İlahiyat Fakültesi’nden Bildiri

25 Temmuz 2016

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin katkılarıyla Türkiye’deki tüm İlahiyat Akademisyenleri tarafından ortak bir bildiri yayımlandı.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Demokrasi Yürüyüşü” öncesinde yaptığı bildiri ile ülkemiz demokrasisine ve milli iradeye yönelik yapılan alçakça darbe girişimine karşı net tavrını ortaya koymuştu. Sonrasında, yine Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin katkılarıyla Türkiye’deki tüm İlahiyat Akademisyenleri tarafından ortak bir bildiri yayımlandı.

İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Öğretim Elemanları, Darbeci Paralel Terör Örgütü’ne karşı yayımladığı bildiri şöyle;

“Müslüman Islah Eder İfsat Etmez!

Yıllardır milletimizin maddi-manevi birikimlerini her türlü din ve ahlak dışı yolları işleterek grup menfaatleri uğruna sömürmek suretiyle devletimizin çeşitli kademelerinde önemli ölçüde güce kavuşmuş bulunan dinî kisveli paralel örgüt, uluslararası odakların da desteği ile sonunda millet varlığımızı ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Yüce Allah’ın lütuf ve inayeti, dirayetli ve basiretli liderlik ve tam bir millet dayanışmasıyla bastırılan hain darbe kalkışması hiç şüphesiz insanımıza ve ülkemize ağır zararlar vermiş, yüzlerce insanımız şehit olurken binlercesi gazi olmuştur. Masum dinî bir hizmet hareketi görüntüsü vermeye çalışan ve sonunda vahşetle gerçek hüviyetini açığa vuran bu yapı, en büyük hasarı İslam ve Müslümanlık algısına vermiştir. Dinî-millî değerlerimizi kirleten ve Müslüman şahsiyetine, “güvenilmezlik, fırsat kollayıcılık, hıyanet, dostunu ve milletini satmak, dehşet ve vahşet saçmak” gibi sıfatların yakıştırılmasına sebep olan bu ifsat hareketinin; milletten darbe yemeleriyle sonuçlanan son kalkışmaları üzerine, aşağıda imzaları bulunan İlahiyat/İslami İlimler Fakültesi akademisyenleri olarak aşağıdaki hususları kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

1. Yüce dinimiz İslam, insanlık ailesinin tamamı için baştan sona rahmettir. İnsanı her bakımdan diriltmeyi ve yaşatmayı gaye edinen rahmet dini İslam’ın, amacı ne olursa olsun bombalarla, tanklarla, tüfeklerle insan katliamına cevaz vermesi asla düşünülemez. Böyle bir kabul ve algı, dinimize karşı işlenmiş en ağır cinayettir. Ayrıca belirtilmelidir ki, Kur’an ve Sünnet verilerinin ve başta sahabe olmak üzere ilk neslin İslam algı ve pratiğinin tikel ve ezoterik yorumlarla kişi ve grup menfaatlerine araç kılındığı oluşumlar, İslam’dan açık bir sapma oluşturur. Kur’an ve Sünnet’in açık hükümleri ve Müslümanların ortak kabulleri bir kenara bırakılarak, rüya, menkıbe gibi nesnel bilgi kaynağı olmaktan uzak gizemli açıklamaları temel dini hareket noktası kabul eden bir İslam anlatısına ve buna dayalı oluşumlara milletimiz asla itibar etmemelidir.

2. Müslüman, Hz. Peygamber’in (s.a.) şahsında somutlaşan İslam ahlak ilkelerini kuşanmış, açık ya da gizli şirk unsurlarının bulaşmadığı saf tevhid akidesini benimsemiş; yalnızca Allah’a kullukta bulunan; emanet, mahremiyet, sadakat, doğruluk erdemlerine bağlı şahsiyet abidesi güven duyulan kişidir. Hiç kimse yaşanılan ağır travmanın etkisiyle, alnı açık başı dik onurlu Müslüman milletimizi ve onun şerefli evlatlarını; asla gerçek kimliği ile var olamayan, sürekli kendisini gizleyen, iradesi esir alınmış silik tiplerle bir tutma yanlışlığına düşmemelidir. Nitekim son darbe kalkışması esnasında canı pahasına sergilediği kahramanca mücadele ve direniş ile Müslüman milletimiz, omurgasının ve ana gövdesinin ne denli sağlam olduğunu bütün dünyaya açık bir şekilde göstermiştir.

3. Başta İlahiyat/İslami İlimler Fakülteleri olmak üzere ülkemizin dinî eğitim-öğretim yapılan kurumlarına haşhaşî unsurlar istedikleri oranda bir sızıntı gerçekleştirememişlerdir. Bunun başta gelen sebebi, fakültelerimizde, Hz. Peygamber’den (s.a.) bu yana süregelen bilgi ve kabul çerçevesinde takiyye gibi batınî/haşhaşî yaklaşımların kabul görmemesi; bilakis akademik süreçlerin tamamında açık toplum, hür düşünce, eleştirel bakış ile hareket edilmesidir. Devletimizin bütün kademelerine olduğu gibi fakültelerimize de sızmış birkaç kişi, bütün içerisinde asla farklı bir ton oluşturacak düzeyde değildir, olamamıştır. Nitekim bu haşhaşî örgütlenme ilkokuldan üniversiteye kadar resmî eğitim kurumlarında nitelik ve nicelik bakımından arzuladığı insan unsurunu bulamayacağını fark etmiş ve her kademede paralel eğitim kurumları oluşturma yolunu seçmiştir.

4. Son olarak belirtmek isteriz ki, iradeyi körelten ve insanı adeta köle haline getiren benzer paralel yapıların oluşmaması ve toplumsal destek görmemesi için tabandan tavana toplumun bütün kesimlerinin bilinçlendirilmesi ve sorumlu davranması gerekmektedir. Bu noktada İlahiyat/İslami İlimler Fakülteleri, bu yapılara izin vermeyen anlayışını güçlendirecek, ilmi-sosyal faaliyetlerini ve programlarını çeşitlendirecek, paydaşlarıyla işbirliğini geliştirecek, hak ve hakikate işaret eden daha yoğun çalışmalarıyla insanımıza rehberlik etme sorumluluğunu eksiksiz yerine getirme çabası içerisinde olacaktır. Milletimiz İlahiyat/İslami İlimler Fakültelerinin, sahih İslami bilgi ve uygulama konusunda sadece Anadolu toprakları için değil bütün İslam coğrafyası hatta insanlık ailesi için en büyük güvencelerden birisi olduğundan asla şüphe duymamalıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

 

9 kez görüntülendi.
25 Temmuz 2016 - 16:55