Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Tüm Boyutlarıyla Tartışıldı

06 Nisan 2017

Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü tarafından “Hukuki, İdari ve Politik Boyutlarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” başlıklı bir panel düzenlendi.

SAÜ Hukuk Fakültesi Sabahattin Zaim Konferans Salonunda gerçekleşen panele konuşmacı olarak Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. M. Zahid Sobacı ile İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Edip Asaf Bekaroğlu katıldı.

Prof. Dr. Tahsin Fendoğlu, geçmişte devlet kurumlarının özelleştirmeye direndiğini, siyasi ahlak konularında da sıkıntılar yaşandığını dile getirerek, şöyle devam etti: “Şu anda Cumhurbaşkanının yetkisi çok, fakat sorumluluklarına karşı bir cezai bağlılığı yok. Aslında getirilmek istenen şey başkanlık sistemidir. Ama biz Amerika’daki gibi bir sistemi alamayız. Türkiye sosyolojik felsefi her açıdan buna uygun değil.

Kuvvet ayrılığı hiç olmayacakmış gibi konuşuluyor. Parlamento şu an hükümetten gelenlere bir tasdik gibi çalışıyor, muhalefet hiç yasa geçiremiyor. Parlamento politika siyaset üretemez hale geliyor. Değişiklikle meclis bir politika üretebilecek, hantal olan bir devlet yapısı yeniden kendi işini yapabilecek bir duruma gelecek. Milletvekilleri kanun teklifinde bulunabilecek.

HSYK’ya ilk kez artık meclisten üye gidecek, millet seçecek. Artık yürütme halkın oyuyla belli oluyor ve bürokratik yönetimden demokratik bir yönetime geçiş yapılıyor. Tek adam yönetimi olmayacak. Çankaya Köşkü yine devam edecek, Cumhurbaşkanı olacak ve onun yardımcıları şimdiki başbakan yardımcısı gibi en fazla 3 kişi olacak. Bakanlıkların sayısı azaltılacak. Hak ve özgürlükler alanında yeni düzenlemeler yapılacak. Eğer anayasa değişikliği geçerse Cumhurbaşkanının yaptığı her faaliyete denetim, yargı ve soruşturma yolu açılabilecek. Hatta görevi bitse bile. Cumhurbaşkanı kararnamelerinin alanı genişletiliyor. Fakat kanunların tersine bir kararname çıkamaz. Bir çelişki durumunda kanun uygulanır. İnsan hakları ve ödevleri alanında hiçbir zaman bir kararname çıkarılamaz. Yargı konusunda bir tarafsızlık kavramı geliyor. Bundan sonra çıkacak kanunlarda da tarafsızlık ilkesi geliyor, askeri mahkemeler kaldırılıyor.”

Kamu yönetimi nasıl yapılanacak?

Anayasa değişikliği paketinde yürütme yetkisinin sadece cumhurbaşkanı tarafından kullanılacağını aktaran Doç. Dr. Sobacı da, paketin halk oylamasında kabul edilmesinin bir takım değişiklikler getireceğini ifade ederek, bunları şöyle sıraladı: “Gerek kamuoyundaki tartışmalar, gerekse yapılan akademik tartışmalar, şu anda daha çok paketin içeriğine odaklanmış durumda. Ama kamu yönetimini nasıl şekillendirecek bunu konuşmuyoruz. Merkezi yönetimde Amerika’daki başkanlık ofisine benzer bir yapılanma -artık ismine Cumhurbaşkanlığı teşkilatı veya başka bir şey denebilir- ortaya çıkacak. Başkanlık ofisindeki danışma kurullarında, politika belirlemeye yönelik başkana yardımcı olan kurmay birimleri içeren bir teşkilat oluşacak. Başkanla gelip başkanla giden bir takım danışma kurulları karşımıza çıkacak. Cumhurbaşkanlığı teşkilatı bugünkünden farklı olacak. Artık başbakan olmayacak. Başbakanlığa bağlı kuruluşların yeniden konumlandırılması lazım. Bu çok büyük bir uğraş gerektirecek. Bunların bazıları cumhurbaşkanlığı teşkilatına gidecek, bazıları bakanlıklar bünyesine dâhil olacak. Ama hepsinin mevzuatı ve örgütlenmesi yeni baştan ele alınacak. Aslında süreç belki de referandumdan evet çıkmasından sonra başlayacak. Yeni kurulacak bakanlıklar, bakanlıkların birleştirilmesi veya kaldırılması söz konusu olabilir. Dolayısı ile cumhurbaşkanının merkezde olduğu, yürütme yetkisini tek başına kullandığı bir aktör olarak herkesi domino ettiği bir işleyiş mecburen karşımıza çıkacak.

Bürokrasi her ülkede siyasal karar alma süreçlerinde var. Politikaları siyasetçiler belirlese de mutlaka bir bilgiye ihtiyaç duyuluyor. O teknik bilgiyi arşivleyen, depolayan ve yeri geldiğinde siyasetçiye sunan da bürokrasi kurumudur. Ama bürokrasi siyasetçiye her zaman doğru bilgiyi vermez. Bürokratik sabotaj diye bir kavram var. Teknik bilgi, bürokrasi sürecini hızlandırmış hale geliyor. Bu her ülkede böyle ama Türkiye’de olay biraz farklı. Bürokrasi Türkiye’de olağan sınırlarının dışında siyasi süreçlerle başka bir rol oynuyor. Siyaseti ve toplumu dışarıdan dizayn etmeye çalışıyor. Cumhurbaşkanlığı sistemi bu çizgilerin doğru yere çekilmesinde önemli rol oynar.”

Güç tek yerde toplanmamalı

Yrd. Doç. Dr. Edip Asaf Bekaroğlu ise yasama ve yürütmenin farkı eğilimlere sahip olduğunda oluşacak problemlerin başkanlık sistemine yapılan başlıca eleştirilerden biri olduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Bekaroğlu, şunları söyledi:

“Başkanlık sistemleri kazanan her şeyi alır, kaybedenlerin sisteme inancını zedeler. Bu demokrasi adına tehlikeli. Parlamenter sistemde ise bir kriz anında başbakan değişebilir, koalisyon hükümeti kurulabilir veya yeni seçime gidilebilir. Başkanlık sisteminde güç büyük oranda yürütmede yani başkanda tutuluyorsa, bu demokrasiyi yavaşlatan bir sisteme dönüşüyor. Paketi hazırlayanlar buna üç önlem almışlar. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin birlikte yapılması, cumhurbaşkanının aynı zamanda parti başkanı olabilmesine müsaade edilmesi ve güçler dengesi. Bence bu taslakta başkanın lehine düzenlenmiş. Ülkeyi tek başına seçime götürebilme yetkisi gibi parlamentonun onayına bırakılmayan atamalar var. Bir diğer önlem seçim sistemiyle ilgili. Çok partili parlamentolar başkanlık sistemlerinde riskli. Böyle giderse başkanlık seçimlerinde seçim koalisyonları kurulabilir, seçimlerden sonra başkanlık koalisyonları kurulabilir. Dar bölge sistemi de bölgesel partileri karlı çıkaran bir sistem. Seçim mühendisliklerine daha yatkın bir sistem olması sebebiyle daraltılmış sistem uygulanabilir. Bir takım tedbirlere kafa yorulmuş ama bu tedbirler alınırken başkanlık sistemine yeterince kafa yorulmamış.

Yürütme ve yasamanın dayanağı çoğunluk iradesine dayalı olmalı ama bu çoğunluğun iradesidir, milli irade değildir. Bu çoğunluğun iradesi mutlak bir güce sahip olmamalı, yavaşlatılmalı, sınırlandırılmalı ve daha doğru kararlar alabilmesi için zaman tanınmalı. Seçilmiş bir cumhurbaşkanı varken bir düzenleme yapmak gerekiyordu ama bu belki cumhurbaşkanın yetkilerini düzenleyip, azaltıp, parlamenter sistemi güçlendirmek şekilde yapılabilirdi.

Anayasa yapmak çok önemli, bir patika açıyor ve bizi bir yere getiriyor. Anayasayla bağlantılı olarak çok önemli tecrübeler bize gösteriyor ki gücü başkanda toplayan sistemler, tasarılar, demokrasinin zayıfladığı ya da otoriter rejime dönüştüğü bir yere varıyor. Tabi Türkiye için bunu söylemek çok erken, fakat bu tasarıda benim gördüğüm kadarıyla cumhurbaşkanı yetkileri güçler dengesi düşünüldüğünde ortada bir yoğunlaşmanın olduğunu görüyoruz.”

06-04-2017 / ST

 

 

29 kez görüntülendi.
06 Nisan 2017 - 11:13