Asgarisi Devletten, İnsanisi İşverenden, Azamisi Piyasadan

06 Mayıs 2015

*Sakarya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi ve SBE Müdürü

Prof. Dr. Fatih Savaşan

Âdemoğlunun dramı büyük… Cennetin yalancısını Dünyada kurma hayalinin peşinde giderken çözümün kitlesel üretim ve tüketimden geçtiği sonucuna ulaşmış; bunu da Sanayi Devrimi ile birlikte başarma yoluna girmişken bizatihi kendisi de üretim faktörü haline gelmiştir. Geçimlik ekonomi (üretim ve tüketim) döneminde onuru ile ve çevresi ile daha “insan” kalabilen âdemoğlu kitlesel ekonomi ile çevresine daha çok hükmederken kendi dramını hazırladığını nereden bilsin! Bir tarafta tüketemeyen türü diğer tarafta ise gittikçe daha çok tüketmesine rağmen mutluluğu ters orantılı olarak azalan türü ile âdemoğlu sahici mutluluğu iyice ıskalar olmuştur.

Bu dramın yoksula ve vasıfsız emeğe taalluk edenine asgari ücret/li diyoruz. Karın tokluğuna bile çalışamama durumunun sadece modern dönemlere has bir şey olduğunu düşünmek yanlış olur. Ancak daha önce hiç bu kadar yaygınlaşmadığı da bir gerçektir. Üretimin çok hızlı artmasına rağmen bölüşümün adaletsizliği artıracak şekilde işlemesi, israf eden azınlık ile insaf bekleyen çoğunluk ikilemi ile karşı karşıya bıraktı bizi.

Seçim gününe doğru yol alan Türkiye’de insaf bekleyen çoğunluğun umuduna yönelik hamleler de arttı. Asgari ücretle ilgili tartışmalar yapılırken hep insaf bekleyen çoğunlukla gözlemlerim ve ekonomik teorinin bize söyledikleri arasında sıkışır kalırım. Şimdilerde bu işin sadece ekonomik değil sosyal yanının da olduğundan hareketle başlıktaki formulasyonu kurguladım.

ASGARİSİ DEVLETTEN

Eğer kapitalizmin ayırt edici özelliği nedir diye sorsalar cevabım “esnekliği” olurdu. Asgari ücret, refah artışından yeterince pay alamayan üretim faktörüne yani kas gücü ile çalışan insana kapitalist sistemin verdiği sus payıdır. Böylece Devlete belirlediği asgari ücretle, üretimden aslan payını alanlara bu en korumasız üretim faktörüne insaflı olmayı dayatma yetkisi verilmiştir. Yaşam standardı göreli olarak yükselse de hep en geride kalmaya mahkûm olan bu kesim, verimliliğin düşmesinin de, işsizliğin artmasının da, sosyal kargaşanın da müsebbibidir.

Sus payı dediysek başka bir yöntemi var anlamında değil. Zira başka bir yöntem de bilmiyoruz. Asgari ücret, özel sektörün çalıştırdığı işçiye verebileceği en düşük ücrettir. Bu ücretin gıda, giyim, barınma ve ulaşım gibi temel ihtiyaçları cari fiyatlarla asgari düzeyde karşılayacağı beklenir. Beklenir de karşılayamaz. Ne var ki bu ücretin yüksek belirlenmesi de yaraya merhem olmaz. Konvansiyonel ekonomik teoriye göre yüksek belirlendiğinde işsizlik artacak; vasıfsız işçiler arasında da en vasıfsız olanlar öncelikle işsiz kalacaktır. Özel sektörün yüksek ücrete karşı geliştireceği diğer çözümler ise kayıtdışı istihdam veya görünüşte asgari ücret ödense bile fiilen vergi ve sosyal sigorta primlerinin de işçiye ödettirilmesi şeklinde olabilecektir.

Öyleyse asgari ücretin daha insani düzeyde belirlenmesi söz konusu olamaz mı? Bunun mümkün olması belirlenen asgari ücretin özel sektörce yüksek algılanmamasıdır. Özel sektörün yüksek ücrete karşı direnişe geçmemesinin iki yolu vardır. Birincisi, yüksek asgari ücreti alan işçinin daha çok çalışması (verimlilik artışı); diğeri ise diğer pay sahiplerinin (işveren, sermayedar, rantiyer vs.) paylarının bir kısmından asgari ücretli lehine vaz geçmeye razı olmalarıdır. Birincisi üstü örtük olarak asgari ücretlinin düşük performansla çalıştığını da ima eder. Ama ikincisinin geçerli olduğu durumlarda işveren zaten asgari ücretten daha yüksek bir ücreti kendiliğinden öder.

İNSANİSİ İŞVERENDEN

Asgari ücret, birincil gelir dağılımını en dezavantajlılar lehine düzeltmeyi hedefleyen bir düzenlemedir. Bir diğer ifadeyle, devletin piyasaya vergi ve harcama öncesi (ikincil gelir dağılımı) müdahalesidir. Daha fazla ücret ödenmesi de mümkün olduğuna göre işçisinin veriminden ve vasfından memnun olan işveren gönüllü olarak daha fazla ödeyebilir. Bu fazlalığın ne olacağı işverenin kendi karının ne kadarından vaz geçmeye razı olduğuna, işçisini memnun etmenin uzun dönemdeki getirisine ilişkin öngörüsüne ve duyacağı manevi huzura bağlıdır. Veya bunların tümüne birden farklı oranlarda bağlıdır.

İşçisine asgari ücretin üzerinde ödeme yapan işverenler vardır. Türkiye’de Asgari Geçim Ücreti (AGÜ) veya “insani ücret” gibi kavramlar özelinde işçiye asgari ücretin üzerinde ödeme yapılmasını üyelerinden isteyen İGİAD gibi işadamı dernekleri de mevcuttur. Bunu hem İslami ve insani hem de uzun dönemde karlılığı artırıcı bir uygulama olarak görmek yanlış değildir.

AZAMİSİ PİYASADAN

Geriye yaslanıp biraz düşünelim. Evinde bir tamirat yaptırıp çalıştırdığı işçiyle pazarlık yapmayan, ev taşırken hamallara patronun verdiğine ilaveten ellişer lira daha veren ve yemek verirken “yediğinden yediren” insanların sayısının arttığı toplumlarda asgari ücret kesinlikle insanileşecektir. Ne var ki işadamlarının asgari ücretin üzerinde ödeme yapmaları sefaleti azaltsa da sona erdirmeyecektir.

Adına “piyasa” denilen ucubenin en iyi becerdiği şey idealizmi çabucak eritmesidir. Küreselleşen Dünyada sefaletin göreli olarak az yaşandığı ülkeler rekabetin acımasızca yaşandığı ülkelerdir aynı zamanda. Bu ülkelerden çoğunun değişik sömürü mekanizmaları ile hak etmedikleri refahı yaşadıkları da tartışılabilir. Yine de bu mekanizmalar olmasa bile göreli müreffeh olacakları kanaatindeyim. Bu yüzden sefaleti daha fazla azaltmanın sürdürülebilir yolu yine üretmekten geçmektedir. Başta belirttiğimiz gibi daha çok üretmek paylaşımda adaleti sağlamaktan çok sefaleti daha katlanabilir hale getirmeye yarar ve payı yüksek olup da çok tüketenlerin ne kadar mutlu oldukları da tartışmalıdır. Ama üretemeden adil paylaşmak ve topyekûn mutluluk denizine yelken açmak ancak peri masallarında olur.

O zaman seçmene düşen nedir? Emeğin vasfını artıracak ve işverenin üreterek ve paylaşarak zenginleşebileceği (rant aktarım mekanizmalarını dışlayan) ortamı kuracak kadroları iş başına getirmek. Bu yol uzun mu? Evet, ama garantisi olan yol. Salt asgari ücretin artışına bağlı olarak kurgulanan refah umut tacirliğidir ve daha çok sefalete yol açar. Vakıa şu ki, üretimin olmadığı toplumlarda eşitsizlik çok daha zalimcedir.

Bu yazı pesar.org adresinde PESA Görüş olarak yayınlanmıştır.

20 kez görüntülendi.
06 Mayıs 2015 - 16:04