Altına Dayalı Kira Sertifikası Konuşuldu

17 Kasım 2017

Sakarya Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSEFAM) tarafından “Altına Dayalı Kira Sertifikası” konulu konferans düzenlendi.

SAÜ İlahiyat Fakültesi Toplantı Salonunda gerçekleştirilen konferansta konuşmacı olarak SAÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Soner Duman yer aldı. İSEFAM Müdürü Doç. Dr. Süleyman Kaya’nın da katıldığı konferansa akademisyenler ve öğrenciler de ilgi gösterdi.

Altına dayalı kira sertifikası sisteminin işleyişinden ve sistemin fıkhi açıdan sorun olabilecek noktalarından bahseden Doç. Dr. Soner Duman, sistemin faiz getirisi elde etmek istemeyenler için ortaya çıktığını, gayrimenkul alım satımına dayalı ve buradan elde edilen kira gelirlerinin kira sertifikası sahiplerine dağıtımı çerçevesinde oluşan bir gelir paylaşımı olduğunu söyledi. Sistemde finansal ürünün bir finans ihtiyacını karşılamak üzere ihraç edildiğini belirten Doç. Dr. Duman, sertifika sahiplerinin de dayanak varlık üzerinde eşit hak sahibi olduklarını ifade etti.

Yüzlerce sertifika sahibi var

Sistemin işlemesi için başka bir varlık kiralama şirketine ihtiyaç duyulduğunu belirten Duman, işleyişi şu şekilde açıkladı: “Böyle bir şeye neden ihtiyaç duyuluyor? Kanun böyle bir düzenlemeyi yapmış. Çünkü sertifika sahiplerinin tek tek bu işle uğraşmaları mümkün değil. Ortada yüzlerce sertifika sahibi var. Hepsinin bir araya gelerek doğrudan kaynak kuruluşla muhatap olmaları, hem hukuki açıdan hem de prosedür açısından mümkün değil. Onların haklarını temsil eden, onlara vekaleten iş gören bir varlık kiralama şirketi, bir kaynak kuruluş, gayrimenkulünü varlık kiralama şirketine satıyor. Varlık kiralama şirketi satın aldığı bu kaynak varlığı tekrar kaynak kuruluşa kiraya veriyor.”

İki farklı taraf olmalı

Normal kira sertifikasının işleyişinin de altına dayalı kira sertifikası gibi olduğunu söyleyen Duman, şöyle devam etti: “Bunun altın ile olmasının farkı, alım satım işleminde fiziki altının geçerli olması. Bu işlemi fıkıh açısından ele aldığımızda, sorun teşkil edebilecek bazı noktaları var. Bunlardan bir tanesi; Hazine Müsteşarlığı ile yine aynı tüzel kişiliğe bağlı Hazine Müsteşarlığı Varlık Kiralama Şirketinin (HMVKŞ) arasında gerçekleşen alım satım işlemi sonucunda, kendi malını kendisine satmış görünüyor olması. İslami açıdan bir kimsenin hem satıcı hem de alıcı olamayacağı, kendi kendisine bir şey satın alamayacağı kuralı devre dışı kalmış oluyor. Fakat hukuki açıdan bakıldığında, kaynak kuruluş ile varlık kiralama şirketinin birbirinden bağımsız olduğu kanuni olarak güvence altına alındığından, ben problem teşkil etmeyeceğini düşünüyorum.”

Bu işlemin rehin verme olarak da değerlendirildiği belirten Duman, “Fakat tam olarak rehin olmuyor. ‘Ödünç alınan tüketim eşyası’ anlamına gelen ‘karz’ terimi, bu duruma daha uygun. Bir açıdan rehin başka bir açıdan da satım oluyor. Üçüncü şahıslara satılamaması bakımından ‘fasih (açık) satım’, borcun teminat altına alınması bakımından ‘rehin’, borç verme olduğundan da ‘karz’a benziyor” şeklinde konuştu.

Fıkhi açıdan düzenlenmeli

Bu konuda bazı düzenlemeler yapılması gerektiğini vurgulayan Duman, “Bu sukuk (kira sertifikası) ihracı, bir yandan hazinenin dış borçlanmaya gitmeksizin kendi iç kaynaklarından ihtiyacını gidermesine yarar sağlarken, diğer taraftan da vatandaşın atıl vaziyette olan altınlarının yatırıma girmesini sağlaması bakımından çok önemlidir. Ama bu mevcut sukuk ihraçları konusundaki düzenlemelerin fıkhi açıdan sorun teşkil edilmemesi için bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir” ifadelerini kullandı.

17-11-2017 / EC

494 kez görüntülendi.
17 Kasım 2017 - 13:48