Başkanlık Tartışmalarını Önyargılara Teslim Etme(me)k

22 Şubat 2016

Doç. Dr. Serdar Gülener / Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Türkiye’deki başkanlık sistemine getirilen eleştirilerin bağlamını, başkanlık sisteminin ontolojisinden çok dizaynı üzerine odaklamak hükümet sistemi tartışmalarının önyargılara teslim edilmesini engelleyebilir.

Türkiye’de başkanlık sistemine dair yapılan tartışmalarda tarafların aldığı pozisyonun olası bir sistem değişikliği durumunda sistemin fren ve denge mekanizmalarından yoksun olacağı üzerinden belirlendiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki ilişkiyi belirleyecek anayasal tercihin, fren ve dengeyi yürütmenin, yani başkanın lehine bozacağı yönündeki endişelerden beslenen bir halet-i ruhiye söz konusudur. Buna karşılık söz konusu psikolojiyi şekillendiren zihinsel altyapının ciddi akademik tartışmalardan çok “inşa edilen” algılar ve ezberler üzerinden temellendirildiği söylenebilir. Bu temellendirmede Amerika Birleşik Devletleri tecrübesi dışındaki örneklerden çıkarılabilecek dersler konusunda yeterince çaba gösterilmemesinin de etkisinin olduğu kabul edilmelidir. Aslında Türkiye’deki başkanlık tartışmalarında yapılan temel hatalardan biri de bu noktada ortaya çıkmakta, ABD modelinin otantikliği mutlak bir gerçeklik gibi kabul edilmektedir.

Kuşkusuz ABD tecrübesi başkanlık sistemine dair en özgün ve başarılı örnektir. Ama unutulmamalıdır ki bu sistemi uygulayan tek örnek değildir. En azından akademik çevreler açısından bu gerçekliğin başkanlık sistemini uygulayan başta Latin Amerika olmak üzere diğer örneklerin akıllara getirdiği kötü çağrışımlarla birlikte bir kenara not edilmesi tartışma zeminini daha sağlıklı bir yere konumlandırabilir.

Başkanlık sisteminde fren-denge mekanizmalarına dair yapılacak tartışmalara bu pencereden yaklaşılması, “evrensel olan”ın yerel ihtiyaçlara dayalı anayasal tercihler üzerindeki etkisini daha geniş bir bağlam içinde ele almayı kolaylaştıracaktır.

Güç ilişkisi dengelenmeli

Kuvvetlerin katı ayrılığına dayanan başkanlık sistemlerinde yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarının birbirinden bağımsız olması, sistemin garantisidir ama aynı zamanda zaafını da teşkil etmektedir. Bu zaafın ortadan kaldırılabilmesi ise kuvvetler arasındaki güç ilişkisinin birtakım mekanizmalarla dengelenmesini zorunlu kılmaktadır. Başkanlık sistemini uygulayan ABD, Brezilya, Arjantin, Meksika, Şili ve Güney Kore gibi örnekler incelendiğinde “başkanın yasama organındaki çoğunluk desteği”, “başkanlık kararnameleri”, “başkanın veto yetkisi”, “başkanın fesih yetkisi”, “bütçe” ve “kamu görevlilerinin atanması” gibi mekanizmaların belirleyici olduğu görülebilir.

Başkanın yasama organındaki çoğunluk desteği, yürütmenin politikalarını uygulanmasındaki etkinliği yanında, yasama ve yürütme arasındaki uyumu belirlemesi açısından önemlidir. Bunu belirleyen parametrelerin başında yasama ve yürütme organlarının seçimlerinin zamanlaması ile başkanın seçiminde uygulanan sistemin geldiği söylenebilir. Özellikle başkanlık seçimleri ile yasama organı seçimlerinin birlikte yapılmasına karşı çıkanlar, böylesi bir durumun kuvvetler ayrılığı açısından sorun teşkil edeceğini, çünkü bunun başkan ile yasama organındaki çoğunluğun aynı siyasi ten çıkmasına imkan sağlayacağını iddia edilmektedir. Haklılık payı olmakla birlikte söz konusu durumun cumhurbaşkanının halkoyu ile seçildiği ve tek bir partinin çoğunluğu sağladığı yasama meclislerinin varolduğu parlamenter sistemler açısından da geçerli olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla seçimlerin zamanlamasına dair tartışmalar, yasamada başkanın sahip olacağı çoğunluk desteğinin seviyesine dair yorumlar yapmak için tek başına yeterli görülmemelidir.

Bölünmüş hükümet

Başkanın seçiminde çoğunluk sisteminin uygulandığı (seçimlerin hem eş zamanlı hem de eş zamanlı yapılmadığı her iki durum da dahil) modellerde başkan ile yasama organının benzer siyasi tercihler çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Buna karşılık iki turlu çoğunluk sistemlerinde başkan adayı üzerinde sağlanan uzlaşmanın, yasama organındaki çoğunluğa yansımadığı örneklerle sıkça karşılaşılmaktadır. Seçmenler farklı siyasi tercihlere sahip olsalar da özellikle ikinci tur yapılan seçimde aynı başkan adayı üzerinde uzlaşabilmektedir. Oysa yasama organı seçimlerinde otantik tercihlerine geri dönmekte bu da bir taraftan partiler arası bölünmüşlüğü arttırırken diğer taraftan yasama organındaki çoğunluk ile başkanın içinden geldiği siyasi tercihi farklılaştırmaktadır.

Başkanın yasama organında elde edeceği çoğunluk desteği, hükümetin tekli ya da bölünmüş bir karaktere bürünmesi ve buna bağlı olarak sistemin istikrarlı işleyebilmesi için önemlidir. Bölünmüş hükümet, yasama ve yürütmenin kontrolünün farklı siyasal partilerin (çoğunlukların) elinde olduğu bir duruma işaret etmektedir. Kuvvetlerin katı ayrılığına dayanan başkanlıkta hükümetin bölünmüş bir şekilde işlemesinin doğuracağı sonuçlar, görece olarak diğer sistemlerden daha önemli sonuçlar ortaya koyacak başkanlık sisteminin işleyişini zorlaştıracaktır.

Başkanın kararname çıkarma yetkisi fren-denge mekanizmaları açısından öne çıkan bir diğer başlıktır. Başkana kararname çıkarma yetkisi veren örneklere bir bütün olarak bakıldığında, bu yetkinin, yasama meclisleri tarafından verilen yetki ile kullanılabilen ve sonlandırılabilen bir araç olduğu görülmektedir. Nitekim bu örneklerde aynı zamanda kararname yetkisinin hem konu hem de zaman bakımından sınırlandırılması yönünde güçlü bir eğilimin olduğu söylenebilir.

Başkana veto yetkisi

Başkanlık sistemlerinde yasama-yürütme arasındaki ilişkide etkileşim sağlayan bir diğer mekanizmanın “veto” olduğu görülebilir. Örnek sistemlerin çok büyük kısmı veto yetkisini başkana tanımaktadır. Bazıları kanunları bir bütün olarak, bazıları kısmi olarak, bazıları ise her ikisini de kapsayacak biçimde başkana veto yetkisini vermektedir.

Kuşkusuz başkanlık sistemlerinin önemli bir zaafı kuvvetlerin sert ayrılığının sistemsel tıkanıklıklara yol açabilmesidir. Zira hem yasama hem de yürütme organları birbirlerinin varlıklarına son verememektedir. Bunu aşmak noktasında getirilen önemli bir araç, başkana yasama organını feshetme yetkisinin tanınmasıdır.

Söz konusu uygulamanın görüldüğü bazı örneklerde rejim krizlerinin yaşandığı ileri sürülebilir. Ancak bu riskin, başkanın özellikle siyaset dışı aktörler arasından seçildiği dönemlerde arttığı görülmektedir.

Başkanın yasama organını feshetmesine dair uygulamalara sınırlı örneklerde rastlanılmasına rağmen, yasamanın başkanın görevini sona erdirmeye yetkili olduğu örneklerin sayısı daha fazladır. Örneğin ABD’nin yanı sıra Brezilya, Meksika ve Arjantin gibi ülkelerde de senato, suçlandırma (impeacment) yoluyla başkanın cezai sorumluluğunu işletebilmektedir.

Fren-denge mekanizması

Başkanlık sistemlerinde bütçenin hazırlanmasının yasama ile yürütme ilişkilerinde belirleyici bir öneme sahip olduğu ifade edilebilir. Bu yönüyle bütçe, yasama organının yürütme organı karşısındaki önemli bir fren-denge mekanizmasına dönüşmektedir.

Başkanlık sistemlerinde yürütme gücünü elinde bulunduran başkanın yasama ve yargı karşısında sahip olduğu önemli araçlardan bir diğeri kamu yöneticilerini atamak ve gerektiğinde görevlerine son vermektir.

ABD başkanlık sistemi denilince ilk akla gelen uygulamaların başında “ganimet sistemi” gelmektedir. Buna göre her seçim sonrası kamu yönetimindeki kadrolara başkanın partisinden gelen kişiler atanmaktadır. Kuşkusuz yürütme organının daha rahat çalışabilmesi için uygulanan bu yöntem, ABD özelinde olumlu sonuçlar vermekle birlikte, sanılanın aksine sınırsız bir biçimde uygulanmamaktadır. Son dönemlerde memurlar için tanınan güvencelerdeki artışa paralel olarak bu sistemde de sınırlamalara gidilmiştir.

ABD dışında başkanlık sistemini uygulayan ülkelerde kamu yöneticilerinin atanması ve görevden alınmasında, başkanın sahip olduğu yetkilerde farklı uygulamalara rastlanılmaktadır. ÖrneğinArjantin, Brezilya ve Meksika anayasalarında üst düzey kamu yöneticileri, yasama organının önerisi veya onayının alınması ile başkan tarafından atanmaktadır. Atamalar konusunda özellikle yargıya ilişkin olanlar kuvvetler ayrılığı noktasında önem taşımaktadır. Yasama ve yürütme karşısında hakem rolü üstlenen bu kuvvetin nasıl dizayn edildiği özellikle başkanlık kararnamelerinin denetimi açısından dikkate alınmaktadır. Söz konusu riskin ortadan kaldırılması adına birçok örnekte yüksek mahkemelere başkan tarafından yapılan atamalarda yasama organının onayının bir şart olarak koşulduğu gözlenebilir.

Fren ve denge mekanizmalarından yoksun bir başkanlık sisteminin kişi hak ve özgürlükleri önünde ciddi bir tehdit olacağı aşikârdır. Yukarıda sayılan mekanizmalar ABD sisteminin birer icadı olmakla birlikte sanılanın aksine diğer birçok örnekte, geçmişte yaşanılan kötü tecrübelerden çıkarılan derslerle reforme edilmiş ve halen kullanılmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’deki başkanlık sistemine getirilen eleştirilerin bağlamını başkanlık sisteminin ontolojisinden çok dizaynı üzerine odaklamak, hükümet sistemi tartışmalarının önyargılara teslim edilmesini engelleyebilir.

20.02.2016 – Star Gazetesi

5 kez görüntülendi.
22 Şubat 2016 - 9:32