Eski Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu SAÜ’de Konuştu

15 Mart 2018

Eski Diyanet İşleri Başkanı ve KURAMER Müdürü Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Sakarya Üniversitesi’nde düzenlenen söyleşiye konuk oldu.

SAÜ Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi (SASGEM) ve İlahiyat Fakültesi ile ortaklaşa gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Hülya Terzioğlu yaptı. Hukuk Fakültesi Konferans Salonunda yapılan söyleşide “Modern Dünyada Müslüman Olmak” başlıklı konu ele alındı.

Yrd. Doç. Dr. Hülya Terzioğlu’nun açılış konuşması ile başlayan programın devamında Terzioğlu, Ali Bardakoğlu’na çeşitli sorular yöneltti. Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Yrd. Doç. Dr. Terzioğlu’nun sorularına ise şu yanıtları verdi:

Hülya Terzioğlu: Hocam diyorsunuz ki bir makalenizde, Müslümanlığı İslam’ın aynısı gibi görmek, İslam’ın tarihsel tecrübesini eşleştirmek ne kadar yanlışsa, bu ikisindeki bağı görmezden gelerek, Müslümanların tarihsel tecrübesini bütünü ile İslam dışı bir olgu, hatta İslam’dan sapma olarak görmek te hatalıdır. Başka bir dengeye adeta bizi davet ediyor. Yani bir güncellemeden mi bahsediyor?

Ali Bardakoğlu: İslam dini ilahi vahyin son halkası olarak geldi ve Hz. Adem ile başlayan vahiy diğer peygamberler üzerinden devam etti. Son peygamber Hz. Muhammed (sav.) ile ilahi vahiy noktalandı. Allah, artık bize güvendiğini ima ederek dedi ki; ‘Bu dini size teslim ediyorum. Kıyamete kadar kendi şartlarınız, imkanlarınız, aklınız, fikriniz ile anlayın, Müslümanca yaşamaya çalışın. Bundan sonra vahiy gelmeyecektir, peygamber gelmeyecektir, Allah’ın kitabı aranızdadır, peygamber sünneti ile siz zaten görüp öğreneceksiniz.’ Sahabe için çok ciddi bir sorun yoktu, çünkü vahiy olayların akabinde geliyordu. Aralarında 23 yıl Hz. Peygamber yaşadı ve sordular öğrendiler. Neyi nasıl yapacaklarını birlikte belirlediler. Ama sorun daha sonra başladı. Kur’an ı kerim ilahi kitap iken metne dönüştü ve kitap olarak sonraki Müslümanlara hitap etti. Peygamber efendimizin sünneti artık aralarında yaşayan canlı bir örnek olmak yerine, rivayet edilen bir hayat olarak intikal etti. Öbür Müslümanların yaşadıkları yeni şartlar, intiba ettikleri yeni durumlar vardı. Irak’ı fethettiler, Mısır’ı fethettiler, başkent Suriye’ye taşındı, sonra Anadolu’ya, Orta Asya’ya sokuldular. Yeni bir ülkeyi fethetmek demek, yeni bir kültür ile karşılaşmak demek. Güçlü iseniz orayı etkilersiniz, zayıf iseniz etkilenirsiniz. Müslümanlar yeni coğrafyalar ile yeni kültürler ile karşılaştıkları zaman şunu yaptılar; okudukları kitap ile öğrendikleri peygamber sünneti ile kendi hayatındaki ihtiyaçlar arasında ilişkiyi kurdular. Kendileri ile Müslümanca hayat yaşamaya çalıştılar. Elbette her toplumun, her bölgenin yaşadığı Müslümanlık içeresinde kendi anlayışları, kültürleri, bakışları falan da vardır. Zaten İslam dini evrensel bir dindir.

H.T.: Hocam makalenizde diyorsunuz ki, ‘Din bütün hayatımızı kuşatan bir rahmet iken belli şekillere ve ibadetlere sıkıştırıldı. Yani, sınırlı alanda belli davranışlara hapsedilmiş bir dindarlıkla yetinerek hızlı bir şekilde dünyevileşiyoruz. Müslümanlar bunu henüz tamamen açık etmese de örtülü laiklik, görsel dindarlık dengesi içinde seyrediyorlardı.’ Ne demek istiyorsunuz? Biraz açıklayabilir misiniz?

A.B.: Hayatımızı kuşatan bir rahmet derken neyi kast ediyoruz? Bir defa yüce yaratanla olan münasibeti kast ediyoruz, Hz. Peygamber ile olan ilişkiyi kast ediyoruz. Bu dünyayı Allah’ın hakimiyeti altında görmeyi ve onun sürekli gözetim altında yaşadığımızı kabullenerek yaşamayı kast ediyoruz. İslam ahlakını İslam edebini kast ediyoruz. Yoksa sizin kaç odalı evde oturacağınızı, eşinizin size akşam ne pişireceğinizi veya hangi elbiseyi giyeceğinizi, hangi mesleği seçeceğinizi din belirlemiyor. Hepimiz o özgürlüğü sonuna kadar yaşıyoruz zaten, ama din komşularınızla ilişkilerinizi, ahlakınızı, yani temel ahlak ukdelerinde her zaman önünüze bir ders olarak getiriyor. Peki, biz dünyevi yaşıyor muyuz? Evet, yaşıyoruz. Sekülerizme en büyük eleştiriyi yapan Müslümanlar, hızlı bir şekilde dünyevileşiyor.

Modern dünyada dindar olmak

Dindarlık bir özdür, bir hassasiyettir. Peygamber efendimizin bize öğrettiği üçlü bir tasvir var; iman, İslam ve ihsan. Din aynı zamanda ihsandır. İhsan Müslümanlığın kemalidir. Yani her an Allah’ın yönetiminde, denetiminde yaşadığımızı fark etmek, bu bilinçle yaşamak. Şimdi Müslümanlar bu bilinci yitirir de sadece dini şekilden saymaya başlarsa, bugünkü 21’inci yüzyıl hoca dönemi dindarlık tarzları ortaya çıkar. Bu başlıktaki modern dünyada dindar olmak demek, ‘modern döneme rağmen dindar olmak’ anlamındadır. Bütün albenili hayatını görerek, onlara rağmen dindar kalabilmektir. Zordur, ama modern dünyanın tüm gerekliliklerine göre davranırsanız, abdest alıp namaz kılarsanız ve dindarım derseniz, o sınırlı bir alanda bir dindarlık gösterisidir.

Kadınlar

H.T.: 2017 yılında resmi rakamlara göre 339 kadın cinayeti işlenmiş. Bir tarafta cinayet, bir tarafta istismar, daha doğrusu istismar başlığı altında cinayet var, tecavüz var, şiddet var, hak gaspı var, reklam aracı olarak kullanmak var. ‘Sürekli bu konuda bir istismar var’ bu konuda. Bir tarafta da dini söylemle bir çeşit istismar var. Bu çeşit istismarın da iki ayağı var; birisi dindarlığı kadın üzerinden tanımlamak, bir diğeri de Kur’an ı Kerim’den veya Hz. Peygamberin hayatından bir kadın imajı çıkarıp, onu ısrarla bugün aynı şekilde servis ederek, çok ta taciz edici, tahrik edici birtakım ifadelerle bir kadın söylemi var. Yani kadın erkek ilişkisinin temeli nedir? Doğru anlayış ne olmalı? Kadın meselesinin de sadece din üzerinden anlaşılarak sorunları konuşulmamalı. Belki ama bizim de payımız yok mu? demek istiyorum.

A.B.: Şimdi aslında kadın meselesini din üzerinden konuşmamalıyız. Yani şöyle söyleyeyim, bir başka hayatın gerçekliği o. Din, kadın erkek cinsiyeti ile ilgili sınırlı kuralları var ve bu kurallar aynı zamanda ahlaki insani kurallardır. Bu dini literatüre de yansımıştır. Kadın ile erkeğin yolculuğunun içinde bulundukları şartlara göre hükmü vardır. Eski kitaplarda şartların kendi bağlamı içinde anlamak ve kültürleri de oturduğumuz yerden yargılamamak gerekir. Yani hepsi yanlıştır gibi bir yargı doğru değil. Şimdi o toplumun kültürü öyledir ve saygı duyarım. Kadınla erkek birbirinin yüzünü görmemeli, birbirine asla bakmamalı diyen bir alim de bir kitapta yazıyorsa, herhalde kendi dönemi bulunduğu şartlar vardır diye düşünür, iyimser bakarım. Ama siz o bilgiyi trene binmemeli, otobüse binmemeli, uçağa binmemeli, sokağa çıkmamalı falan diye başlarsanız, ondan sonra garip garip şeyler çıkar. Kızlarımızı her an kötülük işleyebilen bir potansiyel günah alanı, erkekleri de onların iffetini namusunu korumaktan sorumlu iffet bekçileri gibi algılarsak, hakikaten bu Müslümanlığı da anlamada, Allah’ın kitabını da anlamada bize fayda sağlamayacaktır.”

Söyleşiye Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’na hediyeleri takdim edilerek son verildi.

15-03-2018 / ST

576 kez görüntülendi.
15 Mart 2018 - 14:02