Akdeniz Kültürünün Mükemmel Bir Sentezi

03 Mart 2016

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi’nin (SASGEM) bu haftaki konuğu Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Lütfi Şeyban oldu. Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte ‘Endülüs Kültürü ve Convivencia’ konusu ele alındı. Endülüs medeniyetinin dünyaya katkılarını anlatan Prof. Dr. Şeyban Endülüs’ün Akdeniz kültürel dünyasının mükemmel bir sentezi olduğunu söyledi.

Akdeniz kültürel dünyasının mükemmel bir sentezi

Endülüs’ün Akdeniz kültürel dünyasının mükemmel bir sentezi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Şeyban, şöyle konuştu: “Doğu- Batı medeniyetlerinin buluştuğu Akdeniz coğrafyasında İslam, Afrika ve Avrupa dünyalarının batısında yaklaşık sekiz asırlık bir tarih bulunmaktadır. Bu, İslam ve Avrupa’nın bir parçası olarak gelişip büyüyen ve medeniyet tarihine yaptığı katkılarla ebedileşen ve bugünkü Portekiz, İspanya ve hatta Güney Fransa bölgesini kapsayan tarihi yarımadadır, Endülüs’tür.  Endülüs gerçekte bir Akdeniz kültürel dünyasının mükemmel bir sentezidir. Akdeniz dünyası ise doğuyla batının birleşimi bir medeniyeti ifade eder. Üç büyük semavi dini barındıran, dünyanın merkezi sayılan Ortadoğu, aynı zamanda Doğu Akdeniz’in de komşusudur. Doğal olarak böyle bir coğrafyada oluşan dinler, dinlerin oluşturduğu medeniyetler ve kültürler bu merkezden tüm dünyaya yayılmıştır.”

Hristiyan olmaya zorlandılar

Endülüslülerin bugün İspanya’da çok az bir nüfusu kaldığını belirten Şeyban, Portekiz’de ise hemen hiç kalmadığını söyledi. Endülüslülerin askeri güçlerini kaybetmeye başladıktan sonra önce topraklarını sonra da kültürlerini kaybettiklerini belirten Şeyban ”Yaklaşık bir asır kadar kültürlerini korumak ve yaşatabilmek için direnseler de o sürede Katolik İspanya Krallığı idarecileri ve kardinaller, yürüttüğü devlet politikası ile baskı uygulayarak Endülüslülere Müslümanca yaşamayı yasakladılar, onları Hristiyan olmaya zorladılar. Bu süreçte önce Endülüslülerin kitapları papazların öncülüğünde meydanlarda dev yığınlar halinde yakıldı. Ayrıca domuz eti yemeye ve Hristiyan kıyafetlerini giymeye de zorlandılar. Ardından Hristiyan adetlerine uymayanlar Engizisyon Mahkemesinde mahkemelerinde yargılanarak pek çoğu ağır işkencelere tabi tutuldu ve yüzlercesi sokaklarda yakıldı, büyük bir kısmını da sürgün edildi” dedi.

Birlikte yaşama

Endülüslerin dünyaya üç büyük miras bıraktığını belirten Şeyban, “Bunlardan birincisi Convencia yani birlikte var olma birlikte yaşamadır. Her toplum birlikte yaşar ancak Convencia’yı diğer toplum modellerinden ayıran,  kendine özgü İslam ahlak ve hukuk sisteminin ürünü olmasıdır. Batılılar Convencia’yı demokrasiye benzetirler. Ancak Convencia bir demokrasi modeli değildir. Tamamen kendine özgü bir sistemdir; Müslümanı, Yahudisi ve Hristiyanıyla birlikte ortaya koydukları toplumsal uzlaşmadır,  bir simbiyotik yaşamdır. Simbiyotik yaşam, birbirine benzemeyen organizmaların, birbirine daima yarar sağlama zorunluluğu olmaksızın bir arada yaşamasıdır” ifadelerini kullandı.

Doğu-Batı setezi medeniyet

Endülüslerin diğer önemli mirasının Doğu İslam ülkesinde yükselen bilimsel-kültürel değerlerin üstüne kendi entelektüel ve bilimsel birikimlerini ekleyerek ortaya koydukları Doğu-Batı sentezi medeniyet (sofistica & ciencia & civilizacia) olduğunu kaydeden Şeyban, Endülüs’ün bu alanda Doğu dünyasının zirvesi Batı dünyasının da temeli mesâbesinde olduğunu söyledi. Şeyban sözlerini şöyle sürdürdü:

“Endülüslü Müslüman halk, Avrupa’dan değil de Doğu İslam ülkesinden giden bir halk olduğu için geldikleri asıl ülkeleriyle irtibatlarını sürdürdüler. Kültürlerini korumak için hem yerleştikleri yeni topraklardaki halka hem de içinden çıktıkları asıl toplum olan Doğu İslam toplumuna karşı rekabet duygusu içinde oldular. Aslında bu rekabet, Endülüs bağımsız bir devlete dönüştüğünde başladı. 711’de fethedilen Endülüs, kırk beş yıl kadar Emeviler’e bağlı bir valilikle olarak yönetilmişti. 750 Yılında ise büyük bir siyasi ihtilal oldu, Abbasiler Emeviler’in yönettiği o müthiş imparatorluğu ele geçirdi ve tüm Emevi hanedan mensubu erkekleri öldürdüler. Ancak bu Abbasi kıyımından bir erkek kurtuldu. Adı Abdurrahman. 21 yaşında bir delikanlı. Daha sonra bu delikanlı, Endülüs’teki Emevi yandaşlarıyla yardımlaşarak Endülüs’e çıktı ve valiyi yenilgiye uğratarak savaşı kazandı. Böylece İslam tarihinde ilk defa İslam devleti iki parçaya bölünmüş oldu. Yani 756’da Endülüs, bağımsız bir devlet oldu: Endülüs Emevileri. Emevi idarecileri kısa sürede Doğu İslam ülkesi Maşrık’tan bütün ticari, kültürel, tarımsal birikimleri devşirerek iki asır sonunda Endülüs’ü çağının üç büyük devletinden biri haline getirdiler.”

Canları pahasına kimliklerini muhafaza ettiler

Prof. Dr. Lütfi Şeyban, Endülüslerin üçüncü büyük mirasının kaba güçle kendilerini yendikten sonra hayat tarzlarını zorla değiştirmek isteyen Katolik güçlere karşı kendi kültür ya da kimliklerini canları pahasına muhafaza etmeleri (conservacia cultural) olduğunu söyleyerek “onlar bu konuda da dünya milletlerine örnek olmuşlardır” diye konuştu. Şeyban sözlerini şöyle sürdürdü:

“Askeri, siyasi gücünü kaybettiklerinde Endülüs şehirlerinin Hristiyan krallıkların eline geçmeye başladığını söylemiştik.  O süreç, Hristiyanların Endülüs’ü geri alıp yeniden İspanya yapma idealinden (Reconquista) ibaretti ve bu idealleriyle beş asırlık süreç sonunda Endülüs’ün onda yedisini geri aldılar, ancak güney şeridinde küçük bölge Müslümanlara (Nasrîler dönemi) kaldı. Artık güç Hıristiyanlarda olduğu için Endülüs de onlara haraç ödeyen bağımlı bir devletçik olarak iki buçuk asır yaşama şansı buldu. Ancak sonunda 1492’de son kale Gırnata da düştü ve ülkeden göç edemeyen 800 bin civarında Müslüman (Müdeccen, Morisko) ve Endülüs Yahudisi (Sefarad, Konverso) şiddetli Katolik-Hristiyan baskısı altında canlarını, kimlik-kültürlerini ve yurtlarını kaybettiler. İşte bu üçüncü miras böyle ortaya çıktı. Şunu da belirtmek gerekir ki her ne kadar kültürlerini korumada başarılı olamasalar da direnenlerin ve öldürülenlerin sayısı, teslim olanlardan ve kimliklerini yitirenlerden daha fazladır.”

Yaşayan Endülüs

Baskı ve zülum altındaki Endülüslerin bir kısmının Kuzey Afrika’ya (Fas-Cezayir-Tunus) göç ettiğini belirten Şeyban “ İşte o göç edenler, o ülkeleri imar ettiler. Yüz yıl içerisinde de yeniden Endülüs devleti inşa edebilecek düzeye ulaştılar. Bu nedenle bugün Kuzey Afrika’ya özellikle de Fas, Cezayir ve Tunus’a ‘Yaşayan Endülüs’ denilmektedir. Yaklaşık 8 asır ömrü olan Endülüs devletinin Türkiye’de sadece Emevi dönemi yani iki buçuk asırlık kısmı biraz bilinmektedir” diye konuştu.

Konuşmasını Endülüs topraklarını ziyaret etme tavsiyesi ile bitiren Prof. Dr. Lütfi Şeyban, dinleyicilerden gelen soruları da yanıtladı. Şeyban’a, Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Kemal Şan tarafından hediye takdim edildi.

03/03/2016 – HAY

55 kez görüntülendi.
03 Mart 2016 - 10:38