Doların Fendi…

09 Mart 2015

*Sakarya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi ve SBE Müdürü

Prof. Dr. Fatih Savaşan

Siyaseti yendi. Türkiye’de faiz ekseninde devam eden tartışmada temelde aynı şeyi arzu etmelerine rağmen hükümetle cumhurbaşkanı arasındaki yaklaşım/tarz farkını vurgulamak için siyaset yerine “Cumhurbaşkanını yendi” demek belki daha uygun olur. Siyaset risk alma sanatıdır. Görünen o ki seçime doğru yol alan Türkiye’de bir iktidar değişikliği arzu edenler, resmi muhalefette dâhil, ümidini “bu kış, olmazsa bahar ekonomik kriz çıkacak” olmasına bağlamıştır. 13 yıla yaklaşan iktidar döneminde siyaset dışı kalkışmalara defalarca karşı karşıya gelmiş bir kadronun başta Cumhurbaşkanı olmak üzere her türlü meseleyi bir de bu boyutuyla ele aldığı görülmektedir. Bu tespiti yapmakla beraber Türkiye ekonomisine kısa bir bakışın farklı bir tavrın gerekliliğine işaret ettiğini söyleyebiliriz.

TEŞHİS ÖNEMLİ

Birkaç madde ile ekonomik görünümü özetleyelim.

  1. Türkiye’nin büyüme oranları çok yüksek değil. Yüksek ama sürdürülemez büyüme oranlarının peşinde değil Türkiye. 2012’de uygulanan “yumuşak iniş” politikasından beri sağlıklı büyüme arayışını devam ettiriyor. Krizden çıkış ümitlerini sürekli erteleyen Dünyada Türkiye, çok düşük sayılmayacak bir büyüme rakamına sahip. Fakat ihtiyacı olan büyüme şüphesiz ki bu değil.
  2. İşsizlikte sıkıntılı bir döneme girildi. Genel işsizlikte çift haneler söz konusu.
  3. Türkiye enflasyonla mücadelede bu yıl bir hayli ümitli idi. Şimdilerde ise bu ümidi muhafaza etmekle beraber revize ediyor. Özlenen ve sürdürülebilir bir düşük enflasyon hayalini erteleyecek gibi.
  4. Türkiye enerjide dışa bağımlıdır. Dahası üretim için gerekli makine-teçhizatı ve ara malları ithal etmek zorunda. İhracat için ithalat yapmak durumunda ve ikincisi her zaman çok daha yüksek. Dolara karşı TL’nin değer kaybetmesi ihracat açısından olumlu ama ihracatın ağırlığı (%45 civarında) Avrupa’ya ve TL Euro karşısında değer kazanıyor. Bir de Rusya dâhil bölge ülkelerinin sıkıntılı durumları eklenince Türkiye’nin ihracatı bir türlü isteneni veremiyor. Bölge ülkelerinden birkaçına olan ihracat artsa da diğer ülkelerdeki azalışlar telafi edilemiyor.
  5. Türkiye’de ekonominin dış finansmana bağlı olması ve bu yüzden de kırılganlığının devam etmesinin ana nedenlerinden biri tasarrufların düşük olmasıdır. Gelirimizin azını tasarruf ediyoruz ve bolca tüketmek istiyoruz. Kısaca hem üretmek hem de tüketmek için yabancıların tasarruflarını kullanmak zorundayız. Bir diğer ifadeyle Türkiye yabancı (sıcak veya doğrudan) sermaye çekmek ve/veya borçlanmak suretiyle çarkı döndürüyor.
  6. ABD’nin krizden çıkıp çıkmadığı ve Fed’in temkinli politikaları tartışmasında artık sona yaklaşıldı. İstihdamda iyileşme ve büyümede toparlanma iyice belirginleşti. Enflasyondaki kıpırdanma da toparlanmanın sağlandığına işaret ediyor. Böyle olunca Fed’in daraltıcı para politikasına geçmesine ramak kaldı. Bahar sonu olmasa da yaz aylarında beklenen olacak ve Fed faizleri artıracak. Piyasalar bunu satın alıyor ve Fed’in faizleri artıracağının belirginleşmesi doların başta Euro olmak üzere diğer para birimlerine karşı değer kazanmasını hızlandırdı. TL bir yıllık dönem esas alındığında dolara karşı yüzde 20 civarında değer kaybetti; euraya karşı ise yaklaşık yüzde 6 değer kazandı (Daha kısa dönem ele alındığında ise Euro TL’ye karşı kaybını telafi ediyor).

TÜRKİYE DURUMUN FARKINDA MI?

Evet farkında. Türkiye araya giren küresel ekonomik krize rağmen kişi başına geliri 10 bin doların üzerine taşıdı. Bu noktaya gelmek bir başarı olmakla beraber Türkiye için zorun başlangıcı idi. Bir diğer ifadeyle Türkiye’nin buraya gelme potansiyeli zaten vardı. Uygun konjonktür, siyasi istikrar ve iyi yönetim sayesinde bu başarıldı. 2023 hedeflerine ulaşmak için ise gerekli olan şey yeni potansiyel oluşturmaktı. Türkiye bu ihtiyacı tespit etti. Adımlar atılıyor. Ne var ki hem engeller var hem de atılan taşların yerini bulması zaman alacak. Birkaç madde ile de atılan önemli adımları sıralayalım.

  1. Bütçe dengelerinin bozulmamasına gösterilen özen devam ediyor.
  2. Cari açık sorununu kontrol altına almaya yönelik adımlar atıldı. Yüzde 5’e düşmedi ama en azından mesafe alındı.
  3. Başkalarının tasarruflarını tüketerek günü kurtarmanın yanlışlığı ortada olduğundan tasarrufu artırmak için önlemler alındı, alınıyor.
  4. Daha akıllı teşvik sistemine geçildi. Jenerik ve dönemsel teşviklerden bölgesel üstünlükleri dikkate alan sürekli teşvik sistemine geçildi.
  5. Komşularla sıfır sorun politikası bölgesel enerjiyi açığa çıkarmıştı. Sürebilseydi müthiş sonuçları olacaktı. Olmadı, ama en azından içeride sükûnet sağlandı. Türkiye’nin etnik temelde çatışmalarla enerji kaybetmesine son vermek üzere harekete geçildiğinden bu tarafa kırılgan da olsa bir çatışmasızlık dönemine geçildi. Alınan mesafe hayallerin üzerinde ve herkes sağlanan kazanımların tadına vardı. Korkularıyla yaşaması dayatılan Türkiye onlarla yüzleşti ve yolun çıkmaz sokak olmadığını anladı.
  6. Türkiye Ar-Ge’yi öğrenmeye çalışıyor. Nüfusunu dinamik ve eğitimli yapmaya çalışıyor.
  7. Açıklanan eylem planlarının her biri bir derde deva olma potansiyelini taşıyor.

Yukarıda dediğimiz gibi işin kolay kısmı başarıldı, zorlu bir yol var Türkiye’nin önünde. Eğer karamsar olmak için zorlamazsak iyimser olmak için çok nedenimiz var.

SEÇİME KADAR NE YAPMALI?

Madem sorunlar var ve karşı tedbirler alındı, o zaman seçime giden Türkiye’nin ihtiyacı ne? İhtiyaç vatandaşların ‘90’ların psikolojisine dönmesini engellemektir. Döviz büfelerinin veya bankaların döviz işlemleri ile ilgili bankolarının önüne yığmamak. Tüketmekten veya daha önemlisi yatırıma yönelmekten ürkütmemek. Sarı madende kalalım mı, yoksa çıkalım mı diye düşündürmemek. Aksi durumda yeniden tüm ülke simsarlar ülkesi olur. Bütün ülkenin borsada al-sat yapanlara benzemesi cinnet hali ile eşdeğerdir.

Birkaç soru ve birkaç kısa cevapla iktifa edelim.

Faizler düşse iyi olmaz mı? Elbette iyi olur. Düşmesi gerektiği dönemlerde Merkez Bankasının temkinli duruşu yüzünden düşmedi ve bu seçim öncesi hükümetin sinirlerini gerdi. Ama kabul edelim ki gelinen noktada faizin düşmesi artık mümkün değil.

Faiz lobisi ve tüm bu olanlarda katkısı var mı? Faiz lobisinin olup olmadığı tartışması en saçma tartışmalardan biridir. Hem içeride hem dışarıda yüksek faiz geliri elde edenler olduğuna göre faiz lobisi de vardır ve yüksek kazanç elde etmek isterler.

Onlara pabuç mu bırakalım? Bırakmayalım. Ama bilelim ki tüm lobiciler etkilemek istedikleri taraf güçlendikçe zayıflarlar. Türkiye hedeflerini belirledi ise kararlı yürüyüşünü sürdürmeli. Bilmeli ki 800 milyar dolarlık bir ekonomiyi iki katına çıkaramadığı sürece bu türden denemelerle her zaman karşılaşacak.

Seçim biraz da gerilim demektir. Ancak ülkeyi bir büyük borsaya dönüştürmek sonuç alacak türden bir gerilim değildir. Cumhurbaşkanı da hükümetin yaptığı gibi yapmalı ve tedirgin etmeyecek, müjdeleyecek söyleme dönmelidir. Varsın doların fendine şimdilik yenilmiş görünsün.

 

Bu yazı PESA Görüş olarak http://www.pesar.org/content/dolarin-fendi adresinde yayınlanmıştır.

4 kez görüntülendi.
09 Mart 2015 - 16:35