İslami Finansa Artan İlgi ve Kamu Katılım Bankacılığı

04 Mart 2014

İslami Finansa Artan İlgi ve Kamu Katılım Bankacılığı

Prof.Dr. Fatih Savaşan

Borsa İstanbul’da “Finansta Katılım Modelinin Sonuçları” başlığında İslami Finans Konferansları Serisinin ilki 3-4 Mart 2014’te gerçekleştirildi. Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası (IDB), INCEIF (Malezya) ve İDB İslami Araştırma ve Eğitim Enstitüsü, Kuveyt Finance House, Durham Üniversitesi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının katkılarıyla düzenlenen konferans Türkiye’de İslami finansa yönelen ilginin somut tezahürlerinden biriydi.

Açık Kapatılabilir mi?

Öncelikle son dönemde BDDK, SPK, Merkez Bankası, Hazine gibi kamu kurumlarının bu artan ilgisinin memnuniyet verici olduğunu belirtmek gerekir. Geniş katılımlı bir çalıştay ile faizsiz finansla ilgili değişik başlıkların yetkili birimlerce ele alındığı haberinin üzerinden daha birkaç ay geçti. PESA araştırmacısı ve Sakarya Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Mehmet Saraç’ın da katıldığı çalıştay bu alanda yaşanan gecikmenin telafisi adına önemli adımlardan biri olarak görülebilir. İslam Ekonomisi ve Finansına ilgi kamu kurumları ile sınırlı değil. Akademik çevrede de artan bir ilgi söz konusudur. Sakarya Üniversitesi daha ileri adımlar atmış olmasına rağmen birçok üniversitede bu alana yönelik kıpırdanmalar mevcuttur.

Bu adımlar önemlidir. Zira Türkiye’nin ‘80’lerin başında tanıştığı Özel Finans Kurumları, gelişmelerine imkân tanıyacak yasal çerçeveye ancak 2000’li yılların ortasında kavuştular. Şu anda katılım bankası olarak sektörde hizmet veren faizsiz bankalar konvansiyonel bankalara göre daha hızlı bir gelişme gösterseler de bankacılık sisteminin hala küçük bir parçasını temsil etmektedirler.

Konferansta sunum yapan Muhammed Azmi Ömer’in (IDB İslami Araştırma ve Eğitim Enstitüsü) Malezya örneğinden hareketle belirttiği gibi “güçlü bir devlet tutumu/duruşu” İslami finansın gelişmesinde ana etmendir. Zira konvansiyonel finansa göre tanınırlığı daha düşük olan faizsiz modelin böyle bir desteğe ihtiyacı var.

İşte Türkiye’de devlet gecikmeli de olsa bu tutumu benimsemiş görünüyor. Özellikle katılım bankalarının sermaye yapısı ve konvansiyonel bankalara göre rekabeti zorlaştıran unsurlar (derinlik, mevduat yapısı vs.) nedeniyle son yıllarda gösterdiği büyümeye rağmen hala beklenen performansı gerçekleştirememesi kamu katılım bankacılığını gündeme getirdi. Türkiye en az çeyrek asırlık bir gecikmişliği bu tür dev adımlarla kapatabilir ve eğer İstanbul finans merkezi olacaksa İslami finans ihmal edilmemesi gereken bir alandır.

Kamu Katılım Bankacılığı: İkame mi, Tamamlayıcı mı?

Katılım bankalarının sistemik kısıtlarla karşı karşıya kaldıkları bir vakıadır. Fakat bu bankaların rahata alıştıkları, mevcudu paylaşıp bununla yetindikleri, piyasaya derinlik kazandırma konusunda kendilerine düşeni gerçekleştirmedikleri de bir diğer tespittir. Kamu katılım bankalarının mevcut bankalarla rekabete girişmeleri (ikame etkisi) elbette bu bankaların korkulu rüyasıdır. Doğru strateji kamu katılım bankalarının piyasaya derinlik kazandırmaları, şube ağlarını özel katılım bankalarının gitmedikleri yerleşim yerlerine öncelik vererek geliştirmeleridir. Böylece katılım bankacılığı sektöründe tamamlayıcı bir rol üstlenmiş olurlar. Fakat bu strateji orta vadede değiştirilmeli ve kamu katılım bankaları özel katılım bankalarını tatlı/yıkıcı olmayan bir rekabetle zorlamalıdır.

Yakıcı Soru: İslami Finans Ne Kadar İslami?

Borsa İstanbul’da 3-4 Mart 2014 tarihlerinde yapılan konferansta Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim M. Turhan, uzun zamandan beridir sektörün içinde olmasına rağmen aslında yaptığı işin özünde İslama aykırı olmadığını çok sonra anladığını belirterek, “eşyada aslolan ibahadır” Mecelle kuralına atıfta bulundu. Bu yaklaşım İslami finans alanında hem sektör çalışanları hem de akademisyenlerden bir kısmının paylaştığı yaklaşımdır ve benzerliklerden hareket ederek İslami finansı bir tür finansal mühendislik faaliyeti olarak görür. Diğer yaklaşım ise İslami finansı özgün ve özel bir alan olarak görüp, farklı bir medeniyet inşasında tabiri caizse sıfırdan, teorik altyapı ihmal edilmeden oluşturulması gereken bir sistem olarak kurgularlar.

İbrahim M. Turhan, yakın gözüktüğü birinci yaklaşımı açması için sorulan “madem eşyada aslolan mübahlıktır ve neredeyse konvansiyonel finansta İslami prensiplere uyum oranı yüksektir; biz neden burada İslami finansı konuşmak için toplandık?” sorusuna (konferans dili İngilizce olduğundan mealen) şu örnekle  cevap verdi: Çöpteki yiyeceklere üşüşen küçük sinekler –bazı yerlerde üyez denilen kelebek benzeri sinekler- ile insanın genetik yapısı arasındaki fark yüzde 1’dir. Bu yüzde 1 bir canlıyı üyez ya da insan yapar. Ve ekledi: Yüzde 1’lik fark küçük görünse de önem derecesi büyük bir farktır.

Bu son derece güzel örnek aslında yukarıda bahsedilen iki yaklaşımı birbirine yaklaştırmaktaydı. Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı, İslami finansal enstrümanların potansiyel müşteri kitlesinin yüzde seksenine hiç ulaşılamadığını da söyledi. İşte burada akla gelen iki ihtimal var: Ya “yüzde 1’lik fark” sanıldığından çok önemli veya potansiyel müşteriler kurumların bu fark konusundaki hassasiyetine ikna olmadılar.

Sözün özü su mecraını buluyor. Hem uygulayıcılar hem de akademisyenler çeyrek asırlık ihmale son verme eğilimindeler. Yeni Türkiye bu nedenle heyecan veriyor.

Bu yazı www.pesar.org sitesinde yayınlanmıştır.

28 kez görüntülendi.
04 Mart 2014 - 13:07