaklandı, ancak bireyin, mahallenin, toplumun sahip olduğu kültürel referansların ve kendinde var olan büyük enerjinin önemini göz ardı etti. Tüm bu yaşananlarla gelinen bugünkü noktada bu toplumun merkezine ekonomi ve siyaset oturdu” dedi.

Karaman devamla:

“19.yy boyunca Balkanlarda yaşanan savaşlar ve ardından 1.Dünya Savaşı, akabinde Kurtuluş Savaşı ve daha sonra 2.Dünya Savaşı’nın yaşandığı son yüzyıl Osmanlı’da açlık ve sefalet dönemiydi. 1930’lardan sonra Türkiye’de modern devlet, resmi uygulamalar başlığı altında yoksul kesime yönelik faaliyetler gerçekleşmeye başladı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Sosyal Sigorta, Emekli Sandığı, Sağlık Bakanlığı, belediyeler vb. kamu eli ile toplumda yoksulluk sorununa çözüm olmaya çalıştı. Artan kentleşme ile birlikte 1980’lerden itibaren kırsaldan kente göç eden Anadolu insanları çeşitli vakıf, dernek şeklindeki sivil toplumun kurumları, her ne kadar ben onları sivil olarak kabul etmesem de,  eğitim ve sağlık alanlarında olduğu kadar yoksullukla ilgili de birtakım çözümler, yardımlar gerçekleştirmeye başladığı görülmektedir. Ancak bu tür sivil olduğu iddiasında olan kurumlar sorunun çözümüne bireyin aktif şekilde enerjisini dahil etmeden parasını aktarma şeklinde oldu. Bir kısmı kısmen başarılı oldu ancak önemli bir kısmı ise istenen düzeyde başarılı olamadı.Tüm bunlar, bütün bu tür farklı girişimler önce kendi çevresini önceleyecek ve işin doğasına hâkim olması gerek bir katılımı öncelemediği için yoksulluğa kesin çözüm getiremedi” dedi.

İnsanlar bireysel yükümlülüklerini devlete devretti

İnsanların bir birey olarak vazifeleri olduğu gibi bireysel gücünün yetmediği alanlarda toplumsal ortaklıkla çözebileceği görevleri olduğuna dikkat çeken Karaman “Bu tür toplumsal olarak çözülmesi gereken sorunları, tüm toplum birlikte hareket ederek çözebilir. Ancak bugün Türkiye’de toplumsal problemlere yönelik çözümler ya idari ya siyasidir. Mesela, Osmanlı’da varsıl-yoksul arasında büyük siteler, kapalı alanlar, arka sokaklar gibi mekânsal farklar olmadığından insanlar birbirlerini tanır, birbirlerinin sorunlarını bilir ve beraber çözüm getirirlerdi. Herkes kendi bireysel ahlaki vazifesini bilir ve gereğini yapardı. Fakat az önce değindiğim devletin sosyal devlet politikaları, sosyal belediyecilik, çeşitli dernek ve vakıfların kurulması ile insanlar bireysel yükümlülüklerini devlete ve teşkilatlara devretti. Bugün insanlar fakir komşusunu belediyeye veya vakfa bildiriyor. Komşusunun haline üzüldüğü halde bir kap yemek götürmekten aciz kalıyor. Biz, işte bunlarla mücadele ederek sivil toplumu yeniden inşa etme amacını taşıyoruz” şeklinde konuştu.

Yoksulluk mahalle içi sivil oluşumlarla çözülebilir

Yoksulluk sorununun en küçük düzeyde mahallelerde, mahalle içi sivil oluşumlarla çözülebileceğini kaydeden Karaman ““Dernekler aracılığıyla yoksullukla mücadele eden bireyler, yardımlaşmaya ihale ve vekâlet yoluyla katılıp işin manevi ve psikolojik boyutundan mahrum kalıyor. Dernekler sizler ile yoksullar arasında bir tampon oluşturuyor. Biz, dernek değiliz, para kabul etmiyoruz. Yardımseverlerin fakirlerle birebir iletişime geçmelerini önemsiyoruz. Dernekler, bürokratik yapılanmaya sahip organlardır. Bürokratik mekanizma ise yapılacak yardımın hızı önünde bir engeldir. Derneğin yoksula yardım yapabilmesi için uygulayacağı aşamalar gerçekleşip yardım gidene kadar aç insan ölür. Açlık, aciliyet isteyen bir durumdur. Bu nedenle yapılacak yardım hem en yakından gelmeli hem de hızlı olmalı. Adana’da yaşayan bir yardımseverin İstanbul’daki bir derneğe yardım göndermesi mantıksızdır. Yardımlaşmak, bir örgüt araçları kullanmayı ve özel bir eğitim almayı gerektirmez. Yoksulluk sorununun en küçük asgari çapta yani mahallelerde, mahalle içi sivil oluşumlarla çözüleceğini düşünüyorum yoksa derneklerle değil” ifadelerini kullandı.

Ahlak ayaklanması

Çorba faaliyeti olmak üzeri yaptıkları tüm faaliyetleri ‘bir ahlak ayaklanması’ olarak nitelendiren Yrd. Doç. Dr. Karaman “Aşhane olarak bizim siyasi ve cemaat kimliğimiz yok. Maalesef toplumumuz siyaseti çok fazla hayatlarının merkezine koydu ve hatta bireyler kişiliklerini bunun üzerine oluşturmaya başladı. Bu tür ayrıştırıcı değerler yerine yaratışımızdan gelen sevgi, merhamet gibi değerler üzerine inşa edilen ilişkiler, daha güçlü olur. İyiliği yayarak kötülükle mücadele edilebilir. Çorba faaliyeti başta olmak üzere yaptığımız tüm faaliyetleri “bir ahlak ayaklanması” olarak tanımlıyorum. Toplumumuzun hala özünü koruduğuna ve bu siyaset ve ekonomik merkezden kurtulup tekrar ahlak merkezli toplum düzenine kavuşacağını düşünüyorum” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Mahmut Karaman, Sakarya Üniversitesi’nde bursa ihtiyacı olan öğrencilerin olduğunu belirterek “Her öğrenci ve öğretim üyesinden 1 lira alınsa bile bu öğrencilerin bu burs ihtiyacı karşılanabilir. Ancak bu konude kimse üzerine düşeni yeterince yerine getirmediği için bu sağlanamıyor” diye konuştu.

Konferansın ardından Karaman’a, SBF öğretim üyesi Doç. Dr. İrfan Haşlak tarafından teşekkür hediyesi takdim edildi.

24/12/2015 – HAY/SASGEM

4 kez görüntülendi.
24 Aralık 2015 - 14:29