Bir Değer Olarak Adalet

11 Mart 2016

Geleneksel SASGEM (Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi) Konferansları’nın konuğu Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sururi Aktaş oldu. Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Amfi 5’te gerçekleştirilen konferansta “Bir Değer Olarak Adalet” konusu ele alındı.

Adalet meselesin sadece hukuk açısından incelemenin doğru olmayacağını kaydeden Prof. Dr. Aktaş “Adalet kavramı, birçok konuyu ilgilendiren bir kavramdır. Dolayısıyla adalet kavramı, siyaset felsefesi, iktisat felsefesi, hukuk, devlet felsefesi gibi alanların da ilgi odağındadır. Bir meseleye tek bir açıdan bakmak o meselenin diğer cephelerinin görünmesine engel olacağından adalet meselesini de sadece hukuk açısından incelemek doğru değildir. Bu nedenle adalet kavramını analiz ederken diğer alanlardan da faydalanmak gereklidir” diye konuştu.

Adaletin kesin bir tanımını yapmak kolay değil

Adalet kavramının kesin bir tanımını yapmanın çok kolay olmayacağını ifade eden Aktaş devamla şöyle konuştu: “Adalet için kesin bir tanım yapmak çok kolay değildir. Herkesin aşina olduğu bir kavram gibi görülse bile adalet kavramı, karmaşık bir niteliğe sahiptir. Bundan dolayı adalet kavramını anlamlandırmak için öncelikle onu derinlemesine analiz etmek gerekir; adaletin türleri ve teorilerinin metodolojik olarak iyi irdelenmesi, kavramın iyi anlaşılması için elzemdir. Adalet kavramı, XX. yüzyılda daha çok bölüşüm ve paylaşın ahlakı üzerinden tartışılmıştır. Yapılan tartışmalar dikkate alındığında adalet kavramının, bölüşüm, paylaşım ve üretim bakımından ele alındığı görülmektedir. Sosyalistler genellikle üretim mekanizmasından ayrı işleyen bir paylaşım sisteminden yana tavır alarak piyasa mekanizmasını esas alan düşüncelerden kaygı duymuşlardır. Liberaller ise, serbest piyasa mekanizmasının sonuçlarını referans alarak, üretimle paylaşımın ayrılmadığını ve yeniden paylaşımın hukuk devletine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.”

Toplum sürekli bir adalet arayışı içindedir

Adalet kavramının eski çağlardan beri bir değer olarak görüldüğüne dikkat çeken Aktaş insanların çoğunun genellikle pozitif hukukun adaletsizliğinden şikayetçi olduğunu söyledi. Aktaş, bu nedenle toplumun sürekli bir adalet arayışı içinde olduğunu bu durumun da pozitif hukukun üstünde bir adalet anlayışı ihtiyacını ortaya çıkardığını belirtti. Aktaş devamla şunları dile getirdi:

“Ahlaki bir değer olarak adalet kavramının gerekliliğine en büyük desteği doğal hukuk teorileri vermiştir. Doğal hukuk açısından adalet kavramı, pozitif hukukun doğruluk ölçütüdür. ‘Adaletsiz yasa; yasa değildir, geçersizdir’ sözü klasik doğal hukukçularının sloganıdır. Doğal hukukçulara karşı pozitivist hukukçular, adalet kavramının metafizik bir kavram olduğunu, sınırlarının belli olmadığını savunarak bu kavramın hukuk biliminin dışına çıkarılması gerektiğini savunmuşlardır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası bu tartışmalar hızlanmış ve hukuk felsefesi, giderek daha çok hukuk bilimcilerinin gündemine girmeye başlamıştır. Alman eski Adalet Bakanı Gustav Radbruch, II. Savaşından önce yazdığı “Hukuk Felsefesi” adındaki eserinde hukuki pozitivizme yakın durmuş, hukuk biliminin belirliliğini öne çekmiş, adalet kavramını ikincil düzeyde tutmuştur. Fakat savaşta yaşanan acı tecrübelerden sonra bu düşüncesinden yavaş yavaş vazgeçmeye başlamış, “Yasal Haksızlık ve Yasa Üstü Hukuk” adıyla makale yazarak yasa yoluyla da haksızlığın yapılabildiğini, dolayısıyla yasa üstü bir hukuka ihtiyaç duyulduğunu kabul etmiştir. Klasik doğal hukukçuların “adaletsiz yasa geçersizdir” sloganı kadar sert olmasa da,  Radbruch’un II. Dünya Savaşı sonrası hukuk kavramı konusundaki düşünceleri,“Radbruch formülü” diye bir anlayışı ortaya çıkarmıştır. Bu formüle göre, “eğer pozitif hukuk adalete aykırıysa yine geçerlidir; ancak bu aykırılık, katlanılamayacak bir noktaya gelirse pozitif hukuk, adalet kavramına boyun eğmelidir”.  Aktaş’a göre bu ifadeler, aynı zamanda Radbruch’un pozitivizmle arasına mesafe koyduğu ve doğal hukuka yaklaştığı yönünde yorumlamalara neden olmuştur.”

Kinci Muhbir Davaları

İkinci Dünya Savaşı sonrası “Kinci Muhbir Davaları” olarak bilinen meşhur davaların gündeme geldiğini ifade eden Aktaş, “Bu davalardan biri şöyledir: Hitler rejimini alenen eleştirmenin ağır bir suç kabul edildiği sıralarda bir subay, evindeyken Hitler rejimini eleştirir ve kocasını sevmeyen eşi de bunu ihbar eder. Yargılanan subay, ölüm cezasına çarptırılır ancak daha sonra ölüm cezası kaldırılır, bunun yerine savaş cephesine gönderilir. Hitler rejimi yıkıldıktan sonra bu subay, eşine, kendisinin haksız yere cezalandırılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle dava açar. Karısı da o zamanlar eşinin yaptığının suç sayıldığını belirterek kendisini savunur. Mahkeme ise kadının böyle bir ihbar etme mecburiyetinin olmadığını, bunu yapmaması gerektiğini belirterek kadını mahkûm eder. Buna benzer bazı davalarda mahkemeler, Hitler zamanında çıkarılan bazı aşırı haksız yasaların geçerliliğini sorgulamış ve Radbruch Formülü’ne’ atıfta bulunmuşlardır” dedi.

Hukuk pozitivizminin en tartışmalı ilkesinin ‘ayrılabilirlik tezi’ olduğunu kaydeden Aktaş, “Bu tez, hukuk ile ahlak, ve dolayısıyla adalet arasında zorunlu bir bağın olmadığına dayanan bir tezdir. Adalet kavramını önceleyen klasik doğal hukukçular açısından bu tez doğru değildir, onlara göre hukukun meşruluğu, adil olmasına bağlıdır; hukuk adil olmalıdır.” diye konuştu.

İslamiyet adaleti öğütler

İslamiyetin adaleti öğütlediğini belirten Prof. Dr. Aktaş “Bizim medeniyetimiz de adalete önem veren bir medeniyettir, İslamiyet’te adaletli olmamız gerektiği öğütlenir. Kur’ân’ın birçok suresinde adaletli olmaya vurgu vardır” diye konuştu.

Adalet nedir? sorusuna cevap vermenin zorluğuna değinen Aktaş şöyle devam etti: “Kimine göre adalet, eşitliktir, kimine göre ise “herkese hakkını vermek”tir. Ancak bu tanımlamalar da içi boş, izaha muhtaç formülledir. Adalet kavramını daha yakından tanımak için adaletin türleri ve teorileri incelenmelidir. Adalet teorileri, siyaset felsefecilerine göre değişiklik gösterir.  Adaletin türleri, daha fazla bilinen konulardandır. Klasik Yunan Felsefesinde Aristoteles, adaleti; düzeltici adalet, dağıtıcı adalet ve hakkaniyet olarak ele almıştır. Düzeltici adalet, aynı zamanda denkleştirici adalettir ve kişilerin özel durumlarına bakılmaksızın herkese eşit muamele edilmesini buyurur. Dağıtıcı adalet, orantılılık düşüncesi gereği kişilere farklılıkları oranında farklı davranmayı ifade eder.  Biçimsel adaletin sertliğini gidererek olayın özel ayrıntısına göre hareket edilmesini buyuran ilke ise, hakkaniyettir. Latince bir özdeyişte de belirtildiği gibi “en büyük hukuk, en büyük adaletsizliktir.” Bazan hukukun çok sert uygulanması haksızlıklara neden olabilir. Bu nedenle hakkaniyet kavramına başvurulma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.”

Adaletin türleri üzerine yapılan politik yorumlara değinen Aktaş, bunların adalet teorileriyle bağlantılarına vurgu yaptı. Aktaş, adalet türlerinden sonra adalet teorilerine değindi. Aktaş, liberal teorilerden biri olan usuli (prosedürel) adalette önemli olanın kuralların uygulanması olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Sonuçlar önemli değildir. Usuli adalette, kuralların herkese eşit olarak; hata, hile, ikrah olmadan uygulanmasıyla yetinilir. Liberteryen düşünür Robert Nozick, adaletin üç ilkesinden söz eder. Bunlardan biri aslen iktisaptır. Aslen iktisabın caiz olduğunu söyler. Bir diğer ilke gönüllü transferdir. Eğer taraflar arasında gönüllü bir mübadele varsa bu meşrudur. Son ilke, düzeltim ilkesidir. İlk iki ilkedeki yanlışlıkları düzeltmeyi ifade eder. Liberteryen felsefeyi savunan liberal adalet teorisyenleri, yine bir liberal teori olan sosyal adalete, mülkiyet haklarının aşındırılmaması ve ekonomik etkililik gibi nedenlerle karşı gelmişlerdir. XX. yüzyılda siyaset felsefesine yön verenlerden biri olan Amerikalı siyaset bilimcisi John Rawls, sosyal adaletin toplumsal sözleşme çerçevesinde temellendirmeye çalışmıştır. Rawls’a göre adalet ilkelerinden birinci ilke olan eşit özgürlük ilkesine göre, “herkes diğerlerinin özgürlükleriyle uyuşan en temel özgürlüklerin en geniş olanına eşit olarak ulaşma hakkına sahiptir. İkinci ilkenin bir alt ilkesi olan “fark ilkesi”ne göre ise toplumsal eşitsizlikler, toplumdaki en az avantajlıların da en fazla yararınaysa meşru gösterilebilir. Rawls’un çağımızda sosyal adaleti bu ilkelerden hareketle temellendirmeye çalışmıştır”

Adaletin çok kolay bir kavram olmadığını, onu anlamlandırmak için interdisipliner bir anlayış içinde tüm teori ve türlerini incelemek gerektiğini vurgulayarak konuşmasını bitiren Aktaş’a Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Davut Dursun tarafından hediye takdim edildi.

11/03/2016 – HAY/SASGEM

14 kez görüntülendi.
11 Mart 2016 - 14:05