Aljazeera (26 Ocak 2014) : Türk dış politikasının 2014 stratejisi

26 Ocak 2014

“Türk dış politikasının 2014 stratejisi”

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yeşiltaş

2014’ün temel dış politika gündemi Suriye olmakla birlikte Eylül ayında yapılacak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliği seçimleri, Hariciye’nin en önem verdiği konuların arasında yer alıyor.

Türkiye için 2013 yılı, birçok açıdan uzun bir yıl oldu. İç siyasette yaşanan büyük ölçekli çalkantıların ortaya çıkardığı yeni muhalefet biçimleri başta olmak üzere, dış siyasette de AK Parti hükümeti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir dizi sert eleştiriye maruz kaldı.

Onbir yılın sonunda AK Parti, tüm demokratikleşme süreçlerinden daha fazla güç temerküz ederek hakim bir parti konumu elde etti ve ülke siyasetinin yönlendirilmesinde hegemonik bir aktöre dönüştü. Beklenti, siyasetin biraz daha normalleşmesi ve Türkiye’nin küresel sistemde sahip olduğu “stratejik otonomi” halinin pekişmesiydi. Ancak parlamonta dışı muhalefet, 2013 boyunca siyasi alanın ötesinde daha fazla etki doğuracak şekilde ülke gündemini sarsmaya başladı. Bölgesel ölçekteki jeopolitik kırılmalar ise AK Parti’nin belirginleştirdiği başarı hikayesini, ciddi meydan okumalarla karşılaştırdı.

Bazılarına göre, başarı hikayesinde aslan payına sahip olan dış politika, son zamanlardaki başarısızlığın temel nedenlerinden biriydi. Eleştirilerdeki aşırı ton ve ideolojik pozisyonlar bir kenera bırakılırsa, dış politikanın yeni yönelimleri konusunda Hariciye’nin kendine güvendiğini söylemek mümkün. Hariciye, kısa dönemli konjonktürel kırılmaların, Türkiye’nin uzun dönemli projeksiyonlarını geriye döndürmemesi gerektiğini düşünüyor. Diğer bir ifadeyle Hariciye, Türkiye’nin bölgesel ve küresel dış politika angajmanlarına dair pozitif beklenti içinde.

Büyükelçiler Konferansı’nda çizilen dış politika çerçevesi

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bütün eleştirilere rağmen, küresel sistemin belki de 100 yılda bir şahit olduğumuz büyük kırılmalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye’nin “pivot” ülkelerden biri olduğu yönündeki inancını güçlü şekilde koruyor. 13-19 Ocak 2014 tarihlerinde Ankara-Adana-Mersin olmak üzere üç farklı şehirde Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen VI. Büyükelçiler Konferansı, Davutoğlu ve hükümetin bu konudaki perspektifinin bir kez daha kalın çizgilerle vurgulanmasına imkan sundu. 200’den fazla büyükelçinin yaklaşık 40 farklı oturuma katıldığı toplantıların bu yılki gündeminin üç temel konusu vardı: Güçlü demokrasi, dinamik ekonomi ve etkin diplomasi. Bu üç konu etrafında başta Davutoğlu olmak üzere Türk dış politika yapıcılarının çizdikleri çerçeve üzerinden 2014’ün strateji ve eğilimlerini özetleyebiliriz.

Türkiye’nin restorasyonu ve dış politika

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sadece Türkiye’nin değil küresel sistemin de büyük ölçekli restorasyona ihtiyaç duyduğunu düşünüyor. Dış politikanın yeniden yapılandırılmasını, bu iki dönüşümü birlikte ele alarak düşünmek gerektiğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla bölgesel dönüşümün tarihselliğini göz ardı ederek dış politikayı eleştirmek ve tek başına Türkiye’nin performansına odaklanmak haksız bir yaklaşım.

Türkiye’nin restorasyonu, Davutoğlu’nun ifadesiyle demokratik konsolidasyon, dinamik ekonomi ve etkin diplomasiden oluşuyor. Tam bu noktada, demokrasinin güçlendirilmesinde ısrarın, Türkiye siyasetini rahatlatmasının yanı sıra bölgesel ve küresel siyasi angajmanlarını derinleştireceği söylenebilir. Dış politikanın, iç politikadaki istikrarsızlıktan doğrudan etkileneceğinin farkında olan Hariciyeciler, demokratikleşme sürecinin Ankara’nın uluslararası planda elini güçlendireceğini de biliyorlar. Özellikle Avrupa Birliği (AB) tam üyelik sürecinde Türk diplomasisinin başarısı, içerde yürütülen demokratik konsolidasyonun sorunsuzca tamamlanmasına bağlı. Davutoğlu’nun “yeni anayasaya” ihtiyacını yüksek sesle dile getirmesi, 2014 yılında AB sürecinin yeni bir ivme kazanacağının da göstergesi olarak okunabilir.

Dinamik ekonomi vurgusu, Türkiye’nin restorasyonunun tamamlayıcı unsurlarından biri olarak ön plana çıkıyor. Hariciye, Türkiye’nin küresel ölçekteki stratejik otonomisinin dinamik bir ekonomiyle desteklenmesini, vazgeçilmez bir koşul olarak görüyor. Küresel mali krizden görece az etkilen Türkiye, başta içeride 17 Aralık Operasyonu ile yaşanan siyasi kriz ve Orta Doğu’daki istikrarsızlık nedeniyle ekonomik dinamizmini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Fakat Türkiye, yeni diplomatik temsilcilikler açma planlarından vazgeçmedi. Ankara, önümüzdeki dönemde açılacak yeni elçilik ve konsolosluklarla, dünyada bulunduğu yedinci sıradan beşinci sıraya çıkmayı planlıyor. Hariciye, diplomatik ağdaki genişlemenin, Türkiye’nin dinamizmini ve farklı bölgelerdeki ekonomik nüfuzunu yoğunlaştıracağını öngörüyor.

Etkin diplomasi ise Türkiye’nin restorasyonunun dış politika ayağını oluşturuyor. Cumhuriyet tarihinin en hareketli dönemini AK Parti iktidarıyla yaşayan Hariciye, bu hareketliliği Türkiye’nin son on yılda kazandığı stratejik esnekliğine borçluydu. Ancak Arap Baharı’nın bölgesel ölçekte doğurduğu belirsizlik, Hariciye’nin daha dikkatli, daha ağırdan giden bir diplomatik angajmanı tercih etmesi gereğinin düşünülmesine yol açtı. İstikrarsızlık dönemlerinde daha ziyade tarihsel ve kurumsal angajmanların ön plana çıkarılması eğilimli Hariciyeciler, Davutoğlu’nun, Türkiye’ye her zamankinden daha fazla sorumluluk düştüğünü dile getirmesini ihtiyatla karşılıyorlar. Ne var ki hükümetin gerek küresel siyasi ajandası gerekse bölgesel politikadaki öncelikleri, Hariciye’nin bu sorumluluk anlayışını her zamankinden çok dikkate almasını zorunlu kılıyor. Davutoğlu’nun tarihsel bir değişim olarak değerlendirdiği Orta Doğu’nun dönüşümü meselesi, 2014 Türk dış politika ajandasında daha fazla yer tutacağa benziyor.

Dış politikada 2014 ajandası

Kuşkusuz 2014 yılı, Türkiye’nin iç siyasi dinamiklerinin kısa vadede nasıl şekilleneceği konusunda belirleyici bir yıl olacak. Bu nedenle dış politikada büyük bir değişiklik beklenmiyor. Lakin yapılan açıklamalar ve Erdoğan’ın 21 Ocak’ta 5 yıl aradan sonra Brüksel’e giderek AB yetkilileriyle mesi gibi hamleler, 2014’ün öncelikle AB üyelik süreci gibi iç siyaseti rahatlatması beklenen alanlarda daha yoğun tempoya sahne olacağının işareti.

Dışişleri Bakanı ve Hariciye, Türkiye’nin dış politikasına yönelik eleştirilerin başında gelen AB üyelik ajandasından uzaklaşılmasını, 2014 yılında daha çok dikkate alacak görünüyor. Bilhassa Orta Doğu’da Suriye’deki iç savaşın ürettiği sorunların doğrudan muhatabı olan Türkiye, buradaki olumsuz tabloyu AB angajmanını derinleştirerek değiştirmeye çalışacak gibi gözüküyor. Bu çaba, içerde yaşanan siyasi krizi de aşmanın ön koşulu haline gelebilir. Bunun yanı sıra, ABD ile ilişkilerin Orta Doğu’daki siyasi depremin artçı şoklarından etkilenmemesi için daha yapıcı bir boyuta taşınmasının önem taşıdığı düşünülüyor.

Dış politika yapıcılarının, başta Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri olmak üzere, mücavir coğrafyada yer alan ülkelerle ilişkilere yönelik beklentileri, hızlı bir değişimin yaşanacağı yönünde değil. Genel eğilim, bölgesel dönüşümün güvenli bir şekilde gerçekleşmesi için çaba harcanacağı yönünde. Orta Doğu’da birçok sürecin belirsizliklerle dolu olması, Hariciye’nin bu konudaki beklentilerini üst düzeye çıkarmamasının başlıca nedenleri arasında sayılıyor.

2014 yılının en temel dış politika gündemi kuşkusuz Suriye olmakla birlikte Eylül ayında yapılacak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliği seçimleri, Hariciye’nin en önem verdiği konuların başında geliyor. Türkiye, 2009-2010 yıllarında bu pozisyona seçilmişti. Ankara’nın kısa bir süre sonra tekrar adaylığını koyması, Dışişleri Bakanlığı’nın bazı mensupları tarafından risk olarak ele alınsa da, genel beklentinin olumlu olduğunu söylemek mümkün. Kimbilir, BMGK geçici üyelik sürecinin istenilen yönde sonuçlanması, Türkiye’nin yalnızlaştığı tezlerini çüretecek bir dış politika gelişmesi olarak 2014 yılına damgasını vurabilir.

Nitekim Davutoğlu, Ankara’nın reel politik anlayıştan uzak dış politika izlediği yönündeki eleştirilere, bütün bir dış politika hikayesinin “onurlu dış politika” anlayışı üzerine inşa edildiğini belirterek yanıt vermişti. Suriye’deki rejimin sistematik işkencelerini ifşa eden fotoğrafların ortaya çıkması, Türkiye’nin Suriye politikasındaki “moralist” bakışın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterdi.

Murat Yeşiltaş, Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı okulda yüksek lisansını tamamladı. 2012 yılında ‘Türkiye’yi Konumlandırmak: Jeopolitik Zihniyet ve Türkiye’de Ordu’ adlı doktora teziyle Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden doktora derecesi aldı. Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Öğretim Üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Yeşiltaş, Perceptions dergisinin yardımcı editörlüğünü yapıyor.

Aljazeera – 26 Ocak 2014

Yazıyı Aljazeera Sayfasından Okumak İçin Tıklayınız..

21 kez görüntülendi.
26 Ocak 2014 - 11:45