Aljazeera (10.04.2014) : Türkiye-İsrail Yakınlaşması Ne Kadar Yakın?

15 Nisan 2014

Türkiye-İsrail Yakınlaşması Ne Kadar Yakın?

Murat Yeşiltaş

Üç yıldan fazladır türbülansda olan Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir döneme girileceğine yönelik sinyaller, iki ülkenin yüksek makamlarından gelen açıklamalarla iyice belirginleşti. Mavi Marmara olayından sonra ilişkiler, adeta tamir edilemez bir noktaya gelmişti. Ancak ABD Başkanı Barack Obama’nın ısrarcı tutumuyla İsrail’in 22 Mart 2013’te Türkiye’den özür dilemesi akabinde Tel Aviv ile Ankara arasında resmi düzeyde bir süredir melerin yürütüldüğü zaten biliniyordu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 25 Mart 2014 günü, İsrail ile tazminat konusunda, 30 Mart yerel seçimleri sonrasında bir anlaşmaya varılabileceğini açıklamıştı. Arınç’ın açıklamasıyla birlikte bu yöndeki beklentiler, artık öngörülebilir bir noktaya ulaştı. Ne var ki Türkiye-İsrail ilişkilerinin, büyükelçilerin karşılıklı olarak her iki başkentte göreve başlayacakları şekilde eski düzeyine ulaşması için daha çok mesafe kat edilmesi gerekiyor.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesi ve en azından Tel Aviv’in istediği noktaya gelmesi, esasen Ankara’nın iki temel talebinin gerçekleşmesine bağlı görünüyor:

1) Mavi Marmara’nın küllerinin sönmesini beklemesi.

2) İsrail’in Gazze’ye yönelik sert tutumundan vazgeçmesi.

Her iki unsurun birden Ankara’nın arzuladığı bir noktaya gelmesi ise yakın bir gelecekte oldukça zor gözüküyor. Fakat Türkiye-İsrail ilişkilerinde daha önce belirleyici olmayan ‘enerji’ unsurunun devreye girme ihtimali, iki başkent arasındaki karabulutların dağılmasına neden olabilir. Yine de bir zamanlar Orta Doğu’da, özellikle askeri-güvenlik sektöründe, ortaklığın en belirgin örneği olarak gösterilen Türkiye-İsrail ilişkilerine dair öngörülebilir bir geleceği tasvir etmek hayli zor. Bu nedenle Türkiye-İsrail arasında gerçek bir yakınlaşma sanıldığı kadar yakın olmayabilir. Her iki ülkenin de yakınlaşmayı geciktirecek birkaç motivasyonu var.

Mavi Marmara’nın psikolojik ağırlığı

31 Mayıs 2010’da İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırı düzenlemesi, sadece iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilere zarar vermekle kalmadı. Biri ABD vatandaşı olan dokuz Türk’ün hayatını kaybetmesine yol açan bu saldırı, aynı zamanda İsrail’e karşı Türkiye’de zaten tarihsel olarak varolan negatif “toplumsal algının” yerleşik bir hal almasına neden olmuştu.

Kaldı ki Mavi Marmara’ya gelene dek İsrail’in Aralık 2008-Ocak 2009 tarihlerinde Gazze’ye yönelik saldırıları ve 29 Ocak 2009’da Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasındaki “One Minute” krizi de, Ankara’nın Tel Aviv’e güvenini yitirmesine sebebiyet vermişti. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti / AKP) hükümeti çevresinde, Haziran 2013’te meydana gelen Gezi Parkı eylemleri ve Fethullah Gülen Cemaati ile yaşadığı son gerilimin arkasında yer alan odaklar arasında İsrail’in de yer aldığı algısı hakimdi.

Bütün bu yaşananlar, İsrail’i AK Parti hükümeti açısından bir “boş gösterene” dönüştürdü. Başbakan Erdoğan, hem ülke içindeki gerginliklerin hem de Arap Baharı’nda yaşanan “ters demokratikleşme dalgasının” arkasında İsrail’in bulunduğunu, üstü açık veya örtülü olarak her seferinde dile getirdi. Söz konusu gelişmeler, Mavi Marmara’dan sonra, Türkiye halkı nezdinde İsrail karşıtı algıyı, hiçbir dönemde olmadığı kadar kökleştirdi.

Benzer bir durumun İsrail halkı için de söz konusu olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. 2010’dan beri Türkiye’yi ziyaret eden İsrailli turistlerin sayısı, yıllık 350 binden dramatik bir şekilde 80 bine kadar geriledi. Türk Hava Yolları, İsrail’e en çok yolcu taşıyan ikinci havayolu şirketiyken; İsrail Hava Yolları’nın Türkiye’de herhangi bir noktaya uçamaması, ikili ilişkilerin ironisi olarak görülebilir. Ancak her şey algıdan ibaret değil.

Türkiye’de 30 Mart 2014’te gerçekleşen yerel seçimlerden büyük bir zaferle çıkan Erdoğan ve AK Parti, uzun süredir bir blok olarak hareket eden sert bir meydan okumayla karşı karşıya kaldı. Seçim sonuçları, AK Parti hükümetinin elini rahatlatmış gözükse de Başbakan Erdoğan ve ekibi, Gezi Parkı eylemlerinden bu yana yaşanan tüm meydan okumaların bir köşesine İsrail’i yerleştirdi.

Erdoğan, ilişkilerin düzelmesi için yapılacaklar listesindeki ‘Mavi Marmara konusunda İsrail BaşbakanıBinyamin Netanyahu’nun “resmi özür” dilemesi’ şıkkının üstünü çizdi. Tazminatlar konusunda büyük bir ilerleme kaydedilmesi halinde Erdoğan, ilişkilerin restorasyonu için sarı ışık yakacak gibi gözüküyor. Sarı ışığın yeni bir başlangıç için yeşile dönmesi, öncelikle İsrail’e sonra da Erdoğan’ın Gazze konusundaki ısrarlı ve haklı tutumunun nasıl değişeceğine göre şekillenecektir.

Bu bağlamda İsrail’in bazı Türk firmalarının inşaat yapımı için Gazze’ye malzeme götürmelerine ve insani yardımların ulaştırılmasına izin vermesi, Erdoğan’ın ve Türk Hariciyesi’nin iç kamuoyuna karşı elini güçlendirici bir işlev gördüğü gibi ikili ilişkilerin başlaması için de önem taşıyor. Türkiye, “Gazze’ye yönelik ambargonun kalkması” maddesini, daha önce bir şart olmaktan çıkardıysa da Mavi Marmara’nın Türk toplumundaki ve hükümet nezdindeki “psikolojik ağırlığı” hususu, bunun hükümet açısından “gizli” bir şart olarak müzakere masasında hâlâ dile getirilmesine neden oluyor.

Halihazırda süren müzakerelerde neredeyse sona gelinmesi, her iki başkentin yakınlaşma isteklerini açıkça deklare etmeleri ve en önemlisi İsrail-Filistin müzakerelerinde çözüm yönündeki Washington baskısı süreci etkileyen unsurlar. Böylesi bir ortam, ‘Gazze’ye yönelik ambargonun kalkması’ maddesinin, AK Parti hükümeti nezdinde ilişkilerin başlamasına bir engel teşkil etme ihtimalini biraz daha azaltıyor. Lakin Mavi Marmara’nın çözüme kavuşturulması, biçimsel olarak yakınlaşmayı mümkün kılacak gibi dursa da işin özünde tam bir yakınlaşmadan bahsetmenin zor olduğu söylenebilir.

Hazmetme kapasitesi

Mavi Marmara’nın hukuki boyutunun müzakereler sonucu tamamlanma ihtimali bir yana, her iki taraf açısından siyasal ve toplumsal bağlamının daha fazla öne çıkması, yakınlaşmanın içini doldurmayı hâlâ zorlaştırıyor. Hem Tel Aviv hem de Ankara açısından, ilişkilerin eski günlere döndürülmesi noktasında çok belirgin limitler bulunuyor.

Resmi özür, İsrail tarihinde pek rastlanan bir durum olmadığı gibi İsrail siyasetindeki muhalefetçe “zaaf” şeklinde yansıtılmıştı. Türkiye tarafından ise İsrail’in özür dilemesi, şehirlerdeki bilboardlara taşınacak ölçüde bir zafer havasında sunuldu. Tazminat konusu taraflar arasında bir uzlaşıyla sonuçlansa bile AK Parti hükümetinin bunu bir anlaşma metni üzerinden resmiyete bağlayarak parlamentoya getirmeyi planlaması, Türkiye iç siyasetinde yeni tartışmaları gündeme getirebilir. Her iki tarafta da siyaseten karşıt söylemlerin varlığı dikkate alındığında, yakınlaşmanın “hazmedilmesi” kısa vadede kolay olmayacaktır.

Türkiye, İsrail ile ilişkilerini diplomatik noktada eski düzeyine çevirse bile İsrail’in Gazze’ye yönelik maksimalist talepleri değişmedikçe, tam bir yakınlaşma sağlanamayacaktır. Arap Baharı’nda tersine dönen Müslüman Kardeşler etkisi ve Suriye krizinin çözümü konusunda iki ülkenin önceliklerindeki farklılık ortadan kalkmadığı sürece Ankara’nın yakın bir gelecekte Tel Aviv ile ortak hareket ediyor gözükmek konusunda isteksiz davranacağı açıktır. Bu durumun orta vadede aşılması, Türkiye’nin İsrail’e yönelik güven duygusunu tazeleyecek gelişmelerin yaşanması bağlıdır.

İsrail istisnacılığının sona ermesi

Gerçek bir yakınlaşmanın önündeki bir diğer engel de İsrail’in uluslararası hukuk kurallarına diğer tüm devletler gibi riayet etmeyen “istisnai” bir ülke görüntüsü vermesidir. İsrail’in, Suriye başta olmak üzere Gazze konusunda kendi başına buyruk bir şekilde davranması, Türkiye’ye göre bölgesel istikrarın önündeki en büyük engellerden biri konumunda. Ankara için Mavi Marmara tam da İsrail’in bu davranışını kanıtlayan bir örnek. Orta Doğu’nun istikrarını ilgilendiren tüm konularda (İran dahil) İsrail’in öncelikleri ve dış politika pratiklerinin ortak bir bölgesel vizyona aykırı görüntüsü, AK Parti hükümetinin dış politika anlayışıyla uyuşmazlık içinde. Dolayısıyla yakınlaşmanın derinleştirilebilmesi ve uzun vadede sürdürülebilir bir düzeye ulaşmasında, bölgesel gelişmelerin nasıl seyredeceği de önemlidir.

Yakınlaşmada enerjinin rolü

Türkiye-İsrail yakınlaşmasını kısa vadede bütün alanlarda istenilen bir boyuta taşımak için şartlar tam olarak olgunlaşmasa da yakın gelecekte yaşanması muhtemel gelişmelerin ikili ilişkilerin yoğunluğunu belirleyeceğini söylemek mümkün. İki ülkenin, ekonomi ve güvenlik unsurlarını, ilişkilerin siyasi bağlamının önüne geçirmek istemesi son derece normal. Nitekim üç yıldır süren krize rağmen ikili ticaret hacminin 2,9’dan 5,1 milyar dolara ulaşması bunu kanıtlar nitelikte.

Türkiye, İsrail’in Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz sayesinde yakın bir gelecekte potansiyel bir üretici ve sağlayıcı ülke haline gelecek olmasını bir fırsat olarak görüyor. İsrail de çıkardığı doğalgazın daha güvenli, ucuz ve hazır bir altyapı sistemi üzerinden Avrupa’ya aktarılmasında Türkiye’nin bir sıçrama tahtası olabileceğini düşünüyor. Bunun farkında olan Ankara, hem doğalgaz kaynaklarını çeşitlendirmek hem de Güney Kıbrıs’ın avantajlı görüntüsünün önüne geçme peşinde.

Dolayısıyla enerji alanında İsrail’in kaynakları, Türkiye’nin ise jeopolitik avantajları iki ülkenin yakın bir gelecekte aralarındaki siyasi sorunları görmezden gelmelerine yol açabilir. Yine de bu konuda Tel Aviv’in yaklaşımları hayati önem taşıyor. İlişkilerin yapısal boyutlarının değiştiği bir ortamda enerji sektörü üzerinden Türkiye’yi tek aktör olarak konumlandırmak noktasında İsrail’in şüpheleri mevcut. Başbakan Erdoğan’ın sert retoriğine rağmen Türkiye’nin dış politikasında ulusal güvenlik ve çıkar önceliklerine yönelik meydan okumaların arttığı bir zamanda daha pragmatik olunması gereken bir döneme girilmesi, Türkiye ile İsrail arasındaki tansiyonu düşürmeye yarayabilir. Nihayetinde her şey düzelse dahi, yakın gelecekte “mekanik” bir Türkiye-İsrail ilişkisiyle karşı karşıya kalacağız.

Aljazeera 10 Nisan 2014

Yazıyı Aljazeera web sayfasından okumak için tıklayınız.


6 kez görüntülendi.
15 Nisan 2014 - 12:38